Bizde ki yobazların sesini duyuyorum saçtanda tahrik mi oluyorlar ? . Ne olduysa bize azar azar oldu cumamız pazar oldu dizeleri geliyor aklıma. Sizi Afyonlayanların zihniyeti sizi çağdaş olmaya zorlayacaklar, sizde özünüzü unutacaksınız!
Şırnak Jirke Aşireti'nin bu toprakların insanının bin yıl nasıl etle tırnak gibi iç içe geçtiğini gösteren dostun yüzünü güldürecek, düşmanı çıldırtacak nefis paylaşımı:
“Biz Hz. Muhammed’in askerleriyiz. Biz Müslüman Kürtleriz. Bir Türk kardeşimizin kanına karşı bin Yahudi kanı dökeriz.”
Şunu bilir, şunu söylerim: Selçuk çocuklarıyla Salahaddin çocukları birbirlerini omuz verirlerse tarihi yeniden birlikte yaparlar. Yok eğer birbirlerini omuz vururlarsa ikisi de tarihten çekilir.
Erkeklere yönelik ikazdır...!
“Eğer namahreme bakarsan, sürme arabayı.”
İnsan araç kullanırken ister istemez caddeye, kaldırıma ve çevresine bakar. Eğer kişi bu esnada gözünü namahremden sakındıramıyor, bakışlarını kontrol edemiyor ve harama düşüyorsa, Efendi Hazretleri meseleyi en net şekilde ortaya koyuyor: Seni günaha götüren bir şeyden vazgeçmeyi bile göze al; fakat haramı hafife alma.
Yani burada verilmek istenen esas mesaj şudur: Mümin, “Benim niyetim kötü değil” diyerek gözünü başıboş bırakmamalıdır. Çünkü İslâm’da yalnızca büyük günahlardan değil, insanı günaha yaklaştıran sebeplerden de korunmak esastır. Bakış da kalbe tesir eder; tekrar edilen bakışlar zamanla insanın haya ve takvâ hassasiyetini zayıflatabilir.
Rabbimiz gözlerimizi haramdan, kalplerimizi gafletten muhafaza eylesin. Âmin.
Çağın Büyük Hastalığı: "Teşhircilik"
Bugün toplumun yaşadığı değişimi anlamak için bazen uzun sosyolojik araştırmalara ihtiyaç yok. İnsan kendi çocukluğuyla bugünü yan yana koyduğunda bile neyin değiştiğini görebiliyor.
Karadeniz'de doğup büyüdüm. Çocukluğumu hatırlıyorum. Köylerde annelerimiz, teyzelerimiz, genç kızlar dışarı çıkarken üzerlerine bir "keşan" alırlardı en azından..
Herkes aynı tesettür ölçüsüne sahip değildi belki.. Fakat çok önemli bir şey vardı: Örtünme ihtiyacı.
İnsan evinden dışarı çıkarken kendisini biraz daha toparlama, bedenini yabancı bakışlardan sakınma ihtiyacı hissediyordu. Bunun arkasında da yalnızca bir kıyafet geleneği değil, kuvvetli bir haya duygusu bulunuyordu.
Bugün kaybettiğimiz şeylerden biri tam olarak budur. Mesele artık yalnızca 'açık giyinmek-kapalı giyinmek' raddesinin çok ötesine geçmiş durumda..
Teşhir, modern hayatın olağanlarından biri hâline geldi bugün. Bir zamanlar mahrem kabul edilen beden bölgelerinin görünmesi yadırganırken, bugün görünmemesi neredeyse garipsenecek bir noktaya doğru gidiliyor.
Farkında mısınız? Açıklığın sınırı sürekli ileri taşınıyor. Dün aşırı bulunan bugün normal, bugün aşırı bulunan yarın sıradan hâle geliyor.
Unutmayın! İnsanın utanma eşiği de diğer birçok duygu gibi tekrarlarla değişir. İlk defa yaparken çekindiği şeyi tekrar ettikçe sıradanlaştırır; sıradanlaştırdığı şeyi ise bir müddet sonra problem olarak dahi görmez.
