Fon meselesinin kendi tabanımız ve özellikle yıllardır bize destek veren camiamız tarafından yakından takip edildiğini gayet iyi biliyoruz.
İnancımızın bir gereği olarak “emri bil maruf, nehyi anil münker” çizgisini hatırlatan her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz.
AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir.
Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var; yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.
Bizi bugünlere getiren, önce yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, bunlarla birlikte irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da makul ve yapıcı zeminde kırmayı, dökmeyi değil; inşa etmeyi, yol göstermeyi amaçlayan eleştirilere kulak vermeye inşallah devam edeceğiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan:
(Fon soruşturması) Konunun kendi tabanımız özellikle yıllardır bize yıllardır destek veren camiamız tarafından yakından takip edildiğini gayet iyi biliyoruz.
İnancımızın bir gereği olarak emri bil maruf nehyi anil münker çizgisini hatırlatan, her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz.
AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir.
Ne mutlu bize ki; soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki; yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.
Bizi bugünlere getiren önce Yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır.
Bunun için Rabbime her zaman hamdettim, bugün de hamdediyorum.
İslami STKlardan İMH, Hüdai Vakfı ve İnsani Değer Hareketi çürümeye karşı bildiri yayınladılar.
Herşeye rağmen yanlışa karşı ikaz ve eleştiride bulunuyorlar. Bunu siyasi muhalefet olarak görmek doğru değildir. Çünkü başka siyasete çağrıya değil adalete, doğruya, ahlaka davet var.
🔴 İnsan ve Medeniyet Hareketi Genel Başkanı Kemal Özden, (Binali Yıldırım’ın çıkışı hakkında)
“Eğer başörtü yasağı veya başka herhangi bir dini özgürlük o ülkenin iç meselesi ise, ne Avrupa, ne Suriye, ne Doğu Türkistandaki insan hakları bizi ilgilendirmez, öyle mi? Azerbaycana yanlış yoldasın demek bu kadar mı zor? Gardaşım yapmayın demek neden yanlış. Neden hadsizlik.”
Üsküdar Belediyesi Başkanvekili Sayın Dündar Ziya Gültekin’in geçirdiği elim trafik kazasının ardından hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrendim.
Başkanvekili seçilmesinden itibaren geçen kısa sürede kendisiyle Üsküdar Belediye Meclisi Divanı’nda ve Belediye Encümeni’nde birlikte çalışma fırsatımız olmuştu.
Son dönemde yaşanan zorlu ve sert siyasi süreçlerde dahi, farklı siyasi görüşlerde olmamıza rağmen nezaketinden, saygılı ve yapıcı tutumundan hiçbir zaman ödün vermediğine bizzat şahit oldum.
Siyasi farklılıkların, insani değerlerin ve karşılıklı saygının önüne geçmemesi gerektiğini bizlere bir kez daha hatırlatan bu acı kayıp nedeniyle büyük üzüntü duyuyorum.
Merhum Ziya Başkan’a Allah’tan rahmet; başta kıymetli ailesi, değerli evlatları ve sevenleri olmak üzere, AK Parti camiasına, Üsküdar Belediyemize ve tüm Üsküdarımıza sabır ve başsağlığı diliyorum.
Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.
Bu tavır önemli, camiamızın tüm vakıf ve derneklerine; kanaat önderlerine örnek olmalı!
İslamın izzetini taşıyamayanlar, içine düştükleri zilletin Müslümanlara fatura edilmesine sebep olmamalı; camiadan dışlanmalı!
Takdir ve tensip değil; tekdir ve tel’in görmeli!
Akıncılar Derneği’nin son genel başkanı Mehmet Güney’in onursal başkanı olduğu İnsan ve Medeniyet Hareketi’nden fon skandalına sert tepki:
https://t.co/Z6l0EV83dQ
“Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz.”
“Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler.”
“Herkesi kul hakkından sakınmaya, alın terinin karşılığını eksiksiz vermeye, haksız kazançtan vazgeçmeye, ihlal ettiği hakları sahiplerine iade etmeye ve hata ve günahlarından samimiyetle tövbe etmeye davet ediyoruz.”
KAMUOYUNA AÇIKLAMA!
Son günlerde kamuoyuna yansıyan “Fon krizi”, kazançla imtihanımızı ve ekonomik hayatın ahlaki temellerini yeniden düşünmemizi gerektirmektedir. İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak meseleyi şahıslar üzerinden değil; haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve giderek yaygınlaşan ahlaki duyarsızlık/yozlaşma üzerinden ele alıyor, yaşananları hepimiz için ciddi bir muhasebe vesilesi olarak görüyoruz.
İslam, çalışmayı, üretmeyi ve alın teriyle kazanmayı teşvik ederken helal kazancı vazgeçilmez bir ilke olarak ortaya koyar. Müslümanca duruş; kolay ve haksız kazancın cazibesine kapılmadan emek vermeyi, sabretmeyi ve gerektiğinde daha azıyla yetinmeyi bilmektir. Zira asıl zenginlik, başkasının hakkına göz dikerek servet biriktirmekte değil; helal kazancın bereketinde, kanaatin huzurunda ve adaletin gözetilmesindedir.
