Partimize mahkeme tarafından atanan yönetimin bugün ortaya koyduğu tavır, en az Genel Merkezimize polis sokmak kadar ağır bir zarara neden olmuştur. Yalanlarla bezenmiş bir seviyesizlik ne yazık ki bayram gününde sergilenmiştir.
O zaman artık, sustuğumuz gerçekleri anlatmanın zamanıdır.
İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki;
1-Genel Merkezimizin bahçesinde seviyesizce sergilenen iki araç da partimizin kendi parasıyla alınmıştır, tüm faturaları mevcuttur.
2-Araçlardan biri 2022 yılında Sayın Kılıçdaroğlu döneminde alınmış ve bizzat Sayın Kılıçdaroğlu tarafından makam aracı olarak kullanılmıştır. O araçları Genel Merkezimizin bahçesine koyanlar bunu bilemeyecek kadar cehalet sahibidir.
3- Diğer araç da partimizin kendi parasıyla henüz bu yıl satın alınmıştır.
4-O araçlardan hiçbirinin Özkan Yalım ya da Aziz İhsan Aktaş ile ilgisi yoktur. Bunu iftirayı attıkları için şimdi ilk kez açıklamak zorundayım. Sayın Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Sayın Erdoğan Toprak, İstanbul’dan, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun kullanımıma sunmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın zırhlı aracını 1,5 yıl boyunca kullanmıştır. Kasım 2023’teki kurultaydan bir gün sonra ise Sayın Erdoğan Toprak o zırhlı aracı alıp yeniden İstanbul’a götürmüştür. Bunların hepsinin kayıtları mevcuttur.
Bir daha böyle seviyesiz görüntüler görmemek umuduyla söylüyorum:
Evi camdan olan başkasının evine taş atmasın!
Bu söylem doğrudur.
Anayasa'da (md. 78/3) ara seçim hükmü "gidilebilir" değil "gidilir" şeklinde emredici şekilde düzenlenmiştir.
TBMM, üyeliklerinde boşalma hâlinde ara seçim kararı almak zorundadır. TBMM'nin seçim dönemini, boşalan üyelikleri doldurmaksızın tamamlaması gibi bir seçeneği yoktur.
TBMM'nin takdirine bırakılan husus, yine Anayasa'da belirlenmiş olan "ara seçim dönemi"ndeki tarihinin belirlenmesidir.
Öğretide de bu konuda kalem oynatan yazarların (Onar, Gönenç, Yüzbaşıoğlu, Tanör vd.) hâkim görüşü bu yöndedir.
CHP, seçimden hemen sonra Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan yargı mensuplarının meslekten derhal ihraç edileceğine ve bu kişilerin avukatlık mesleğine de kabul edilmeyeceğine ilişkin kanun çıkarılacağını deklare etmelidir.
"Sosyal Çürüme" diye bir şey varsa dinamiği hakkında Kemal Tahir'i dinleyebiliriz. Kurt Kanunu'ndan bir alıntı:
"Bu düzende, Doğulu devlet, halklara karşı ödevlerini yerine getiremez olur. Halkın düşmanlığı, bir anlamda da umutsuzluğu arttıkça artar. Yüksek idarecilerle onların hırsızlık ortakları da bu umutsuz halklara gittikçe daha etkili kötü örnek olurlar. Bir yandan zenginlik “düşmanlığı alıp yürürken öte yandan insanlar içinde debelendikleri kara yoksulluktan ancak vurgunla, kanunsuz çarpmalarla, lotaryalar yoluyla kurtulacakları inancına varırlar. Böyle ortamlarda hırsızlık ayıp olmaktan çıkar. Toplumun en alt tabakalarında sürünenler bile hiç olmazsa çocuklarını okutup bu soygun çetesine katmayı biricik amaç edinirler. Böyle ortamlarda halklara doğruları anlatmak giderek imkânsızlaşır. En akıl almaz yalanlar, hayaller tabulaşarak en açık gerçeklerin yerini tutar. Bu sebeple böyle ortamlarda siyasi partiler ister istemez birer yalan fabrikası haline gelir. Seçmen söylenene değil, bunlardan hangisinin iktidara daha yakın olduğuna, yakın olanlardan da hangisinin vurguna daha açık, daha yatkın olduğuna bakar. Böyle durumlarda politikacıları hırsızlıkla suçlamak, onların seçim güçlerini azaltmaz, tersine artırır!"
İstanbul Şubemiz yöneticisi Av. Naim Eminoğlu yalnız değildir!
Kendi çamurunuzu üzerimize sıçratmanıza izin vermeyeceğiz!