Teşhir normalleştikçe haya zayıflıyor, haya zayıfladıkça daha ileri bir teşhir mümkün hâle geliyor. Böylece birbirini besleyen bir döngü ortaya çıkıyor.
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken sosyolojik meselelerden biri budur.
Fakat garip olan şu: Bu ülkede kadın bedeni üzerinden kurulan tüketim kültürü, reklam sektörü, moda endüstrisi, sosyal medyanın teşhir ekonomisi saatlerce konuşulabiliyor. Kadının metalaştırılmasından, beden algısından, güzellik standartlarının kadın üzerinde meydana getirdiği baskıdan söz ediliyor.
Peki teşhir kültürünün bizatihi kendisini kim konuşacak?
Bir genç kızın değerini görünür olmaya, beğenilmeye, bedenini sergilemeye bağlayan kültürü kim sorgulayacak? 'Daha fazla görünürsen daha özgürsün' telkininin koca bir yalan olduğunu kim anlatacak bu topluma?
Örtünmenin ortadan kalkmasını ilerleme sayarken utanma ve mahremiyet duygusunun aşınmasının insana ne kaybettirdiğini kim nasıl ifade edecek insanımıza?
Bunları dile getirdiğinizde ise hazır bir cümleyle karşılaşıyorsunuz sürekli:
'Hocalar neden devamlı kadınlarla uğraşıyor?'
Hayır kardeşim.
Kimse kadınlarla uğraşmıyor. Tam tersine kadın üzerinde bu kadar durulmasının sebeplerinden biri, kadının aile ve nesil üzerindeki muazzam tesiridir.
Bir toplumda kadını konuşmak yalnızca “kadını” konuşmak değildir. Anneyi konuşmaktır. Aileyi konuşmaktır. Çocuğun ilk terbiyesini konuşmaktır. Bir sonraki neslin hangi değerlerle yetişeceğini konuşmaktır.
Bizim kültürümüzde "Yuvayı dişi kuş yapar" sözü boşuna söylenmemiştir. Bir çocuğun ilk dünyası annesidir. İlk kelimelerini, ilk davranışlarını, mahremiyet anlayışını, merhameti, edebi, temizliği, insanlarla nasıl ilişki kuracağını büyük ölçüde anne mektebinde görür çocuk.. Bu sebeple kadının ahlakı da eğitimi de iffeti de şahsiyeti de toplum açısından tali bir mesele değildir.
Elbette aynı ahlakî sorumluluk erkek için de vardır. Erkeğin gözüne, diline, iffetine, sadakatine, ailesine karşı mesuliyetine hiçbir şey söylemeyip bütün faturayı kadına kesmek dinî bakımdan da ahlakî bakımdan da yanlıştır. Fakat buradan hareketle kadınların tesettürünü, hayayı ve mahremiyeti konuşmayı neredeyse ayıp hâline getirmek de başka bir savrulmadır.
Bu sebeple bugün yeniden ihya edilmesi gereken şey yalnızca tesettür değildir. Tesettürün ihya etmeye çalıştığı haya duygusunun kendisidir. Bu ikisi biri diğerini tamamlayan iki olmazsa olmaz unsurdur.
Onun için tesettürü konuşuyoruz.
Kadını küçümsediğimiz için değil; kadının toplumdaki yerini hayâtî gördüğümüz için..
Bir gece ortasında açlıktan kendini dışarı atan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gelip bir sahabenin kapısında kendini bulur. Aç olduğunu söyleyip karnını doyurur.
Allah c.c, bizi bu güzel Peygamberimize (sav) layık eylesin..
A101 mağazalarında 81 ilde satışa sunulan Gorilla markalı enerji içeceği içeriğinde 18 yaş ve altı bireylerin tüketmesi önerilmeyen birçok bileşen ile katkı maddesi yer alıyor.