Kur’an-ı Kerim’in ölçü ve tartıda hile yapanlara yönelik ağır uyarısı, yalnızca alışverişe değil, hak ve menfaatin söz konusu olduğu bütün ilişkilere yöneliktir. Kendi hakkını eksiksiz alırken başkasının hakkını gözetmemek, kazancı kendine ayırıp zararı başkasına yüklemek, gerçeği gizleyerek güveni istismar etmek bu ilkenin açıkça ihlalidir. Peygamber Efendimizin (sav) “Bizi aldatan, bizden değildir.” ikazı, Müslüman için dürüstlüğün bir tercih değil, imanla bağlantılı ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatır.
Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz. Mağduriyetlerin giderilmesi, hakların iadesi ve sorumlulukların hukuk içinde belirlenmesi ortak ve en güçlü talebimizdir.
Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüzle davranışımız arasında tutarlılık gerektiren büyük bir emanettir.
Takva Ekseninde Toplumsal Değişim, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin çarşıda, iş yerinde ve kurumlarda hayat bulmasıdır. Takva; emaneti korumakla, adil paylaşmakla ve kimsenin görmediği yerde de hakkı gözetmekle görünür olur.
İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak başta kendimiz olmak üzere bütün Müslümanları kazançlarını, ticari ilişkilerini ve hayat tarzlarını helal ve haram ölçüleriyle yeniden muhasebe etmeye; açgözlülüğün yerine kanaati, istismarın yerine dürüstlüğü, haksızlığın yerine adaleti hâkim kılmaya çağırıyoruz. Herkesi kul hakkından sakınmaya, alın terinin karşılığını eksiksiz vermeye, haksız kazançtan vazgeçmeye, ihlal ettiği hakları sahiplerine iade etmeye ve hata ve günahlarından samimiyetle tövbe etmeye davet ediyoruz.
Müslümanca duruş, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğru olanı yapmaktır. Helali savunurken haramdan sakınmak, adaleti talep ederken adil olmak, hakkı gözetirken kendi menfaatinden de vazgeçebilmektir.
İnsan ve Medeniyet Hareketi
Bu yıl, yarım asırlık kutlu yürüyüşümüzü taçlandıracağımız 2026/2027 Dönem Açılış Programı’nda *"İstikamet Üzere Yarım Asırlık Hareket"* diyerek bir araya geliyoruz.
Köklü geçmişimizden aldığımız güçle geleceğe dair vizyonumuzu tazeleyeceğimiz bu anlamlı buluşmada sizleri de aramızda görmekten onur duyarız.
📅 3 Ekim 2026 Cumartesi
📍 İnsan ve Medeniyet Hareketi Genel Merkezi Bahariye
⏰ 19.30
İBB Başkan Vekili Sn. Nuri Aslan şöyle bir açıklama yapmış :
▪️Bir kamu hizmeti olan toplu taşımada, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kamu hizmeti sırasında aldığı akaryakıttan eğer ÖTV ve KDV şu savaş koşulları sona erene kadar alınmazsa, Sayın Cumhurbaşkanımız böyle bir talimat verirse, biz de İBB olarak taşın altına elimizi sokacağız ve bilet fiyatlarını indireceğiz.
Özetleyeyim:
BİZ BAŞARAMADIK,
ŞU TAŞI ÜZERİMİZDEN ALINIZ !
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü vesilesiyle insanlığın sesi olmak için Üsküdar Meydanı’ndaydık.
Gazze'ye insani yardımların girişini engelleyen, milyonlarca insanı açlık ve çaresizlikle baş başa bırakan ablukaya karşı tek ses olduk.
İnsani Yardım Bir Lütuf Değil, Haktır!
Yıl 18 Ocak 1991.
Saddam Hüseyin İsrail’e birkaç Scud füzesi atmıştı.
Aslında hedefe bile isabet ettiremiyordu.
FETÖ lideri Gülen o zaman Süleymaniye Camii’nde “vaaz” veriyordu.
Diyordu ki;
“Rüyamda Peygamberi gördüm. Sarığının etrafında füzeler uçuşuyordu."
O zaman bile İsrail için ağlıyordu.
Arkadaşlarımız ise, Süleymaniye camii avlusunda toplanıp, FETÖ’yü ve Gülen’i protesto ediyordu.
1991’de bile FETÖ’ye karşı herkesi uyarıyorlardı.
Aradan 35 yıl geçti.
Türkiye, bizim daha o zamanlar uyarmaya çalıştığımız “tehlike” için çok ağır bedeller ödedi.
Çok geç uyandı. Ama uyandı.
Ve o gün;
Çıkardığımız Müslüman Genç dergisinin sayfası:
“Biz, Yurtta Sulh Cihanda Sulh” romantizmine dayanarak, müstekbirlerin dünya üzerinde at oynatmalarına asla müsaade etmeyiz.”
(Yurtta Sulh Konseyi'ni hatırlatalım)
Ve 15 Temmuz'da buna müsaade edilmedi işte.
Daha o zaman bile, Türkiye’nin yıllarca sonrasına atıf yapan bir düşüncenin ifadesiydi bu.
Tahir Gül, Sinan Aktaş, Muhittin Ağırman, Hanefi Tekin, Cemal Tellioğlu ve bir çok arkadaşımız, o dönemlerin kahramanları ve tanıklarıdır.
Bugün de öyle aslında.
Biz hep Türkiye’nin yarınlarını konuşuruz, bugününü değil.
Bu yüzden de hep bir adım önde yürüdük.
Anlayan olsa da olmasa da.
Çünkü bu yol Anadolu'da bin yıldır yürünüyor.
Yürüyenler biliyor.