10.07.2026
Çok Kıymetli Ekrem Başkanım,
Silivri'den gönderdiğiniz 07.07.2026 tarihli mektubunuz elime ulaştı. İçinde bulunduğunuz koşullarda dahi şahsımı ve çiftliklerime yapılan haksızlığı düşünmeniz, kaleme sarılıp bana yazmanız beni derinden duygulandırdı. Bu incelik, sizin nasıl bir insan olduğunuzun en açık ifadesidir.
Ancak Başkanım, asıl haksızlık alenen size yapılmaktadır. Binlerce yıl hapis istemiyle, yüzlerce suçlamayla yargılanan bir insana savunması için yalnızca birkaç saat tanınmasını, hukukun en temel güvencesi olan savunma hakkının bu şekilde budanmasını bütün milletimiz gibi ben de ibretle izledim. Salondan çıkarılırken dahi başınızı dik tutmanız, o kürsüden millete dönerek konuşmanız hepimize güç ve umut oldu. Benim çiftliklerime yapılan, sizin şahsınıza ve milletin iradesine yapılanın yanında küçük kalır.
Sizinle aynı safta bu mücadelenin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in arkasında dimdik duruyoruz. Bu ceberut sistemin yalnızca seçilmişlere değil; üreten çiftçiye, hayvancıya, toprağına emeğini veren herkese verdiği zararı her gün sahada görüyor ve yaşıyoruz. Bana yöneltilen hukuksuz müdahaleler de bu mücadelenin bedelidir; onurla taşıyorum. Sizin ödediğiniz bedelin yanında ise sözü bile edilmez.
Mektubunuzda yazdığınız gibi, farklı ve doğru düşünceye tahammülü kalmamış, sadece makam tereddüdü ve kaygısıyla işlem yapan kurumların aziz milletimize ve cennet vatanımıza verdiği zarar ortadadır. Ama ben de sizinle aynı inancı taşıyorum: 86 milyon yurttaşımızın irfanı ve vicdanı bu kötülüğe mutlaka dur diyecektir. Toprakla uğraşan bir insanım; ekilen her tohumun günü gelince başak verdiğini, en çetin kışların ardından baharın mutlaka geldiğini bilirim. Sizin bugün katlandığınız bedel, bu millete adalet, hukuk ve umut olarak geri dönecektir.
Siz orada yalnız değilsiniz. Partimiz, örgütümüz ve bu ülkenin dört bir yanındaki milyonlar sizinle. Bu zor günleri, sizin de yazdığınız gibi, büyük mücadele azmiyle hep birlikte aşacağız.
Sayın eşiniz Dilek Hanım'a, evlatlarınıza ve muhterem babanıza saygılarımı; sizinle aynı haksızlığa uğrayan tüm arkadaşlarınıza selamlarımı iletirim. Özgürlüğünüze, ailenize ve milletinize kavuşacağınız o güzel günde buluşmak dileğiyle.
Sevgi ve saygılarımla,
Sencer Solakoğlu
CHP Gölge Kabinesi Tarım ve Orman Bakanı
Bir sarıldık, bin olduk.
Bir adım attık, sel olduk…
100 yaşındaki Müzeyyen annemizin desteğini, Fuat abimizin emanetini alıp yola koyulduk.
İktidara varana kadar durmaya niyetimiz yok.
AKP, Paris davasını kaybetti!
Gizlenen dava sonucuna ulaştık.
Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin;
AKP’nin, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yaptığı usulsüzlükler nedeniyle;
Türkiye aleyhine hükmettiği 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık ceza kararını iptal etmek için başvurduğu Paris İstinaf Mahkemesi’ndeki davanın kaybedildiğini belgeledik.
Artık 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık tahkim cezasının ödenmesi için geri sayım başladı!
Peki süreç nasıl gelişti?
