Karşınızdaki özne madem kimlikçi ve liberal neden çağrı yapıyorsunuz? Hani solla yolları ayırmıştınız? Kongar'la, Zülal'le işbirliği istediğiniz gibi gitmiyor galiba, ''Kemalist-Komünist ittifakının'' sağcılık ürettiğini sonunda görünce rotayı tekrar soldaki öznelere kırdınız.
''En geniş birliği kuralım'' diyenleri ilkesizlikle eleştirip yazının sonunu geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya bağlayınca burada bir çelişki yok mu? Solu birleşmeye çağırmak farklılıkların da kendisini koruyup ortak hedefe
Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
hep birlikte odaklanarak mı olur yoksa ''kimlikçiliğinizden sıyrılın gelin bize katılın'' diyerek mi? Yoksa çağrınıza icabet edilmeyeceğinizi bildiğiniz için sonrasında ''biz solun ilkelerine çağırdık ama onlar CHP ve DEM'in gölgesinden çıkamadılar'' diyebilmek için mi?
Madenciler Kazandı!
Bağımsız Maden İş Sendikası’nın öncülüğünde Özşen Madencilik işçilerinin 27 gün boyunca kararlılıkla sürdürdüğü direniş kazanımla sonuçlandı.
Bu kazanım, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nin yıldönümünde hakları için direnen, mücadeleden bir adım geri adım atmayan tüm işçilere umut olmuştur. Emek hırsızlığına, hak gaspına karşı birleşen işçileri hiçbir kuvvet yenemez.
Kurtuluş Ellerimizde!
Yaşasın Örgütlü Mücadele!
Yaşasın Sınıf Dayanışması!
Genel Başkanımız Erkan Baş ile beraberindeki parti heyetimiz, geceyi Edirne'de direnişteki Özşen Madencilik işçileri ve ailelerinin yanında geçirdikten sonra Bağımsız Maden İş Sendikası'nın düzenlediği basın açıklamasına katıldı. İşletme önünde direniş sürüyor.
Madenci hakkını alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
"Solculuk insan doğasıyla uyumlu değil.
İnsan doğası, büyük idealler için kendini feda etmeye veya bir ahlak adına kendi zararına olacak eylemlerde bulunmaya müsait değil.
İnsan binlerce yıldır aynıdır, dürtü ve doğası değişmez."
Burak Bilgehan Özpek
Ankara’da direnişteki öğretmenlerin eyleminde Ankara İl Başkanımız Fırat Çoban, 30’a yakın yurttaşımızla birlikte gözaltına alındı. Gözaltına alınan il başkanımızın, yoldaşlarımızın, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’nin ve öğretmenlerin durumunu avukatlarımızla takip ediyoruz.
Hakkını arayan öğretmenlere gaz, cop ve gözaltıyla karşılık verilmesi kabul edilemez. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz, gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Bugün Öğretmenler Sendikası’nın çağrısıyla bir araya gelen, tutulmayan sözlerin, verilmeyen hakların hesabını sormak ve müzakere etmek için Milli Eğitim Bakanlığı önünde buluşmak isteyen öğretmenlere dönük saldırıda; aralarında İl Başkanımız Fırat Çoban ile Çankaya İlçe Başkanımızın da bulunduğu çok sayıda öğretmen ve sendika yöneticisi gözaltına alındı.
Gözaltılar derhal serbest bırakılsın! #ÖğretmenlerGözaltında
Genel Başkanımız Erkan Baş, Pendik’te esnaf ziyaretinin ardından ilçe örgütümüzün düzenlediği halk buluşmasının konuğu oldu.
Saray’ın siyaseti halktan ve sokaktan kaçırmasına izin vermeyeceğiz. Emekçilerin dayanışması ve mücadelesiyle kazanacağız.
@SosyalizmGonul Ramazan ayında Boşnak vatandaşların yoğun yaşadığı Pendik/Sapanbağları’ndaki bir dernek tarafından düzenlenen bir iftar yemeğinde çekilen bir fotoğraf bu. Erkan Baş ve Kılıçdaroğlu arasında oturan kişi de derneğin başkanı.
Sanki başbaşa akşam yemeğine çıkmışlar.