Bu komplo dosyasını tarihin çöplüğüne gömeceğiz!
Almanya’da şehir içi toplu taşıma araçlarına binerken esas olarak kontrol edilmezsiniz.
Arada bir kontrolcüler gelir ve bilet sorar. Biletsiz yakalan en az bir aylık abonman ücreti ceza öder.
Üç defa yakalanan devlet memuru olamaz. Çünkü bilerek suç işleyene devlet ve makam teslim edilmez.
Bizde ise devlet memuru çaldığında ya da yasak olan geliri cebine attığında onlarca gazeteci, milletvekili, devlet memuru o şahsı savunmak için sıraya girer.
➕ “Bu basın kartını taşımak derin bir keder ve utanç hissettiriyor.”
▪️ 8 yıldır Reuters Haber Ajansı için muhabirlik yapan Valerie Zink, istifa mektubunu paylaştı.
▪️ Batı Medyası’nı, Gazze’deki açlık ve soykırım olaylarının gerçekleşeceği koşulları oluşturmak ile suçlayan Zink, Filistinli gazeteciler için Reuters’tan istifa ettiğini ve onlara bundan çok daha fazlasını borçlu olduğunu ifade etti.
▪️ Zink, bir meslektaşının Batı medyasını eleştiren şu sözlerini de mektubuna ekledi: "New York Times'tan Washington Post'a, AP'den Reuters'a kadar her büyük yayın organı İsrail propagandasının taşıyıcı bandı haline gelmiş, savaş suçlarını aklayıp kurbanları insanlıktan çıkararak, meslektaşlarını ve sözde gerçek ve etik haberciliğe olan bağlılıklarını terk etmiştir."
▪️ Reuters’in, İsrail tarafından öldürülen Muhabir Enes Şerif’in “Hamas üyesi” olduğuna dair asılsız iddiaları da yayınladığını belirten Zink, bu tutumun Reuters’ın kendi muhabirlerinin dahi hedef alınmaktan koruyamadığını ifade etti.
▪️ Öyle ki, dün Nasır Hastanesi’ne yapılan saldırı sonucu hayatını kaybedenler arasında Reuters kameramanı Hossam Al-Masri de vardı.
Duvardaki ikinci tuğlayı çekiyorum!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yüce Divan dosyasına girecek belgeleri açıklamaya devam ediyorum.
21 Mayıs 2014-30 Eylül 2018 tarihleri arasında ⬇
AK Parti’nin, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’ndan, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak taşıdığı ham petrol için;
Irak Bölgesel Kürt Yönetiminden *2 Milyar 320 Milyon Dolar* taşıma ücreti aldığını tespit ettik.
Bu tutar önce, AK Parti hükümetinin Jersey Adası'nda kurduğu *Turkish Energy Company (TEC)* adlı şirkete transfer ediliyor. Ardından 904 Milyon Doları Türkiye’ye BOTAŞ’a aktarılıyor.
*Geriye kalan 1 Milyar 416 Milyon Dolara ise ne olduğu meçhul.
Bu para, adeta bir kara delik olan Jersey Adası'nda buharlaşıyor!*
*Güncel kurla 58 Milyar Lira kayıp!*
Ayrıca Uluslararası Tahkim Mahkemesi söz konusu ticaretle ilgili;
Türkiye’nin Uluslararası anlaşmalara aykırı olarak, *fazladan 1 Milyar 324 Milyon Dolar* ham petrol taşıma ücreti aldığını tespit ediyor. Türkiye’nin bu tutardaki cezayı da Irak Merkezi Hükümeti’ne ödemesine hükmediyor.
İktidara gelir gelmez, buharlaştırılan ve cezaya hükmedilen bu tutarları, Cumhurbaşkanı ve ilgili AK Partili yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edeceğiz!
Kaynak: 13.02.2023 tarihli Uluslararası Tahkim Mahkemesi Nihai Kararı (İngilizce-Türkçe), Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Deloitte Resmi Petrol Raporları, BOTAŞ Sayıştay Raporları
Eyüp Can’a dair bir fotoğraf istedim babasından. Gönderdiği tüm karelerde Eyüp çalışıyordu. Garson önlüğüyle yemek servis ederken… Ne bir doğum günü pastası, ne salıncakta bir gülümseme. Geriye sadece çalışırken çekilmiş görüntüler kalmıştı. O an anladım: Eyüp Can, fotoğraflarında bile çocuk değildi…
Diyelim ki mahkeme yürütmeyi durdurma için şu an itibariyle telâfisi güç bir zarar/sakınca olmadığı gerekçesiyle bu yöndeki istemi reddetmiş olsun. Ancak işlem, içerdiği diğer açık hukuka aykırılıklar bir yana, bariz/belirgin bir biçimde yetki ve amaç sakatlığı ile özürlü olup, hukuken yok hükmündedir. Yok hükmündeki bir işlemin, yürütülmesi durdurulmayarak, uygulanmasının sürdürülmesi, eğer Türkiye iddia edildiği gibi bir hukuk devleti ise, hukuk devleti için telâfisi güç/hatta imkânsız zararlar doğuracaktır.
