Kamboçya ile imzalanan askerî anlaşma, Türkiye’nin ASEAN açılımına ilişkin savunduğum görüşü güçlendiriyor. Türkiye, savunma sanayiindeki gücünü Güneydoğu Asya’ya açılmak için stratejik bir araç olarak kullanıyor. Çin, Japonya ve Batılı ülkelerin ekonomik olarak çoktan yerleştiği bu bölgede Türkiye, savunma iş birlikleri üzerinden kendisine yer açmaya çalışıyor. Bu yüzden Türkiye’nin ASEAN politikasını yalnızca silah satışları üzerinden değerlendirmek, asıl büyük resmi kaçırmak olur.
Fudan Üniversitesi’nde düzenlenen yapay zekâ konferansı vesilesiyle üniversitenin farklı araştırma merkezlerini ve arşivlerini inceleme fırsatı buldum.
Rusya, Orta Asya, Avrupa, Pakistan ve Orta Doğu üzerine uzmanlaşmış araştırma merkezleri bulunmasına rağmen Türkiye üzerine oldukça sınırlı sayıda akademik çalışmaya rastladım.
Dünyanın önde gelen araştırma üniversitelerinden biri olan Fudan’da araştırmalarımı sürdürürken dikkatimi çeken konulardan biri de bu: Çin’in dünyayı anlamaya yönelik muazzam akademik kapasitesine rağmen Türkiye, Çin akademisinde maalesef yeterli ilgiyi henüz görmüyor.
Türkiye’de kalkınmanın önündeki ciddi engellerden biri memurluk sistemi. Birçok kurumda performans ile kariyer arasında anlamlı bir ilişki yok. İyi çalışanla çalışmayanın benzer koşullarda ilerleyebildiği, başarısızlığın çoğu zaman sonuç doğurmadığı bir personel düzeninden söz ediyoruz. Kurumların verimliliği büyük ölçüde yöneticilerin kişisel becerilerine ve kurum içi çalışma kültürüne kalmış durumda.
Çin’in en büyük başarısından biri ise verimli memur modeli. Çin, beş yıllık kalkınma planları hazırlamakla kalmıyor, yerel yönetimleri belirlenen hedefler doğrultusunda rekabete sokuyor. Yatırım çekmek, sanayi geliştirmek, altyapı oluşturmak ve ekonomik hedeflere ulaşmak yerel yöneticilerin kariyerlerini doğrudan etkiliyor. Üstelik 2008, 2013, 2018 ve 2023 yıllarında yapılan kapsamlı idari reformlarla devletin kurumsal yapısı sürekli yeniden düzenlendi.
Verimsiz çalışanı sistemden çıkarmanın zor olduğu, başarılı çalışanı ise yeterince ödüllendirmeyen bir bürokrasi, doğal olarak kendi hantallığını yeniden üretiyor. Böyle bir düzende kamu çalışanlarının önemli bir kısmının neden daha fazla sorumluluk almak isteyeceği de belirsiz.
Türkiye’nin Batı’dan aldığı kamu yönetimi modellerini sorgulaması ve kendi idari geleneğine uygun, merkezi koordinasyonu güçlü fakat kurumlar ve yerel yöneticiler arasında gerçek rekabet yaratan bir sistem geliştirmesi gerekiyor. Çin’in deneyiminden çıkarılabilecek önemli derslerden biri bu.
Türkiye, dünya ekonomisinde üst lige çıkmak istiyorsa önce kendi devlet mekanizmasını verimli çalıştırmak zorunda. Sürekli topluma ve özel sektöre fedakârlık çağrısı yapan bir devletin, kendi memurlarından aynı verimliliği talep edememesi başlı başına bir problem.
As China prepares to unveil the 15th iteration of its Five-Year Plan this week, @Yu_JieC (of @CHAsiaPacific) joins our Editor @higginsmike to discuss what the plan means to the country. 🇨🇳
📖 Read her story in our latest issue: https://t.co/m16LIMNmAi
🎥 Watch the full video here: https://t.co/63Wj9E3qhL
Türkiye de insanlar eğitimi sadece elit üniversitelerden mezun olup mühendislik, tıp veya finans sektöründe çalışan insanlar yetiştirmek üzerinden değerlendiriyor.
