Anne - Babama bazen çok kızıyorum.Yıllarca nelerin ‘ayıp’ olduğunu öğretip beni yürüyen adab-ı muaşeret kaidesine çevirdiler, sonra da kocaman bir nezaketsiz öküz sürüsünün içine attılar.Kaç yaşıma geldim hala insanların görgüsüzlük seviyesine şaşırmam geçmedi
Kimden uzaklaştıysam, son bir kez dönüp baktım. Gördüklerimden sonra kendimi bir kez daha kutladım. Meğer ne kadar doğru bir sözmüş: Manzaranın içindeyken görülmeyen, manzaraya uzaktan bakıldığında kendini gösterirmiş
Evinizden cenaze çıktıysa, sevdiginizi toprağa verdiyseniz, tabak eksildiyse sofradan, bir ses sustuysa odalardan, en uzun gecenin, onu defnettiğiniz gece olduğunu bilirsiniz. Kaybedenler bilir; bazı geceler hiç aydınlanmaz. Ölüm bir eve girince, sağ kalanları da biraz öldürüyor.
Her insan, bir diğerinin emaneti.
Kimse kimsenin sahibi değil. Eş, dost, arkadaş, komşu, akraba, iş arkadaşı vs. herkes birbirinin emaneti.
Bazen kısa vadeli, bazen bir imtihan süreli, bazen bir ömürlük, bazen ahretlik.
Hayat bize bir insanı emanet ettiğinde ona nasıl davrandık?
Çok sadeleştirerek söylüyorum
İnsanlara soru sorarken bu soruyu sormak benim haddim mi diye düşünmek zorundasınız. İnsanların özel alanlarına elinizi kolunuzu sallayarak giremezsiniz
Sen gittin bana sonsuz şefkatle bakıp güven veren gözler gitti.
Sen gittin birinin küçük nazlı kızı olma şımarıklığım gitti.
Sen gittin taşındığım omuzlardan yere düştüm ben.
Giderken çocukluğumun elinden tutup gittin babam.
Gittiğin yaşta büyüdüm...
İnsanları sevmeyi bıraktığımızda değil; onlardan ümit etmeyi bıraktığımızda bağ kopuyor.
"Vedalaşmak" ve "vazgeçmek" bambaşka şeyler bu yüzden. Her vedalaşmada vazgeçmeyiz. Ama her vazgeçiş nihai vedalaşmadır.