Sendikal mücadele suç değildir! Gökay Çakır ve Başaran Aksu derhal serbest bırakılsın!
🔴 Aralarında sendikamız Sosyal-İş’den bulunduğu DİSK’e bağlı 16 sendika, ortak bir açıklamayla haksız yere tutuklanan Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun serbest bırakılması çağrısı yaptı.
💫 Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır. Gökay Çakır ve Başaran Aksu yalnız değildir. Baskılar, gözaltılar ve tutuklamalar madencilerin ve işçi sınıfının haklı mücadelesini durduramayacaktır.
dün gece iki sendikacı bir mücadelenin zafere yaklaştığı anda uyduruk gerekçelerle tutuklandı. ibret-i alem tutuklamasıydı bu.
bugün konfederasyonların (elbette önce disk'in), tek tek sendikaların güçlü bir ilkesel tepki vermesi beklenir.
o iki sendikacıyı ve sendikalarını sevmeniz, aynı çizgide olmanız, mücadele tarzlarını onaylamanız vs. gerekmez.
ilkesel bir duruş beklenen:
"bu memlekette sendikacıları mücadelelerinden dolayı tutuklayamazsınız, buna hayır diyoruz." nokta.
emekçilerin ve kamuoyunun beklediği budur...
🔴Bolivya'da temizlik işçileri eyleme geçti, sokaklar çöp doldu
Bolivya’nın başkenti La Paz’da temizlik işçilerinin protestosu nedeniyle sokaklarda çöpler birikti
La Paz Limpia çalışanları, belediyenin sözleşme şartlarını ihlal ettiğini belirterek oturma eylemi yaptı. Protesto nedeniyle çöp toplama hizmetleri yapılmazken, vatandaşlar sokaklarda biriken atıkların arasından yürümek zorunda kaldı
"Ben Kamil Tanrısever. 15 yıllık Doruk işçisiyim. Nasıl yeraltına kelle koltukta kefen cepte iniyorsak, buraya da öyle geldik. Hakkımızı almadan dönmeyeceğiz."
#MadenciMutlakaKazanacak
Parti Meclisimiz geçtiğimiz hafta sonu faydalı sonuçlara yol açacağına inandığım verimli bir toplantı yaptı. Toplantımızın kamuoyuna açık sonuç bildirgesine ek olarak TBMM’de görüşülen yasal düzenleme ile ilgili duygu ve düşüncelerimi de eklemek, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum.
İktidarın biricik derdi var: Koltuk.
Ne halkın acılarını bilirler, ne de o acının dindiği bir geleceği düşlerler. O yüzden de barış hakkıyla konuşulamasın, halk omuz omuza veremesin, bu sorun olması gerektiği gibi çözülemesin istiyorlar.
Bizim bu iktidara dün olduğu gibi bugün de zerre güvenimiz yoktur. Onların fıtratı memleketin zararına davranmak üzerinedir. Yıllardır yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır!
Tam da bu nedenle, AKP’nin de işine gelecek biçimde, kamuoyunda oldukça sığ bir tartışma düzlemi oluşsun diye uğraşıyorlar. Bu süreçte kim eleştiri yapsa, itiraz etse "barış düşmanı" diye çamur atmaya kalkıyorlar. Oysa, barışın baş düşmanı Saray’dır.
Kanımca sürece dönük "eleştiriler" ikiye ayrılıyor.
Bir yanda bu kinden beslenenler, savaştan nemalananlar var. Yoksul emekçi çocuklarının yaşamı üzerinden söz, siyaset ve iktidar kuranlar, çatışma bitmesin diye ellerini ovuşturanlar var. Sıvasız evlere asılan bayraklar onların ekmek kapısıdır. Onlarla aramızda yerle gök kadar mesafe var, aynı gökyüzünün altına bile sığmayız!
Diğer yanda ise AKP’nin ikiyüzlü, pazarlıkçı sahtekârlığını teşhir edenler; ülkemizin büyük özlemi barışı bir iktidar oyununa ve katakulliye kurban etmemek için dik duranlar var. Biz işte o onurlu eleştirinin, gerçek barışın tarafındayız.
Yine bugün Meclis’te "evet" oyu verecek olanlar da ikiye ayrılacak:
Biri tarafta koltuğunu, iktidarını biraz daha uzatmak için küçük hesaplar peşinde koşanlar var.
Diğer taraf ise; "Yeter ki tek bir anamızın daha yüreği yanmasın, hiçbir evladımız yaşamdan koparılmasın, Türk ve Kürt halkına on yıllardır acı ve gözyaşı getiren bu kapı sonsuza kadar kapansın" diye çabalayanlar.
Burada da ikinci taraftayız. Biz emekçi ana ve babaların gözyaşları dinsin; savaş, şiddet ve silah hayatımızdan çıksın, haksız yere cezaevinde tutulan siyasetçiler özgürlüğüne kavuşsun, ülkemiz onurlu bir barışta buluşsun diyenlerle birlikteyiz.
