Bu devirde ebeveyn yardımı olmadan evlenen/ev alan insana sadece “helal olsun” denir-Hevesi kırılmaz-Gurur duyulur ama onlar yıllar yılı borç ödediğiyle kalır-borcu hiç bitmeyen biri olarak-evlenecek bir arkadaşıma iki tane ev bir araba kaldığını öğrenince-“şans” diyemedim ya la!
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
📍Bırakın şimdi butlan, şutlan, Kılıçdaroğlu’nu. Sabahattin Önkibar’ın bu konuşması neden yeterince gündem olmadı? Halbuki yeri göğü inletmesi gerekirdi. Dikkatle dinleyin:
“— Dün Silivri’de dehşet bir şeye tanık olundu.
— İddianame İmamoğlu’nun kasası olarak görülen ve itirafçı olarak duyurulan Murat Kapki dün mahkeme salonunda adeta çığlık attı.
— Dedi ki: ‘Savcılar beni karımla tehdit etti.’
— Dedi ki: ‘Eşimi gözaltına alıp tutuklanacağını ima ettiler. Ben de karımı kurtarmak için ne derseniz evet diyeceğim dedim. Önüme konan her şeyi de imzaladım. Savcı o gün Roma’yı da sen mi yaktın deseydi yine evet diyecektim!
— Halbuki değil Ekrem İmamoğlu’nun kasası olmak, değil suç örgütünde bulunmak, suç örgütünün yöneticisi olmak; Ekrem Bey’le hayatımda bir kere bile konuşmadım.’ dedi.
— Evet İmamoğlu yargılamalarında en büyük dayanak yapılan Murat Kapki dün mahkemede bunları söyleyerek adeta iddianameyi paramparça etti, davayı bitirdi!
— Şimdi anladınız mı İmamoğlu duruşmaları neden televizyonda canlı yayınlanmıyor?
— Canlı yayın olsaydı ‘karımla beni tehdit etti’ ifadesi millet tarafından duyulup öğrenilecek ve büyük tepki yaratacaktı.
— Bakın yakın tarih, yakın geçmiş ortada.
— AKP’lilerin tamamının zulüm mahkemesi dediği 1960 Yassıada yargılamalarında bile o dönem televizyon olmadığı için radyodan naklen yayın yapıldı.
— Evet, darbeciler bile mahkemede olanları milletten saklamayı düşünmediler.
— Bugün ise tam tersi yapılıyor. Her şey saklanıyor. Çünkü orada edilecek sözlerden korkuyorlar.
— Emin olun bilseler mahkemede İmamoğlu rezil olacak, AKP fayda sağlayacak; vallahi 15 kanal canlı yayın yapar!”
İBB DAVASI TEMELİNDEN ÇÖKMÜŞTÜR!
DUYDUNUZ MU?
Osman Kavala'nın 8,5 yıl,
Selahattin Demirtaş'ın 9,5 yıl,
Soma madecilerinin avukatlarından;
Can Atalay'ın 4 yıl,
Selçuk Kozağaçlı'nın 9 yıldır
cezaevinde olduğu bir ülkede;
IŞİD’in Türkiye kurucusu bugün beraat etti.
İstanbul Beykoz'a nato kararkâhı kuruldu: Boğazların girişine İngiliz general atanıyor. Böyle stratejik bir yere natonun askeri varlığını fiilen yerleştirmek, Türkiye nin egemenliğine bir darbedir. Montrö boğazlar sözleşmesini tehlikeye atmaktır. Muhalefet neden susuyor?
Şehit Osman avcı polis merkezi önünde, TBMM Caddesi üzerindeki ışıklara bir türlü çözüm bulamıyorsunuz-Araçlar çevre yolunda gibi hem hızlı gidiyor, hem yaya yolu olmasına rağmen ışık da yanmadığı için bir türlü yol vermiyor.Ya üst geçit yapın ya çözüm bulun lütfen @etimesgutbld
#İspanya’ya taşındıktan sonra fark ettik.
Türkiye’de ekmek yiyince:
→ şişkinlik
→ mide ağrısı
→ halsizlik
→ beyin sisi
İspanya’da ekmek yiyoruz.
Hiçbir şey olmuyor.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü buğday aynı değil.
🇹🇷 Türkiye’de:
Hibrit buğday.