Ürün ayrıca 500 ml'lik tek kutuda 69 gr ilave şeker yani yaklaşık 35 tane küp şeker içeriyor!
https://t.co/KtymNmKYcH
Karadeniz insanını severim ama her şehirde olduğu gibi oralarda da manganda var. Eşimle Trabzon Uzungöl’de yaşadık tek yönden ters gelen arabayı uyardığı için arabadan inen iki maganda aranın içinde bayan (b🇯🇴olduğunu göre göre saldıracaklardı . Onlar şunu bilmedi eşim yiğitti 😂
Rize’de bir bisiklet sürücüsü, trafikte hata yapan sürücüyü uyardığı için ağır şekilde saldırıya uğradı.
Arabadan inen 2 magandanın haline bakın. Bunlar normal değiller. Umarım tüm çevresi bu videoyu görür, dışlanırlar ve en ağır cezayı alırlar.
Serhend Takvimi
Bir kimse mükâfatını yalnız Allah’tan bekleyerek ehlinin (ailesinin) nafakasını sağlarsa, harcadıkları onun için sadaka olur.
Buhârî, İmân 41
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Bir toplumda fuhuş yaygınlaşır hatta açıktan yapılır hale gelirse, o toplumda daha önce bulunmayan hastalıklar ve taûn (veba) ortaya çıkar." (İbn Mace, Sünen, Fiten 22)i
Serhend Takvimi
(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
Nûr Sûresi 24/30
Hazret-i Âişe Hâlâ Öğretmeye Devam Ediyor: Annemizin Bereketi Hâlâ Devam Ediyor
Bugün sosyal medyada Hz. Âişe annemiz konuşuluyor.
Yaşı üzerinden tartışmalar yapılıyor.
“Şu yaşındaydı, bu yaşındaydı…”
Fakat ben bugün başka bir pencereden bakmak istiyorum.
Çünkü asıl hayret verici olan, Hz. Âişe annemizin kaç yaşında olduğu tartışmasının bugün hâlâ yapılması değil; aradan yaklaşık on dört asır geçmesine rağmen annemizin hâlâ bize bir şeyler öğretiyor olmasıdır.
Kurban olduğum annemizin bereketi hâlâ devam ediyor.
Düşünün…
Bir gün Hz. Âişe’nin gerdanlığı kayboluyor.
Kafile bekliyor.
Su bulunamıyor.
Ve bu küçük gibi görünen hadisenin ardından ümmete teyemmüm hükmü geliyor.
Bir gerdanlık kayboluyor…
Ümmet bir hüküm kazanıyor.
Annemizin başına gelen bir hadise, kıyamete kadar milyonlarca insanın ibadetine kolaylık sağlayan bir rahmete vesile oluyor.
İşte Hz. Âişe annemizin bereketi böyle.
Fakat daha da çarpıcı bir hadise var:
İfk hadisesi.
Bugün çevremize, özellikle sosyal medyaya bakın.
Bir insan hakkında bir iddia ortaya atılıyor.
Bir ekran görüntüsü…
Bir söylenti…
“Biri bana söyledi.”
“Ben öyle duydum.”
“Zaten herkes biliyor.”
Ve birkaç saat içerisinde bir insanın itibarı yerle bir edilebiliyor.
İnsanlar araştırmadan hüküm veriyor.
Paylaşmadan önce düşünmüyor.
Bir başkasının hayatını, birkaç cümlelik bir iddiaya teslim ediyor.
Peki Kur’an bize bu konuda ne öğretiyor?
Hz. Âişe annemizin yaşadığı İfk hadisesinin ardından…
“Onu işittiğiniz zaman, ‘Bunu konuşmamız doğru değildir. Hâşâ! Bu büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?”
(Nûr, 24/16)
Bakın…
Bu sadece geçmişte yaşanmış bir iftira hadisesinin anlatılması değil.
Bu, insanın haber karşısında nasıl davranacağını öğreten bir ahlâk dersi.
Ve bugün sosyal medya çağında bu ayet sanki yeniden önümüze geliyor.
Hz. Âişe annemiz bize hâlâ öğretiyor.
Hem de öyle bir şey öğretiyor ki…
İnsanların bir başkası hakkında konuşurken nasıl davranması gerektiğini.
