Bir yaratımda bulunmak insan için zorunludur. Tabiki kendi benliğinden sıyrılıp toplumun kendisi için biçtiği rolleri kabullenmeyip bir benlik yaratmak isterse… bir yaratımda bulunmak insan için zorunludur.
İnsan varlığı oluş halinde bir özgürlük hareketiyse eğer, İnsanın Tekamül Aşamaları için inkişaf aşaması hiç bitmeyen, kendini sürekli yenileyen bir aşamadır.
“Ben” diyebilmem için ötekine ihtiyacım varsa eğer ben neden ötekini düşman belleyeyim ki? Benim varlığım ötekine bağlı. Onu yok etmek yerine onu yaşatmalıyım ki varoluşumun anlamını bulabileyim.
Kültürümüzde cüz-i irade diye bir kavram var ve bunu kader dediğimiz ölçüsellikle birlikte düşündüğümüzde, ölçülü davranışlarımızla şimdiyi şekillendirirsek eğer; iyi bir geçmiş ve iyi bir gelecek var etmiş oluruz. Yani kısa özet; kaderimizi kendimiz yazarız.
Gaflet perdesini yırtıp at artık. Gözünün önündeki maddeyi gerçek sanıp hükme varma. Geçici olanla hüküm verilir mi hiç? Sen baki olana yönel. Varlığını O’na vakfet. Her halin geçici, her halin biticidir. Bitmeyene, tükenmeyene doğru yola çık. Gönlünün açık deryasına yelken aç.
İnsanın Tekamül Aşamaları için sıralama yapılamamasının sebebi, her birinin bağlantılı şekilde ilişkisel bir ağın içinde bulunmasındandır. Bu konnektom, insanın gelişimi için bir takım aşamaları kat etmekten ziyade, ilişkisel bir bütünün içinde kendine yer bulmasını gösterir.
“Değişim.” diye geçirdi içinden. Zaten her şey değişim halindeydi. Önemli olan irade sahibi bir varlık olarak, değişimin yönüne karar vermek ve süreci o yöne doğru götürmekti.
Kulağa gelen bir tını insanın gönlünü bu kadar çoşkulandırıyorsa, huzur veriyorsa, hatta hareketlendiriyorsa doğanın bu ses dediğimiz şeye daha dikkatli muamele etmeliyiz.