-Yazarım sana.
+Yazma. O zaman bekliyor insan. Buraya çok az insan geliyor, çok insan gidiyor. Kalan da bekliyor ama bazen çok uzun bekliyor. Yani hani mesela zannediyorsun ki, bi yoldan birisi gelecek. boş, uzun bi yol. Devamlı ona bakıyorsun. Sonra kimse gelmiyor.
Yazma...
-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
Ekmek ve Çiçek
Kötülük görünür hale geldi; adeta elle tutulabilir, dokunulabilir bir varlığa dönüştü.
Sözlerin sükûta sığındığı, kelimelerin başa çıkamadığı, cümlelerin gözyaşlarına yenildiği bir tarih basamağında mahsur kalmış gibiyiz.