İlginç bir yazı !
Yazı biraz uzun, ama okuduktan sonra “Neden bize tarih derslerinde Osmanlı ve Selçuklu öncesini adam gibi öğretmiyorlar?” diyeceksiniz...
Bu arada Atatürk’e olan sevginiz, saygınız da ikiye katlanacak...
@ihsanyalcinTR Umarım bu doğrudur! Senelerdir neler duyduk biz bu tip canavarlar hakkında…öldü/defnedildi denildiği halde yurtdışına kaçtığı, kimlik değiştirdiği,estetik ameliyatlar vs gibi….
bu katil çocuk emniyetin poligonunda atış talimi yapmış babası ile birlikte.
burası devlet dairesi değil mi?
böyle bir uygulama normal mi?
orası polisler için mi, polis yakınları için mi?
erişkin olmayan çocuğa sigara satmazken, bira vermezken, çocuğa silah talimini bir emniyet müdürünün ve de emniyetin poligonunda yaptırması normal mi, sağlıklı mı?
var mı o konuda bir soruşturma ???
O psikolojik eşiklerden biri bu mesela. Şu zımbırtılara dokununca ne olacağını, ne ceza alacağını bilen var mıydı? Yoktu. Herkes "elleyemeyiz" diye düşünüyordu ve ellemiyordu. Bu kadar.
Kimsenin, dokunsa ne olacağına dair bir öngörüsü de yoktu. Korku desen tam olarak büyük bir korku sebebi yoktu yani. Sadece "elleyemeyiz" düşüncesi vardı tüm çocuklarda. Kimse kimseyi neden yapmaması gerektiği konusunda eğitmiş ya da ikna etmiş filan da değildi. Görünmez bir engel, kaç nesli bu zımbırtılardan uzak tutmayı başarmıştı.
O görünmez engel -bence- okulun bir "kurum" olması idi her şeyiyle. Disiplin, ast-üst ilişkisi, devletin elinin varlığı, düzen, intizam... Dışarıdaki psikopatları okuldan uzak tutan da buydu. Yabancı kimse okula girmezdi. Güvenlik olduğundan mı? Hayır. Devletin eli orada olduğundan sadece. İçerde takım elbiseli adamlar, düzgün giyimli kadınlar, üniformalı çocuklar olduğundan.
Her şey için senelerce sürecek bir psikolojik çözümleme süreci ya da çok caydırıcı, ibretlik cezalar ve kanunda inanılmaz değişiklikler gerekmeyebilir yani.
Kamu kurumlarındaki yolsuzlukları, usulsüzlükleri, kayırmacı uygulamaları, haksız zenginleşme hikayelerini ve daha nice skandalı, BirGün'de onun kaleminden okudunuz. Ankara'da yaşayan ve çalışan gazeteci İsmail Arı, aile ziyareti için sadece 2 günlüğüne gittiği Tokat'tan dönmesi bile beklenmeden, bu gece saatlerinde alelacele gözaltına alındı. Bayram vakti, aile ziyareti sırasında, gece vakti... Amaç kötülük etmek. "Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymakla" suçlanıyor ki İsmail'e yapılabilecek en komik suçlamadır bu. İsmail'in halka verdiği tek şey doğru bilgidir, ona yalanı şakayla bile söyletemezsiniz. İsmail bugüne kadar size ses oldu, şimdi İsmail'in sizin sesinize ihtiyacı var. #GazetecilikSuçDeğildir #İsmailArıSerbestBırakılsın
Kayıp çocuk vakalarıyla 12 yıl çalışan bir kadın, evinde beş katı güvenlik kuralı koydu.
1. ilk kural tavizsizdi: Çocuk asla yabancı bir yetişkine yardım etmez.
Bu toprakların insanının yarısının BOĞAZ ÇAKRASI (Vishuddha) tıkalıdır.
Hastanelere gidin; tiroid, guatr, ses teli nodülleri ve kronik faranjit vakalarının patladığını görürsünüz.
Bu biyolojik bir salgın değil, RUHSAL BİR İNTİHARDIR.