Maalesef iyi eğitim denince akla hâlâ birkaç üniversite ve birkaç meslek geliyor. Oysa turizm sektöründe çalışacak birinin Doğu Avrupa’da, uluslararası ticaret yapacak birinin Doğu Asya’da ya da körfezde , restoran işletecek birinin İtalya’da eğitim alması da en az bunlar kadar değerli. Çünkü bu insanlar yalnızca mesleki bilgi edinmiyor, farklı ülkelerde işlerin nasıl yürüdüğünü, hizmet kalitesini ve çalışma kültürünü de öğreniyor. Türkiye’ye döndüklerinde bu birikimi çevrelerine ve çalıştıkları sektörlere taşıyorlar.
Bence Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de bu. Ülkenin ekonomik büyüklüğüne, coğrafi konumuna ve potansiyeline baktığınızda birçok sektörde ciddi bir kalite sorunu yaşadığımızı görüyorsunuz. Yıllardır belli bir seviyenin üzerine çıkamamamızın nedenlerinden biri de yetişmiş insan gücünün farklı sektörlere yeterince dağılmaması. Nitelikli insanların önemli bir bölümü birkaç mesleğe yönelirken diğer sektörler aynı gelişimi gösteremiyor.
Ivy League üniversitelerine giren öğrencilerin büyük bölümü zaten üst gelir grubundaki ailelerden geliyor. Bu aileler çocuklarının eğitimine daha küçük yaşlardan itibaren inanılmaz yatırımlar yapıyor. Dolayısıyla eğitimin başarısını sadece elit üniversitelerden mezun olup mühendislik veya finans sektöründe çalışan insanlar üzerinden değerlendirmemek gerekiyor.
Türkiye’de maalesef iyi eğitim denince akla hâlâ birkaç üniversite ve birkaç meslek geliyor. Oysa turizm sektöründe çalışacak birinin Doğu Avrupa’da, uluslararası ticaret yapacak birinin Doğu Asya’da ya da körfezde , restoran işletecek birinin İtalya’da eğitim alması da en az bunlar kadar değerli. Çünkü bu insanlar yalnızca mesleki bilgi edinmiyor, farklı ülkelerde işlerin nasıl yürüdüğünü, hizmet kalitesini ve çalışma kültürünü de öğreniyor. Türkiye’ye döndüklerinde bu birikimi çevrelerine ve çalıştıkları sektörlere taşıyorlar.
Bence Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de bu. Ülkenin ekonomik büyüklüğüne, coğrafi konumuna ve potansiyeline baktığınızda birçok sektörde ciddi bir kalite sorunu yaşadığımızı görüyorsunuz. Yıllardır belli bir seviyenin üzerine çıkamamamızın nedenlerinden biri de yetişmiş insan gücünün farklı sektörlere yeterince dağılmaması. Nitelikli insanların önemli bir bölümü birkaç mesleğe yönelirken diğer sektörler aynı gelişimi gösteremiyor.
YAPAY ZEKÂ GENÇLERİN AVANTAJINI BİTİRİYOR MU?
Yıllardır teknolojik gelişmelerin gençlere avantaj sağladığını düşünüyorduk. Yeni teknolojileri daha hızlı öğrenen gençler, kendilerinden önceki kuşakların önüne geçebiliyordu. Ancak yapay zekâ bu dengeyi tersine çevirebilir.
Bence burada enteresan bir durum var. Yapay zekâ sayesinde 20 yaşındaki biri, 50 yaşındaki bir mühendisin yıllarca uğraşarak öğrendiği bilgilere saniyeler içinde ulaşabiliyor. Ama o bilgiyi nasıl kullanacağını, hangi sorunun gerçekten önemli olduğunu veya karşılaştığı problemin nasıl çözüleceğini bilmek başka bir mesele.
Üstelik insanlar sadece doğru cevapları öğrenerek gelişmiyor. Hata yaparak, başarısız olarak ve kendi kararlarının sonuçlarını görerek deneyim kazanıyorlar. Yapay zekânın her soruya hazır cevap vermesi, gençlerin bu süreçleri yeterince yaşamadan ilerlemesine neden olabilir.