İstanbul 5 inci İdare Mahkemesi, Ekrem Başkan’ın diploma iptali kararının yürütmesinin durdurulması istemini biraz önce reddetti.
Ekte koyduğum Mahkeme kararı, adaletin geldiği yeri özetlemesi açısından tarihi bir vesika niteliğinde.
1- Davacı Ekrem İmamoğlu: tutuklu
2- Davacı Ekrem İmamoğlu avukatı Mehmet Pehlivan: tutuklu
3- Mahkeme Başkanı: Dilekçe kendisine ulaşınca, 23 maddelik araştırma yazısı istedi, YD kararı öncesi mahkemedeki görevinden alındı.
4- Mahkeme üyesi yargıç: Başkanla beraber onun da aniden tayini çıktı.
5- YÖK: Mahkeme Başkanı ve üyesi görevdeyken kendisine verilen bir aylık süre içinde yanıt vermedi, ek süre istedi, onlar mahkemeden uçurulunca “yanıtını” gönderdi.
6- Kararda imzası olan heyet: Nöbetçi başkan ve üyeler karar verdi.
7- Aynı soruşturma dosyasına giren tek bir inceleme dosyası ile 41 kişi yatay geçiş nedeniyle şüpheli konumuna sokulmuşken, Yalnızca Ekrem Başkan hakkında ayırma (tefrik) kararı verildi ve kararın ertesi gün yine yalnızca Ekrem Başkan hakkında istanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca İddianame düzenlendi.
Geriye bir tek Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un çıkıp “Türkiye bir hukuk devletidir” açıklaması yapması kaldı, orada da adetleri veçhile geç kalacaklarını sanmam!!!
Yeter artık.
Aldığı oylar, alınteri ile alınmış oylarmış!
Dinlerken ben utandım.
“AKP’yi yeneceğiz”, “Tayyip Erdoğan’ı yeneceğiz”, “Parlamenter sisteme geçeceğiz” diyerek oy istemediniz mi?
Şimdi AKP’ye geçmiş, Anayasa Komisyonu Başkanı olarak muhalefetin milletvekillerini düşürmek için çalışıyor ve bunu normal görüyor.
Değerli yurttaşlar;
Aynı hataları tekrar tekrar yapmamak için, bunları aklımızdan hiç çıkartmayalım.
Antalya’da “oyun boşa gider, TİP’e oy vermeyin” yaygarası kopartılıp bir turizm emekçisinin, bir sosyalistin sadece 2000 oyla seçilmesi engellenmiş, bu kişi milletvekili yapılmıştır.
Eksik haber.
Sanıkların arasında “Turizm Bakanlığı bürokratları” da olmasını istedi savcı ancak Bakan tam da Yunanistan adalarında özel yatıyla Ahmet Hakan ile alkolsüz(!) kokteylerini yudumlamaya gitmeden önce soruşturmaya izin vermedi.
Aynı Süleyman Soylu ve Yerlikaya’nın eski AKP’li belediye başkanı Topbaş hakkındaki 33 suç dosyasına ve Melih Gökçek hakkında 105 suç dosyasına soruşturma izni vermediği gibi.
Topbaş dosyalarından Metal Yapı yolsuzluğunun ekonomik boyutunu şöyle yazayım. Şimdiye kadar İmamoğlu, Soyer, Karalar, Böcek, Tutdere dosyalarındaki ekonomik iddialarının hepsini toplayın 10 ile çarpın.
Ki Topbaş dosyasında deliller var, alım satım kararları vs di��er dosyalarda genelde eski Akp döneminde leblebi gibi ihale alıp chp döneminde ihale alamayınca “iddia”lar var. “Duymuştum” “kulağına geldi”
Topbaş için bir iddiaya gerek yok. Beni çağırsınlar ben bile belediyenin yüzlerce milyar nasıl zarara uğratıldığını belgelerle ispatlayayım.
Hiç kimse sormuyor bu Topbaş ve Gökçek görevden niye alındı! Varsa yolsuzluk niye yargılamadınız? Yoksa niye millet iradesine el koydunuz?