Çünkü Anadolu'da çocuğa ilk öğretilen şey "Konuşma" değil, "Sus"tur.
"Aman baban duymasın."
"Aman konu komşu ne der."
"Aman tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey."
Fizikte temel kanun şudur: "Enerji yok olmaz, sadece şekil değiştirir."
Senin o boğazına dizilen, yuttuğun her "Hayır", her "Seni istemiyorum", her "Bana haksızlık ettin" cümlesi; yok olup gitmez.
O kelimeler birer FREKANSTIR.
Sen onları dışarı atmazsan (ses dalgasına çevirmezsen), o frekans içeri döner ve senin organlarını vurur.
Söyleyemediğin öfke, TİROİD olur.
Atamadığın çığlık, MİDE ÜLSERİ olur.
Kusamadığın nefret, KANSER olur.
Susmak, efendilik değil; yavaş çekim intihardır.
Kadim öğretilerde ve Tasavvuf'ta "Kelam" (Söz) yaratımdır.
"OL" (Kün) denir ve olur.
Sen kendi gerçeğini dile getirmediğinde, varoluşuna ihanet edersin.
"Kalp kırılmasın" diye susuyorsun ya; asıl en büyük kalbi, yani KENDİ HAKİKATİNİ kırıyorsun.
Başkası üzülmesin diye kendini hasta eden insana "İyi insan" denmez, "ENAYİ" denir. Kurban rolü oynamayın.
Bir ortamda hakkın yeniyor ve sen susuyorsun.
O an beynin (Amigdala) "Saldır" emri veriyor ama toplumsal kodların "Dur" diyor.
İşte bu çatışma anında VAGUS SİNİRİN kilitlenir.
Buna "Donma Tepkisi" (Freeze Response) denir.
Boğazında hissettiğin o yumru, o yutkunamama hissi; sinir sisteminin "İmdat" çığlığıdır.
Sen o an konuşmadığında, sinir sistemine "Ben tehlikedeyim ve çaresizim" mesajı kodlarsın.
Bu da seni zamanla pısırık, özgüvensiz ve silik bir tipe dönüştürür.
Bu zehri içinde tutmayacaksın.
Aman boş ver" demeyeceksin. Boş verdigin sensin, senin hayatın.
SUYA ANLAT : Su, bilgiyi ve frekansı taşır.
Git musluğu aç veya bir dere kenarına git.
İçindeki bütün nefreti, bütün o söyleyemediklerini suya bağırarak anlat.
Bırak su o ağır enerjiyi alıp götürsün.
YAZ VE YAK : Kimseye söyleyemiyor musun?
Aç defteri, o kişiye /o olaya söylemek istediğin en ağır küfürleri, en derin kırgınlıkları sansürsüzce yaz.
Sonra o kağıdı yak. Dumanıyla birlikte o yük gitsin.
KENDİ SESİNİ DUY: Odanın kapısını kapat.
Karşında o kişi veya o olay varmış/oluyormuş gibi sesli konuş.
Kendi sesini duymak, beynindeki "Çaresizlik" kilidini kırar.
İçinize attığınız şeyler mezar taşınız olur.
Kibarlığı, naifliği bir kenara bırakın.
Hasta olacağınıza, "KÖTÜ" olun ama SAĞLAM olun.
Bilim insanları kanıtladı: Deniz suyu insan bedenini düşündüğünüzden çok daha derin biçimde değiştiriyor🌊✨
1. Marsilya’da bir deniz biyokimyacısı bana şunu söyledi:
“Deniz suyu su değildir : sıvı bir sinir sistemi sıfırlayıcısıdır.”
8 dakika yüzen gönüllülerin kan testlerini gösterdi: kortizol %32 düştü, vagus siniri aktivitesi ise belirgin şekilde arttı.
“Deniz suyu vücudun güvenlik sinyalini taklit ediyor ve bu bebeklerin bir ebeveynin göğsüne alındığında verdiği tepkiyle aynı.
2. İkinci etki iyon değişimidir. Masasına iki tüp koydu: biri ter, diğeri deniz suyu.