Bir iddiayı ne zaman paylaşmaması gerektiğini.
Zannın nasıl büyüyüp toplumsal bir felakete dönüşebileceğini.
Bir insanın psikolojik olarak nasıl yıkılabileceğini.
İfk hadisesinde herkes konuştu.
Ama hakikati Allah açıkladı.
Sonra Hz. Âişe annemizin başka bir yönüne bakıyoruz.
Resûlullah (sav) vefat ediyor.
Fakat Hz. Âişe’nin ümmet için öğretmenliği daha yeni başlıyor.
Sahâbe geliyor.
Tâbiîn geliyor.
Dinî meseleler soruluyor.
Hadisler soruluyor.
Kur’an’ın anlaşılması soruluyor.
Peygamber Efendimiz’in (sav) ev hayatı soruluyor.
Kadınların özel hâlleri soruluyor.
İbadetler soruluyor.
Hz. Âişe anlatıyor.
Düzeltiyor.
Açıklıyor.
Öğretiyor.
Yani annemiz sadece Peygamber Efendimiz’in eşi olarak yaşamıyor.
Aynı zamanda ümmetin öğretmenlerinden biri olarak yaşıyor.
Bugün insanların onun hayatını birkaç rakama sıkıştırmasına bakıyorum da…
İnsan hayret ediyor.
Çünkü bir insanın hayatını yalnızca bir yaş meselesine indirgemek, o insanın hayatının geri kalanını görmemektir.
Hz. Âişe annemizin hayatına bütün olarak baktığımızda karşımızda:
İlim var.
Zekâ var.
Hafıza var.
Sorgulama var.
Fıkıh var.
Hadis var.
Kur’an anlayışı var.
Peygamberî hayatın en ince ayrıntılarına şahitlik var.
Ve bütün bunlar ümmete aktarılıyor.
MUTLU OLMAK İÇİN
1. Bol su için.
2. Kahvaltıda çok, öğle yemeğinde orta, akşam yemeğinde az yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok, fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. Hiç bir şeyi içinize atmayın.
5. İbadet ve dua için zaman ayırın.
6. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun. Tefekkür edin.
7. Düzenli uyuyun.
8. Her gün 10-30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.
9. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın.
Onların seyahatinin nasıl olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.
10. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi şu an için harcayın, nefes aldığınız her anın kıymetini bilin, keyfine varın.
11. Sadeliğin güzelliğini keşfedin.
12. Hayatı çok da ciddiye almayın. Fâni olduğunuzu unutmayın.
13. Kıymetli enerjinizi başkaları hakkında konuşarak boşa harcamayın.
14. Sû-i zandan kaçının.
15. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.
16. Geçmiş meseleleri unutun.
Kişilerin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
17. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
18. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
19. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız Derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
20. Daha fazla gülümseyin ve pozitif olmaya çalışın.
21. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmasanız da, anlaşın.
22. Ailenizi sık arayın.
23. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin. Gülümseme, Sevgi, teşekkür, iltifat, yardım, destek, moral...
24. Herkesi her şey için affedin.
25. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
26. Her gün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız birine SELÂM verin.
27. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü ile ilgilenmeyin.
28. Doğru olanı yapın, yanlışlarınız için de pişman olmayın. Ne oluyorsa ya da olmuyorsa, hayrımıza olduğu içindir!
29. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan her şeyden uzak durmaya çalışın.
30. ALLAH her şeyi iyileştirir, şu an fark etmesek de, yaşadığımız her şey iyiliğimiz içindir.
31. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir. Durumu kabullenin.
32. Nasıl hissederseniz hissedin, kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
Kendinizi eve kapatmayın.
33. En iyisine henüz sıra gelmedi.
34. Sabah canlı olarak uyandığınız için ALLAH' a şükredin.
35. Maneviyatınız daima mutluluğunuzdur.
Hislerinizi önemseyin.
İnanın, dua edin, gerekeni yapın ve gerisini ilahi akışa bırakın...
Prof. Dr . Nevzat Tarhan