Hep öyleydik, AKP’ye rağmen öyle olmaya devam edeceğiz; bizi bu yolumuzdan Saray bile döndüremez.
Bu iktidar, bu zihniyet memlekete hakiki bir barış getiremez, bunu çok iyi biliyoruz. Barışı toplumdan kaçırmak, kapalı kapıların ardına sıkıştırmak, sonunda da seçimlere bağlamak için çaba ve niyetlerini görüyoruz. Onların derdi, kendi iktidar hesaplarını yürütmektir.
Tam olarak bu niyet ve zihniyetle mücadele ettiğimiz için Komisyon sonuç raporuna hayır oyu vermiştik.
Şunu herkes bilsin: Bugün TBMM'ye gelen yasa teklifi bizim teklifimiz değildir, altına imza atmamış olmamız da bu anlama gelir. Teker teker her maddeye içerik ve usul açısından eleştirilerimiz var, sevgili Ahmet konuya ilişkin görüşlerimizi genel kurulda da paylaşacak.
Bunca haksızlığa, yanlışa, ayıba rağmen bu teklife evet diyeceğiz; çünkü barış, Saray’ın insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu karanlıkta, bu devasa hukuksuzluk deryasında bir ufak adalet kırıntısı bile koparma ihtimalimiz olacaksa, bir tek genci bile o karanlıktan söküp alacaksak o sorumluluktan kaçmayız. Çok yaralar almış, kırılgan ama direngen ve kocaman barış umudunun karşısına dikilmeyiz. Bedel ödeyenlerin el sıkıştığı yerde bizim de elimizden gelen budur.
Barışı Saray’ın insafına terk etmemek için teklife evet diyeceğiz; Saray Rejimi’ne karşı mücadelemizi bir kez de bu kutsal meseleyi sabote etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan iktidara karşı duyduğumuz öfkeyle birleştireceğiz.
Ülkemizi bu Saray karanlığından mutlaka kurtaracak, eşit-özgür yurttaşlar olarak barış içinde yaşayacağımız bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
Ülkenin gündemini işçi sınıfı belirlemeye başladığında asıl “yeni” buradan doğacaktır. Düzen siyaseti halktan o kadar kopuk, profesyonel bir siyaset kurumu yarattı ki sıradan insanların erişemeyeceği bir yerdeymiş gibi anlaşılıyor. Halbuki siyaset şu kucaklaşma kadar sade olmalı.
Bosch deyince iki şey bilirim:
1- Yakın zamanda 1400 işçiyi işten çıkartacağı duyuruldu. Yazıyla bindörtyüz işçi, aile. Ve muhtemel ki örgütlü sendika Türk-Metal hiçbirşey yapmayacak.
2- 2012'de binlerce Bosch işçisinin sarı sendika Türk-Metal'den istifa ederek DİSK'e bağlı Birleşik-Metal'e geçmesi süreci (ki metal işkolu için bir tür devrimdi ve insanüstü bir emekle gerçekleşmişti) çok yönlü bir devlet operasyonuyla bitirildi/bastırıldı.
Bosch işçisini sarı sendikaya mahkum eden rejim reklamla, kültür savaşıyla, ıvırla zıvırla oyalarken 1400 evde dram yaşanır.
Ve milliyetçi-muhafazakar güzel memleketimde hayat böyle devam eder gider...
Ankara yolundayım, maden işçilerinin direnişine desteğe gidiyorum. Madenci kardeşlerimin, onların eşlerinin ve çocuklarının karnı doyana kadar açlıklarını paylaşacağım.
sol şöyle-sol böyle, yok türk solu, yok kürt solu, öyle olmalı-böyle olmalı, 50 sene önce şöyle oldu-böyle oldu, sol eridi-sol bitti vs. vs.
esnaf defteri karıştıranı, alaycı yazı döktüreni, akıl vereni, öldü-bitti diye saçmalayanı...
hiçbir olgusal bilgiye, veriye dayanmayan, sürdürülen toplumsal mücadelelere uzak, yazılandan-çizilenden bihaber, kahve muhabbeti gibi yazılar, açıklamalar.
bi susun da sosyalistler işine baksın.
işçi direnişinden, ekoloji mücadelesine; 19 mart barikatlarını yıkandan, şovenizme barikat olana; laiklik mücadelesinden emperyalizm karşıtı eyleme; üniversitesinden sendikasına; referandumundan, barış mücadelesine koşturuyor sosyalistler binbir özveriyle. eksiğiyle, gediğiyle, ezberiyle, yetmezliğiyle...
kızarız, sitem ederiz, eleştiririz (hem de çok) ama kimseye de meze etmeyiz hiçbir sosyalisti.
vicdandır, eylemli itirazdır, ilkedir, kavgadır, haysiyet ve inattır, zor günde kardeşlik inadıdır türkiye sosyalisti. kurban olun ölüsüne, dirisine.