“Neredeyse aynılar,” dedi. Magnezyum, sodyum, klorür..büyükannelerimizin ‘vücudun pili’ dediği aynı oranlar.
Cilt deniz suyuyla temas ettiğinde, gözenekler stres metabolitlerini bırakırken aynı anda eser mineralleri emer.
“İnsanların yüzdükten sonra kendini daha hafif hissetmesinin nedeni bu,” dedi. “Bu biyokimyasal bir boşalmadır.”
3. Giritli bir fizyolog balıkçıları inceledi ve şunu buldu: uzun ömür göstergesi olan kalp atım hızı değişkenliği, sakin günlerden sonra değil, fırtınalı günlerden sonra daha yüksekti.
Akciğerlere çarpan mikro tuz aerosolleri parasempatik tonu artırıyordu.Bir balıkçı şaka ile açıkladı: “Deniz seni korkutarak sağlıklı yapar.” Veriler onu doğruladı: Negatif iyonlara maruz kalmak, test grubunda ruh halini antidepresanlardan daha hızlı iyileştirdi.
4. En garip etki ağrı azalmasıydı. Cádiz’li bir doktor, 20 gün boyunca her gün soğuk deniz suyuna giren artrit hastalarını takip etti.Ağrı skorları %47 düştü.”Bu sıcaklıkla ilgili değil, basıncın eşitliğiyle ilgili.”
Suyun ağırlığı eklemleri eşit şekilde sıkıştırıyor ve hiçbir terapinin birebir taklit edemeyeceği ağrı kapılama (pain-gating) yollarını aktive ediyor.
5. Biyokimyacının son cümlesi aklımda kaldı:
“İnsanlar denizin seni rahatlattığını sanıyor. Oysa seni yeniden yapılandırıyor.Sinir Sistemini yeniden düzenliyor.”
Bu etkileri (kortizol düşüşü, iyon değişimi, vagus aktivasyonu, basınç analjezisi ) anladığında, deniz suyunda 5 dakikanın neden birinin sana bedenini geri vermiş gibi hissettirdiğini fark ediyorsun.
@ginzosss
Çeviri:AylinER
@Ylmaz7221 İnsan olanı o titreyen ses, ağlayan göz ve kalpten gelen bir tür ‘isyan’ rahatsız etmez! Vicdanı, aklı,duygusu olan her canlı üzülür ama siz ve sizin gibiler sadece oksijen tüketen varlıklar olduğunuz için rahatsızlık duydunuz demek ki!?
O polis, devlet memuru olarak siyaset konuşamaz diyenler, devlet memuru İmam Halil Konakçı'nın cami kürsüsünden siyaset yapmasına itiraz etmeyip destekliyor.
Bir Türk polisi konuşuyor. Gözlerinden öpüyorum kardeşim. Bu konuşması üzerine görevden alınıyor. Konuşmayan polislerin, jandarmaların, askerlerin ne düşündüğünü zannediyorsunuz? @zaferpartisi
Yeni Papa yurtdışındaki ilk ayinini İznik'te yapacakmış!
İlginç geliyor değil mi?
Böylesi bir ayin Cumhuriyet tarihinde bir ilk!
Papalık Cumhuriyet yeni kurulduğunda bòyle bir ayine yeltenmiş, Atatürk müsaade etmemiş!
Bu kardeşimiz herşeyi kısaca ve çok güzel açıklamış!
Tarih toplumların hafızasıdır!
Unutursan yok olursun!
Son not: Bir de 10 Kasım'da arabik kıyafetlerle sokaklarda ayin düzenleyen sahte Müslümanlar ne diyorsunuz? Ayine karşi ayin yapacak yüreğiniz var mı?
Üç gün süren çekim; zeminin yansıması için ıslatılması ve kurutulması, ayın ışıkları, sabah gün doğumu, bulutların Anıtkabir üzerine düşmesi, nöbet değişim saatleri hepsi tek tek büyük bir sabır ve özveri ile çekilen kareler…
Şimdi sizleri bu büyülü güzellikler ile baş başa bırakıyorum.
Mustafa Kemal Atatürk #10Kasım
📷Elvan Alver