@arifzamankader gücün gerçek ölçüsü sahip olunan makam değil, insanın kaybetmekten korktuğu şeylerin olup olmamasıydı
İktidar, servet, unvan ve hatta devlet büyüklüğü; insanın iradesini başkasının çıkarlarına bağladığı anda anlamını kaybeder.
Tek ünvan imandır..
Sana haset eden biri varsa sen de haset ederek, sana kötülük eden varsa sen de kötülük ederek korunmuş olmazsın. Böyle yaptığında yalnızca karanlığın yöntemini öğrenmiş olursun. Felak sûresi sana karşı saldırının benzerini öğretmez. Sığınmayı öğretir. Bu ayrım büyüktür. Karanlığa karşı kazanılan en büyük zaferlerden biri, onun seni kendisine benzetememesidir.
Hakikate yaklaştıkça “Artık biliyorum.” demezsin. Ne kadar çok şey bilmediğini görmeye başlarsın. Çünkü bilgelik, bildiklerinle başlamaz. Bilmediklerinin büyüklüğünü fark ettiğinde başlar.
Mesele tavuk yemek değildir. Mesele, o lokmayı yiyen insanın lokmayla kurduğu ilişkidir. Bir insan nimeti yerken ona esir olmayabilir; başka biri aynı nimeti hayatının merkezine koyabilir. Bu nedenle tasavvufta yalnızca “Ne yedi?” diye sorulmaz. “Kalbi ona ne kadar bağlıydı?” diye de bakılır.
İnsan bazen toplumdan dışlanmamak için kendisinden uzaklaşır. Önce bir düşüncesini saklar, sonra bir isteğinden vazgeçer, ardından hayatını başkalarının beklentilerine göre kurar. En sonunda çevresine ait olurken kendisine yabancılaşır.
İnsanların seni yanlış anlamasından korkarak bütün ömrünü kendini açıklamakla geçirebilirsin; fakat kendini kaybetmenin bedeli, yanlış anlaşılmanın bedelinden daha ağırdır. Bırak seni yanlış tanısınlar; yeter ki sen, onların doğrusu olmak için kendinin yanlışı olma.
Eskiyi yok etmeden yenisi gelmez. Çünkü her yeni düzen, kendisine yalnızca boş bir alan istemez. Eski alışkanlıklardan arınmış bir zihin de ister. En zor değişim de burada başlar. İnsan yeniyi ister ama eski kimliğini, korkularını, hayallerini ve sevgilerini yanında taşımaya devam eder. Oysa bazı kapılardan eski halinle geçemezsin. Yeniden doğmak istiyorsan önce artık sana ait olmayan şeylerin ölmesine izin vermen gerekir.
Yeniden doğmak istiyorsan önce artık sana ait olmayan şeylerin ölmesine izin vermen gerekir. Bazı insanlar gitmeli, bazı hayaller bitmeli, bazı alışkanlıklar terk edilmeli, hatta yıllardır kendin sandığın bazı kimlikler bile geride kalmalıdır. Değişim her zaman kazanmak değildir. Değişim bazen de büyük kayıpların arasından doğar. Tohum toprağın altında eski biçimini korumaya çalışsaydı hiçbir zaman ağaca dönüşemezdi. İnsan da bazen kim olduğunu kaybetmeyi göze almadan kim olabileceğini öğrenemez.
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil Aliyyil Azîm.
“Yüce ve Azamet sahibi Allah’ın yardımı olmadan hiçbir güç ve kuvvet yoktur.”
Bu zikir tefekkürle tekrarlandıkça insan, hayatın bütün ağırlığını tek başına taşımak zorundaymış gibi yaşamaktan vazgeçer. Değiştiremeyeceği şeylerle savaşmayı bırakır; değiştirebileceği şeyler için ise iradesini toplar. “Ben yaparım.” diyen nefsin sesi yavaşça susarken, yerine daha derin bir bilinç yerleşir. “Ben yalnız değilim. Allah’ın verdiği kuvvetle yaparım.” İşte havkale insanı mücadeleden çekmez; mücadele ederken yükün tamamını kendisine ait sanmaktan kurtarır.
Uzak Doğu’da buna “mantra” deniyor. İslam’da ise bunun çok daha derin bir karşılığı var. Zikir. Tarikatlarda gördüklerinizi geçin. Onlar size örnek değil. En doğru zikri sadece bu dinin peygamberinden öğrenebilirsiniz. Onun öğrettiği farkındalıkla bazı sözleri tefekkür ederek zikrederseniz, zamanla müthiş bir şuura ulaşabilirsiniz. Çünkü zikir yalnızca bir sözü yüzlerce kez tekrar etmek değildir. Söylediğin hakikatin zihnine, kalbine ve davranışlarına yerleşmesidir. Bu konuyu takip edin, yorumlarını okuyun. Size çok başka bir farkındalık kazandıracak.
"Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir."
(Hûd 11:114)
Bu ayeti herkes yanlış anlıyor. Buradaki vaat, ara sıra yapılan birkaç iyiliğin insanı kurtaracağı değil. Ayetin işaret ettiği iyilik, insanı baştan sona dönüştüren iyiliktir. Çünkü hakiki iyilik, bir davranış olmaktan çıkıp karaktere dönüştüğünde kötülüğü kökünden sökmeye başlar. İnsan, ara sıra yaptığı iyiliklerle değişmez. İyiliği hayatının istikameti haline getirdiğinde değişir. İşte ayetin müjdesi de bu dönüşümdedir.
Haluk Levent'in sadece kumar, kadın ve alkol düşkünlüğü yoktu. Çok fazla yardım konseri de yaptı. Yaptığı bu iyilikler neden onu kurtarmadı? Burada herkesin yanlış bildiği bir gerçek var. İyilik, yapılan kötülükleri silen bir alışveriş değildir. Hayat bir muhasebe defteri gibi çalışmaz. Bir tarafta iyilik yaparken, diğer tarafta kendini yıkıyorsan; biri diğerini her zaman telafi etmez. Çünkü hakikat, insanın bütünüyle yürüdüğü yolda ortaya çıkar. Bu nedenle asıl mesele, yalnızca başkalarına faydalı olmak değildir. Kendi nefsine de zulmetmemeyi öğrenmektir.
İnsan, kim olacağına zor günlerde karar vermez. O kararı, sakin günlerinde yaptığı tekrarlarla çoktan vermiştir. Ya da hiç vermemiştir. Çünkü imtihan günü yeni bir insan doğmaz; yalnızca yıllardır inşa edilen insan ortaya çıkar. Sakin günlerde iradeni, dikkatini ve şuurunu eğittiysen, fırtına geldiğinde onları kullanırsın. O günlerde kendini eğitmediysen, kader sana eksik bıraktığın tarafını zor günlerde gösterir.
Meditasyon ve esmâ zikri, insana dünyadan kaçmayı öğretmez. Fırtına geldiğinde dağılmayan bir şuur inşa etmeyi öğretir. Çünkü gerçek hazırlık, imtihan başlamadan önce yapılan hazırlıktır. İnsan, huzurlu günlerde zihnini ve kalbini eğitmezse, fırtına çıktığında ilk kaybettiği şey kendisi olur. Bu yüzden zikir, tehlike anında okunacak bir söz değil; tehlike gelmeden önce inşa edilecek bir bilinçtir. Meditasyon da sessizlikte vakit geçirmek değil; gürültünün ortasında bile içindeki sessizliği koruyabilmektir. Çünkü kader, en büyük imtihanlarını haber vererek göndermez. Hazırlıksız yakalanan panikler; hazırlanan ise aynı fırtınanın içinde yolunu bulur.
Esma zikri, insana kendini hatırlatır. Çünkü insan, sürekli tekrar ettiği şeye benzemeye başlar. Kalp hangi ismin gölgesinde uzun süre beklerse, o ismin manasından nasibini almaya başlar. Sabır isteyen Es-Sabûr'u, hikmet isteyen El-Hakîm'i, irade isteyen El-Mürîd'i daha çok anar. Çünkü zikir, yalnızca dili meşgul etmek için değildir. Kalbi terbiye etmek içindir. Her tekrar, insanın içine sessizce bırakılan bir tohum gibidir. O tohum bir gün düşünceyi, düşünce karakteri, karakter de kaderi değiştirmeye başlar. Bu yüzden arif, esmaları ezberlemekle yetinmez; onların manasını yaşayabilmek için tekrar eder. Çünkü bilir ki insan, en çok baktığı şeye değil; en çok içinde taşıdığı manaya dönüşür.
Hakiki öğretmen, öğrencisini koruyarak yetiştirmez. Onu taşıyabileceği kadar zorlayarak yetiştirir. Çünkü gerçek hayat, önceden haber etmez, kader sana ne zaman dokunacağını söylemez. Bu yüzden insanı kurtaran şey, güvenli bir hayat değil; en zor anlarda bile dağılmayan bir şuurdur. Luke'un Baby Yoda'ya lazer atan eğitim küresiyle öğretmeye çalıştığı şey de tam olarak budur.
İnsan önce Allah'ın kapısını korkuyla çalar. Sonra O'nu tanıdıkça kapıyı çalmak için bir sebebe ihtiyaç duymaz. Çünkü artık aradığı şey korunmak değil, bir şeye ulaşmak da değil; O'nun huzurudur.