13 Şubat 2023’de Uluslararası Tahkim Mahkemesi aldığı kararla;
AKP’nin, 21 Mayıs 2014 – 30 Eylül 2018 tarihleri arasında, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında;
Irak Merkezi Hükümetinin izni olmaksızın⬇️
1.) Irak’a ait petrolü usulsüz olarak taşıdığı,
2.) Ceyhan Limanı’nda yüklemesini yaptığı,
3.) Irak devletinin satış fiyatının altında bu petrolün satılmasına neden olduğu gerekçesiyle,
Türkiye’nin Irak’a net 1 Milyar 471 Milyon Dolar tazminat ödemesine hükmetmişti.
277 sayfalık Nihai Tahkim Kararını ilk kez kamuoyuna belgeleriyle biz açıklamıştık.
AKP ise verdiği yanıtta;
Bu cezayı içeren tahkim kararının iptali için Paris’te dava açtıklarını açıklamıştı.
Yaptığımız araştırma neticesinde;
AKP’nin, uluslararası tahkim kararına karşı Paris İstinaf Mahkemesinde açtığı ‘Kararın İptali Davasını’ kaybettiğini tespit ettik.
Sonuç⬇️
1 Milyar 471 Milyon Dolar tutarındaki ceza ödemesi için geri sayım başladı!
Bu devasa ceza tutarı, mutlaka Tayyip Erdoğan’ın ve ilgili AKP’li yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edilmelidir!
İşte resmi belgeler⬇️
Kaynak: 10 Mart 2026 tarihli Paris İstinaf Mahkemesi Kararı (Fransızca Orijinali, Türkçe Çevirisi)
Bolu Grand Kartal Otel yangınında oğlunu kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay:
"Danıştay 1. Dairesi, Turizm Bakanlığı kamu görevlileriyle ilgili olarak soruşturma izni vermiş ve 'Bunları yargılayayın' diye Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermiş olmasına karşın 10 ay geçti hala bir iddianame hazırlanmış değil"
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
Hakkında 142 ayrı suçlama bulunan, 2.352 yıl hapis istemiyle yargılanan bir kişinin savunmasının tek bir güne sığdırılmak istenmesi hangi hukuk anlayışının ürünüdür?
Suçlamalar sınırsız, iddialar sayfalar dolusu; peki savunma neden süreyle sınırlandırılıyor?
Bu acele neden? Bu ısrar neden?
Adalet, yalnızca iddiaları dinlemekle değil, savunmaya da tam ve eşit söz hakkı tanımakla mümkündür.
Savunma hakkı bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Savunma susturulursa adalet susar.
142 suçlama bir güne sığıyorsa, mesele adalet değil; savunmayı susturma çabasıdır.
#SavunmaHakkıEngellenemez
Ekrem İmamoğlu ''susma hakkını'' kullanmadı.
Konuşmak istedi.
Savunmasını yapmak istedi.
Hakkındaki iddialara tek tek cevap vermek istedi.
Ama susturuldu.
Savunma hakkının engellendiği yerde adaletten söz edilemez.
#SavunmaHakkıEngellenemez
Bugün mahkemede İmamoğlu'nun savunma hakkının elinden alınması, bu iktidarın hukuk standartları açısından bile skandal ve utanç verici bir karar. Hakkında peş peşe açılan soruşturmalarla İmamoğlu sürekli kendini savunmak zorunda bırakılıyor; bu savunmalar ise giderek daha ağır koşullar altında yapılıyor. Üstelik davalarına bakan hâkimler başka yerlere atanarak, bu savunmaların hukuki anlamı da fiilen ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.
İmamoğlu'nun savunmasının iktidarın dışarıda meşruiyet devşirmeye çalıştığı NATO zirvesiyle aynı güne denk getirilmesi de tesadüf değildi. Şimdi onun elinden bu imkân da alınmış oldu. Türkiye'de hem seçmenlere hem de siyasi aktörlere İmamoğlu'nun hiçbir koşulda siyasi bir geleceği olmayacağı ve muhalefetin sandık yoluyla iktidarı değiştirmesine izin verilmeyeceği mesajı veriliyor.