Diğer taraftan yıllarca tecrübe biriktirmiş bir akademisyen veya mühendis , yapay zekâyı kullanarak bilgisini çok daha verimli hale getirebilir. Yani teknoloji ilk defa gençlerden çok orta yaşlı ve deneyimli insanların işine yarayabilir.
Üstelik bu hayat tecrübesi anlamında da geçerli. Edindiğimiz bilgilerin çoğu deneyimlerden gelirken daha tecrübesiz ve yapay zekaya bağımli bir gencin hangi bilgiyi nerede kullanacağı üzerine olgunlasmis birine göre dezavantajlı olacağı kesin.
Özellikle gençlerin yeni oluşacak düzende teknik ve uygulamalı becerilere yönelmesi çok daha önemli hale gelecek. Çünkü yapay zekâ, özellikle gençler arasında beyaz yaka işlerdeki rekabeti korkunç seviyelere taşıyabilir.
Maalesef Türkiye’de yapay zekânın iş gücü, eğitim ve istihdam üzerindeki etkilerine dair ciddi bir politika tartışması yapamıyoruz. Oysa önümüzdeki yıllarda milyonlarca insanın hayatını etkileyecek bu dönüşümü çok daha fazla konuşmamız gerekiyor…
Yapay zekânın iş gücü üzerindeki etkisi düşündüğümüzden çok daha büyük olabilir. Anthropic’in paylaştığı araştırmaya göre AI ve robotlar, ABD’deki istihdamın %81’ini kapsayan işlerdeki bazı görevleri yerine getirebilecek kapasiteye ulaşmış durumda.
Bu, çalışanların %81’inin işsiz kalacağı anlamına gelmiyor elbette. Ama enteresan olan şu: Artık mesele sadece hangi mesleklerin ortadan kalkacağı değil, mevcut mesleklerin ne kadarının insan emeğine ihtiyaç duyacağı. Önümüzdeki yıllarda çalışma hayatının ciddi biçimde değişmesi kaçınılmaz görünüyor.
Çin’in 2026 bütçesine bakınca ilginç bir tablo çıkıyor. Herkes Çin’in askeri harcamalarını konuşuyor ama bütçede eğitim, sosyal güvenlik ve istihdama ayrılan pay çok daha yüksek. Savunma harcamaları %7 artmasına rağmen toplam harcamaların yalnızca %6’sını oluşturuyor. Bilim ve teknolojiye de %4 ayrılmış. Çin’in önceliklerini anlamak için sadece askeri gücüne değil, kaynaklarını nereye ayırdığına da bakmak gerekiyor.
Among China’s 2026 budget of $3.5 trillion, the defense budget was set at $276.7 billion, a nominal 7 percent increase from the 2025 budget. Learn more about other aspects of China’s government budget with our #ChinaPower feature: https://t.co/JfOnzk6mnl
Herkes Çin’in Tayvan’ı ne zaman işgal edeceğini konuşuyor ama Pekin’in Tayvan içinde yürüttüğü siyasi ve diplomatik faaliyetler pek tartışılmıyor. Bence Çin’in asıl stratejilerinden biri Tayvan’daki siyasi ve ekonomik elitlerle ilişkilerini güçlendirerek zamanla Hong Kong ve Makao benzeri bir modelin önünü açmak. Tabii Tayvan toplumunda Çin’e yönelik ciddi bir güvensizlik hâlâ var. Ancak Pekin’in askeri güç kullanmadan siyasi sonuç alma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekiyor. Foreign Policy’de tam da bu ihtimali ele alan güzel bir yazı yayımlanmış.
.@m_poznansky & @Ian_M_Easton write that China could take Taiwan via "nonforcible realignment or... bloodless annexation, whereby an elected government in Taipei concludes a treaty effectively ceding Taiwan’s territory to the People’s Republic of China." https://t.co/nLdJ2YQvuY
Anlaşmanın imzalandığı yere üç yıl önce gittiğimde kırık dökük haldeydi. TİKA neden bugüne kadar buraya el atmadı, onu da anlamış değilim. Ziştovi’de hâlâ azımsanmayacak bir Türk nüfusu var. Burası aynı zamanda Rusların Türk hatlarını kırıp Bulgaristan içlerine ilerlediği yerlerden biri. Tarihi önemi de ortada yani.