Keskin Color’un, Türkiye’nin en az 50 yılına mekân belleği ve hikâyelerle ışık tutan, milyonlarca eve giren, bir dönemin WhatsApp’ı gibi görsel ve yazılı en kısa haberleşme aracı olan kartpostalları artık dijital arşivde. Bu müthiş izleğin meraklısına:
https://t.co/9reJNVrtm5
Komisyon Raporu’na hayır oyu vermemiz üzerine İstanbul Milletvekilimiz Ahmet Şık'ın şerh ve itirazlarımıza ilişkin konuşma metnini kamuoyuna sunarız.
Anayasaya uymayanların dilek ve temennilerine karnımız tok.
"Komisyon raporuna hayır oyu vereceğimizi açıkça ilan ediyoruz. Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Komisyon’un demokratik bir zeminde çalışmasını engelleyen Cumhur İttifakı’na ve TBMM Başkanı’na aittir. Bu ülkenin tüm yurttaşlarının eşit, özgür ve adil bir ülkede yaşayacağı gerçek bir demokratik düzen kurulana dek barış ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz.”
https://t.co/qWfAwSfAPv
6 yaşındaki kızımın, öz babasına karşı açılan istismar davasının 3. duruşmasına 12 gün kaldı…
🗓 27 Şubat 2026 Cuma
⏰ 10.55
📍 Ünye Ağır Ceza Mahkemesi
20 aydır bir anne olarak adalet arıyorum.
Bir çocuğun sesi duyulsun, sessizlik suç olmasın diye mücadele ediyorum.
Çocuğumun adaleti için
lütfen siz de ses olun.
@elvankaral@AyseSmsr@ucimorgtr@SaadetOzkanEfe@yucelceylancom
#ÇocuğunBeyanıEsastır
#ÇocukİstismarıAffedilemez
BİZ İSTEDİK VERMEDİLER ANLAYIŞINI KABUL ETMİYORUZ
Bizler Ciner grubuna ait Park Holdingin sahibi olduğu silopi elektirik de çalışan özel güvenlik işçileriyiz. Yıllardır aynı işi yapmamıza rağmen, bilinçli bir şekilde eşit işe eşit ücret hakkımız gasp ediliyor. Taşeron sistemiyle düşük ücretlere, güvencesizliğe ve baskıya mahkûm edilmek istemiyoruz.
Buradan açıkça söylüyoruz:
Bu sömürü düzenini kabul etmiyoruz.
İnsanca yaşamaya yetecek ücret istiyoruz.
Toplu iş sözleşmesi hakkımızı istiyoruz.
Taşeron işçiliğin yarattığı baskıya, tehditlere ve keyfi uygulamalara boyun eğmeyeceğiz. Haklarımızı görmezden gelenlere karşı mücadelemizi büyüteceğiz. Güvenlik işçileri susmayacak, geri adım atmayacak.
Bugün buradayız, çünkü hakkımızı almadan gitmeyeceğiz.
Eşit işe eşit ücret alana kadar mücadele sürecek.#sendikalıolmaksucdegildir #işcininhakkınerede #ciner #parkholding @Disk_tumkais@diskinsesi@diskistanbul #türkiye #zmrgüvenlik
Geçtiğimiz aylarda başlattığımız Bir Öğün Yemek kampanyası ile bütçeden yalnızca %1,5 pay ayırarak öğrencilere sağlıklı ve ücretsiz bir öğün yemek verilmesi için çalışmalar yürütüyoruz.
Çocukların okulda açlıktan bayıldığı, derslerine odaklanamadığı bir ülkede iktidar tüm diğer önemli başlıklarda olduğu gibi bu başlıkta da sorunu görmezden geliyor, çözüm üretmekten kaçınıyor.
Bütçenin yaklaşık %15’ini alan Milli Eğitim Bakanlığı’nın çözüm üretmesi bir yana, İstanbul Valiliği’nin lüks otelde düzenleyeceği etkinliğe hayırseverleri davet ederek yapılacak bağışlarla öğrencilerin karnının doyurulacağını açıklaması bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu davet, iktidarın zihniyetinin açık bir yansımasıdır.
Öğrencilerin sorunu sadakayla değil, haklarının verilmesiyle çözülür!
Tekrar ediyoruz: Mesele kaynak yetersizliği değil, siyasi tercihtir.
Kamusal eğitim hakkı da, çocukların yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşımı da iktidarın bağış kampanyalarına, sadakaya havale edilemez. Devlet, yurttaşa en temel hakkını sunmakla yükümlüdür.
Memleketin geleceğini doğrudan etkileyen bu sorun karşısında derhal bütçeden pay ayırarak tüm okullarda öğrencilere bir öğün yemek verilmelidir.