Liberal demokrasilerin gerilediği, Trump sonrası uluslararası sistemin sarsıldığı ve Batı'nın giderek kendi güvenlik kaygılarına odaklandığı bir ortamda iktidar muhalefeti nakavt etmek için eline önemli bir fırsat geçtiğini düşünüyor.
Bu tabloda muhalefetin kısa vadede başarı elde etmesi zor olabilir. Bu nedenle öncelikli hedefi ayakta kalmak, yeni bir partide örgütlenmek, toplumsal desteğini korumak ve daha elverişli bir siyasal konjonktür oluşuncaya kadar demokratik mücadelesini sabırla, inatla ve kararlılıkla sürdürmek olmalı.
Ben, bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayıyım.
Bunu zihinlerine kazıyacaklar.
NATO toplanıyor yarın Ankara’da.
Ne anlatacak bu ülkenin başındaki misafirlerine? “Bak, rakibimi hapse attım, 20 tane de dava açtım mı” diyecek?
Deniz Göktaş’ın avukatı Metin Aslan ile konuştum. İki özel bilgi paylaştı…
Bir: Deniz tutuklama sonrası avukatlarına “neşemizi çalamayacaklar” demiş.
İki: Kendisiyle görüşen Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi salın” demiş.
Deniz Göktaş adliyeye sevk edildi. Göktaş’a destek vermek amacıyla Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin de adliyeye geldi.
Adliye içinde bekleyen bazı kişiler, Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindekilere tepki göstererek “Dışarı” sloganı attı.
Video : @hanifi_bayar
13 yıllık genel başkanlığı sırasında bir kere bile Sivas’ta Madımak anmasına katılmadı. Butlan olarak atandıktan sonra Madımak anmasının hemen öncesinde CHP Sivas İl Başkanını görevden aldı. Sonrasında da bu mesajı atıyor. Hiç sıkılmadan, çekinmeden.
Topluma yeni hiçbir şey vaat edemeyen, eleştirilere cevap veremeyen ve sandıktan korkan iktidarın elinde muhalifleri korkutmak ve sindirmek için baskı kullanmak dışında bir araç kalmadı.
Buna rağmen eleştiriler dinmiyor; hoşnutsuzluk toplumun farklı kesimlerine ve kuşaklarına yayılıyor, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. @idgoktas’ın zekası, cesareti ve mizahı ağzını açamayan milyonlara ses verdi ve örnek oldu. YouTube’a yüklediği gösteri, bir hafta dolmadan neredeyse 9 milyon kişiye ulaştı.
✍️ Cansu Çamlıbel yazdı:
🔴 Türk tipi otokrasiyi besleyip semirten iki kavram: Dışarıda ‘stabilitokrasi’, içeride ‘devlet aklı’
📌 Türk tipi otokrasi yalnızca Erdoğan’ın ya da Cumhur İttifakı’nın eseri değil. Batıda kendi stratejik çıkarları için “AB’ye üyeliğine aday” Türkiye’nin otoriterliğe sapmasına göz yumup Erdoğan ile başka pazarlıklara girişenlerle, içeride Erdoğan’ın siyasi tercihlerini “devlet aklı”na ortak oldukları varsayımıyla meşrulaştıran muhalefet figürleri olmadan bugünlere gelemezdik. Dışarıda “stabilitokrasi” diyenlerle, içeride “devlet aklı” diyenler sayesinde serpilip semiren bir fanusta debeleniyoruz şimdi
https://t.co/fLB4WLdhYy
CHP’nin seçilmiş lideri Özgür Özel, yurttaşları BirGün’e abone olmaya çağırdı
“BirGün gazetesi ülkenin en zor zamanında demokrasiden yana taraf oldu”
“BirGün’e abone olun, gördüğünüz her yerde destek verin”
“BirGün, bir gün demokraside de yayınlanacak”
https://t.co/FI1S5jnOw7