Daha sert gluten.
Glifosat (ot ilacı) kalıntısı hâlâ tartışmalı şekilde kullanılıyor.
Hızlı mayalama.
Katkı enzimleri.
Ağartılmış un.
Gerçek ekmek değil.
Hızlandırılmış bir hamur.
🇪🇸 İspanya’da ise:
Uzun fermantasyon.
Ekşi maya geleneği.
Daha sıkı gıda denetimi.
Gerçek buğday türleri hâlâ kullanılıyor.
Bu yüzden aynı gluten
vücutta tamamen farklı tepki veriyor.
Ama fark sadece ekmekte değil.
İspanya’ya yerleştikten sonra şunu da fark ettik:
Meyve ve sebzede de fark inanılmaz.
Domates gerçekten domates gibi kokuyor.
Soyunca bütün mutfak kokuyor.
Türkiye’de ise çoğu ürün:
→ hibrit ( İsrail tohumu )
→ hızlı büyütülmüş
→ raf ömrü için yetiştirilmiş.
Tat neredeyse yok.
Ata tohumları ise neredeyse tamamen kayboldu.
Bir fark daha var.
Gerçek buğday siyezdi, kavılcaydı.
Gerçek ekmek
20 saat mayalanırdı.
Bugün ise
2 saatte kabaran
katkılı bir hamur yiyoruz.
Bu mesele nostalji değil.
Bu bir sağlık meselesi.
Ve artık kimse
“buğday aynı buğday” demesin.
Çünkü gerçek şu:
Biz sadece kendimizi değil
çocuklarımızın geleceğini de yavaş yavaş zehirliyoruz.
#tly #phe #borsaistanbul
Timur Soykan:
“Herkes kendini Ekrem İmamoğlu’nun yerine koysun.
Bir siyasi figür olması, belediye başkanı olmasını falan da çıkartın yani. Ya bu adama geldiler ahmak davası açtılar. Siyasi yasak getirdiler. Siyasi yasak vermeyen hakimi sürdüler.
Bu adamın 30 yıllık diplomasını iptal ettiler. Diplomasını sildiler adamın.
Casus dediler adama. Eşine, kayınçosuna laf ettiler, babasının evinin bahçesinde kazı yaptılar ya. Oğlunu aldılar ifadeye gittiler.
Bütün şirketlerine el koydular. Bütün mal varlığına el koydular.
En yakın çalışma arkadaşlarını aldılar. Adam hakkında neler neler ya, ‘para dolu çantalar’ dediler. Dünya kadar yalan çıktı. İşte gaz istasyonları vs dediler.
Ekrem İmamoğlu hakkında her gün manşetlerde ‘hırsız, arsız’ dediler ve ortaya bir delil koyamadılar arkadaş.
Ben de şunu soruyorum; dava başladı, kaç milyarlık yolsuzluk iddiası vardı? 560 milyarlık.
Sonra kaça indirdiler? 160 milyara. Şimdi daha da indirmişler…”
• TUSAŞ – 1973 (Erdoğan 19 yaşında, lise mezunu bir genç — AKP’nin kuruluşuna 28 yıl var)
• ASELSAN ve Tank Palet – 1975 (Erdoğan 21 yaşında, İETT’de çalışan bir genç — AKP’nin kuruluşuna 26 yıl var)
• HAVELSAN – 1982 (Erdoğan 28 yaşında, yerel siyasette aktif — AKP’nin kuruluşuna 19 yıl var)
• TAI – 1984 (Erdoğan 30 yaşında — AKP’nin kuruluşuna 17 yıl var)
• ROKETSAN – 1988 (Erdoğan 34 yaşında, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı — AKP’nin kuruluşuna 13 yıl var)
Bugün gurur duyduğumuz savunma sanayii kuruluşları bir partinin değil; Türk milletinin ortak eseridir. 🇹🇷
Kızılay Meydanı: Şimdi yaya düşmanı ve çirkinlik abidesi. Gençlik Parkı: Kayık var. Kuğulu Park: Kuğular özgür. Şimdi hapis. Gölbaşı: Yüzülüyor. Şimdi süslü çirkin ve pis.
Ankara'yı bürokratıyla belediyesiyle onyıllardır daha çirkin bir yer haline getirmeye çalışıyorlar.