@SosyalizmGonul İttifak yapıp 3 sene sonra “ittifak yapmak bize zaman kaybettirdi, zaten hataydı” diyenler de sağlıklı bir ittifakın nasıl yapılacağını anlayamazlar. Mücadele yoldaşlığı nedir bilmiyorlar ki.
@SosyalizmGonul İttifak yapan iki partinin ortak basın açıklamasında tabiki onlar olacak, bunda bir beis yok. Kendisi dışındaki kimseyi solcu saymayınca böyle değerlendirme de normal, biz Kürt hareketi ile sosyalist hareket arasında bir dayanışma ilişkisi kurmaya çalışıyoruz.
@SosyalizmGonul Zaten seçim ittifakı da seçim sonrasında bu kararın uygun bir zamanda duyurulması üzerine kuruluydu, bir yalan atmadan önce dersinizi iyi çalışın. Sosyalizm yalanlar üzerinden büyümez.
@SosyalizmGonul https://t.co/mB8paG0sVJ
Bu fotoğraf TİP’in kuruluşunun duyurusu değil, 2018 seçimlerinde HDP listelerinden seçilen Erkan Baş ve Barış Atay’ın TİP’in resmi kuruluşunun tamamlanmasının ardından kendi partilerine geçeceğinin duyurusuydu.
de bunu düşünerek yapmak lazım. Kürt sorununun eşit yurttaşlık temelinde, demokratik, barışçıl bir çözümü için güçlü bir sosyalist harekete ihtiyaç var. Bu herkes için iyidir, bu iyiliğe beraber sahip çıkmak lazım çünkü biz bizi biliriz “Birîndar birîna xwe dizane.”
Elbette sosyalistler siyaseti taktir toplamak, alkış almak için yapmazlar. Ama Van kayyımı gönderildikten sonra Kürt halkı nasıl bağrına basmışsa, Ankara’da madenciler nasıl havaya fırlatmışsa bu sahiplenmenin nasıl bir gelecek tasavvuruna dönüşebileceğini düşünmek ve eleştiriyi
T24’de değerli basın emekçilerinin konuğu olarak gündeme ilişkin soruları yanıtlamaya, tutumumuzu ifade etmeye çalıştım. Karşı karşıya olduğumuz medya ambargosu koşullarında bu imkanı veren gazeteci dostlara teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle, röportajda düşüncelerimi tam olarak aktaramamış olduğum bir kısmı da düzeltmek isterim.
Anadil konusundaki hassasiyeti kamuoyunca malum bir devrimci olarak şöyle başlayayım:
“Birîndar birîna xwe dizane.”
Belki sözümün maksadını yeterince anlatamamışımdır, bu nedenle varsa incinen Kürt emekçi kardeşlerime üzüntümü ifade etmek isterim. Ancak bu memlekette herkesin şahidi olduğu; birlikte yaşam, barış ve özgürlük mücadelesindeki ısrar ve kararlılığımızı uzun uzun anlatmayı da zul sayıyorum. O nedenle kastımı açmakla yetineceğim.
DEM Parti ile alakalı soruya verdiğim cevapta söylemek istediğim şudur: Kürt hareketi, önümüzdeki seçimlerde özel olarak kendi özgün siyasal perspektifini ve programını temsil eden bir aday çıkarma tercihinde bulunabilir. Bu az veya çok bir olasılıktır ve elbette meşrudur.
Bununla birlikte; pek çok başlıkta dayanışma içinde olduğumuz DEM Parti’den siyasal program ve hedefler yönüyle farklı bir konumda bulunan partimizin de gerekli gördüğünde kendi perspektifiyle daha uyumlu bir seçeneği araması veya yaratması da en az o kadar meşrudur.
Sözlerimin kastı bundan ibarettir.
Ülkemizin sorunlarına bütünlüklü yaklaşan, tüm yurttaşlarımızı kucaklayan ortak bir adayın inancının, etnik kökeninin veya anadilinin partimiz açısından en ufak bir önemi yoktur, olamaz.
Bu söyleşiyi vesile olarak görüp, Türk ve Kürt emekçilerinin mücadele birliğini bozmaya çalışanlara ise söyleyecek tek sözüm var:
Denizler’in “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” dediği yerdeyiz, bir milim sapmayız.