Bence burada Çinlilerin sosyal bilimlere bakışı da önemli. Batı sosyal bilimlerinin arkasında hümanizm var ve insan hakları, sosyal adalet gibi kavramlara dayanan güçlü bir gelenek var. Çin’de ise devlet-toplum ilişkisine bakış daha farklı; devlet baba anlayışı daha güçlü ve başarı daha çok verimlilik, kalkınma ve yoksullukla mücadele üzerinden okunuyor.
O yüzden sosyal bilimlerde de büyük teorik tartışmalardan çok, bu çalışma hangi somut probleme çözüm buluyor? sorusu öne çıkıyor. Ülkenin mühendislik ve pozitif bilim ağırlığı da burada kendini gösteriyor; bazı sosyoloji kamu yönetimi doktoralarinda dahi mühendislik veya mimarlık mezunlarını tercih ediyorlar.
Bu yüzden Çin’in güvenlik anlayışını veya dış politikasının temel kabullerini sorgulayan makro konular burada biraz tuhaf karşılanabiliyor. Mikro çözüm odaklı akademik gelenek var. Diğer mesele ise ayrı: Akademiyi araştırma alanı değil kariyer aracı görenlerin “köprüyü geçene kadar” tavrı ülkenin kanayan yarası , kariyerist şark kurnazlığı.
Sam Altman’ın yeni bir keşif çağına giriyoruz sözü bence dikkat çekici Çünkü bugüne kadar yapay zekâyı daha çok soru sorduğumuz, yazı yazdırdığımız ya da mevcut bilgileri toparlayan bir araç olarak gördük.
Ama AI gerçekten giderek daha zor matematik problemlerini çözmeye başlarsa olay değişiyor. Çünkü matematik; fizik, mühendislik, enerji, uzay ve birçok teknolojik gelişmenin temelinde. Bugün matematikte çözdüğü bir problem, yarın yeni bir malzemenin, ilacın veya teknolojinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Yani yapay zekânın asıl büyük etkisi ChatGPT gibi ürünler olmayabilir. Asıl mesele, bir noktada insanlığın yeni şeyler keşfetme hızını ciddi şekilde artırması olabilir.
Çin’in piyasadaki dalgalanmalara rağmen altın toplamaya devam etmesi enteresan. Üstelik bunu 23 aydır aralıksız yapıyor. Kısa vadede rezervleri çeşitlendirme hamlesi gibi görünse de uzun vadede yuanın uluslararası kullanımını artırma hedefinin bir parçası olabilir.
#China increased its gold holdings in September for the 23rd straight month despite market fluctuations – a move an expert said will help hedge against international financial and geopolitical risks while creating favorable conditions for prudently and steadily promoting the yuan’s internationalization. https://t.co/O4agtNVJvo
Yapay zekâ yarışında dengeler hızla değişiyor. 2022’de küresel AI yeteneklerinin ana merkezi açık ara ABD’yken, sadece üç yıl içinde Çin öne geçti. Güney Kore ve Avrupa da paylarını artırırken İngiltere geriliyor.
Bu yarış artık sadece çip ve teknoloji yarışı değil; yeteneği yetiştirme ve ülkede tutma yarışı. Türkiye ise bu dönüşüm yaşanırken maalesef yine kayda değer bir atılım yapamadı.
Son dönemde sıkça gündeme gelen nadir toprak elementleriyle ilgili kısa bir bilgi grafiği paylaşmak istedim. Çin’in hangi elementlerde avantajlı olduğu, rakiplerinin nerelerde alternatif oluşturabildiği ve asıl üstünlüğün neden sadece rezervlerden ibaret olmadığı kısaca…
Bence sorun biraz da Türkiye’deki çalışma kültürüyle ilgili. Çoğu kurum ast-üst ilişkisi üzerine kurulu: başkanım, müdürüm, amirim, hocam… Herkesin bir unvanı, herkesin hiyerarşide bir yeri var. Bu düzen diğer mesleklerde bir yere kadar işleyebilir ama akademinin doğasına pek uymuyor. Akademi özgür düşünceyi, tartışmayı ve gerektiğinde senden kıdemli birinin fikrine açıkça itiraz edebilmeyi gerektiriyor. Hiyerarşiyi koyduğunuzda üniversite, modern bir medreseye dönüşüyor.