Şehidimiz Eren Bülbül’ün annesi Ayşe Bülbül’ün süreçle ilgili söylediği sözler yeniden gündem oldu:
“Bu süreç burada bitsin silahları teslim etsinler. Terörü bitirsinler, benim evladım şehit edildi daha şehitler olmasın!”
Sadece sövüyorlar.
AFAD'a sövüyorlar.
TRT'ye sövüyorlar.
UMKE'ye sövüyorlar.
MİT'e sövüyorlar.
AA'ya sövüyorlar.
TSK'ya sövüyorlar.
OGM'ye sövüyorlar.
TOKİ'ye sövüyorlar.
EGM'ye sövüyorlar.
DİYANET'e sövüyorlar.
STK'lara sövüyorlar.
Valilere sövüyorlar.
Bakanlara sövüyorlar.
Cumhurbaşkanına sövüyorlar.
Devlete sövüyorlar.
İnsanlık tarihinin en alçak, en şerefsiz, en kahpe, en kalleş, en kancık, en puşt, en hain, en lanetli, en onursuz , en haysiyetsiz , en şerefsiz topluluğu denk geldi bize...
KIZMAYIN DEMEK Kİ BİZİMDE SINAVIMIZ BUNLAR
@vekilince Evet terörün bitmesini sen bile istersin evet, ama istemediğiniz bir türlü söyleyemediğiniz şey, Terör belasının Erdoğan tarafından bitirilmesi korkunuz..
Korkunun ecele faydası yok örtmenim :))
Model ve müzisyen Jura, Kopenhag Moda Haftası sırasında podyumda Filistin bayrağı açmasının ardından sahneden indirildi.
🗣️Model Juda'nın sosyal medya hesabında yaptığı paylaşım:
"Eğer şimdi İsrail’in tüm Filistin’i açlığa mahkûm etmesini kabul edersek, dünyanın en zenginlerinin sıradaki azınlığı soykırıma uğratmasını da kabul etmiş oluruz."
Selçuk Bayraktar:
''Annem ekonomist. İstanbul İktisat'tan mezun. Bizimle beraber çalışıyor.''
''Yazılımcı tarafım genetik olarak annemden geliyor.''
''Rahmetli babam uçak tasarlıyordu, annem de yazılımcıydı.''
BU YAZDIKLARIM ÇOK ÖNEMLİ.
Şimdi saat geç oldu, fakat uyandığınızda herkesin okuyup yorum yapmasını çok isterim.
Lütfen sadece göz ucuyla bakıp geçmeyin. Baştan sona okuyun. Çünkü anlattıklarımın tamamı yaşanmış gerçek hikâyeler.
Okuyup düşüncelerinizi yazarsanız çok mutlu olurum.
Saygı gösteren, saygı da bulur. Saygı önemli.
Büyüğünü bilen, büyüğünden büyüktür.
Birliğimizde 200’e yakın asker var idi. Sabah sporunu ben yaptırdığım zamanlarda birlik komutanı, “Binbaşı, sporu Mustafa yaptırıyor galiba.” dermiş odasındaki üsteğmene.
Ben askerlere aynen şöyle diyordum:
“Bakın lan, az ötesi lojman. Lan oğlum, yengeniz sizden şikâyetçi. Bebek 10 aylık. Sabahın köründe sizin askerler bazen öyle bir bağırıyor ki çocuk uyanıyor. Zaten sabaha kadar uyumuyorum. Söyle, lütfen söyle onlara; daha az bağırsınlar sabah sporunda. Duydunuz mu lan beni? Az bağırın oğlum.”
Dememe rağmen öyle bir bağırıyorlardı ki birlik komutanı da oradan sabah sporunu benim yaptırdığımı anlıyormuş.
Bunu neden mi anlatıyorum? İnsanların sevgisini kazanmak kolay değil.
Başka bir gün, başka bir komutanları spor yaptırırken, “Daha yüksek sesle bağırın lan!” demesine rağmen, “Yav komutanım, boğazımızı mı yırtalım? Sesimiz bu kadar çıkıyor.” diyorlarmış.
Ben onlarla içli dışlı biriydim. Onlarla aynı masada, aynı tabakta bir tabak hoşafı, bir kaşıkla ben isteyip kaçıklar idim. Derdi olan tek bana gelirdi.
Nöbetçi olduğum zamanlarda devriye sonrası koğuşa girerdim. Koğuş nöbetçisi uyurken rahatsız etmezdim. Üstü açık ne kadar asker varsa tek tek örterdim. Bazıları uyanıp fark ederdi tabii. Onlar da arkadaşlarına anlatırdı durumu:
“Yav, adam gece devriyeye çıkmış, gelmiş; koğuş nöbetçisi uyuyor, onu bile uyandırmamış. Bir de gelip bizim üstümüzü örtüyor.”
Gelibolu’da ne olacak? Doğu ve Güneydoğu olsa olaylar tabii ki farklı olurdu. O zamanlarda o günleri de yaşadık, Doğu’da ve Güneydoğu’da. Şimdi konumuz o değil.
Hafta sonları birliğe gelir, cumartesi pazar askerlerle geçirirdim. Onlarla maç yapardık. Hatta bir grup maç yapar, sonraki grup, “Komutanım, bizimle de devam et.” derdi. Kırmaz, maç yapardım.
Maç içinde sinirlenirdim, kızardım. Ona rağmen onlar hiç duymazlardı. Maçtan sonra alayı gelip, yensek de yenilsek de bana sarılırdı. Eve, lojmana gitmemi istemiyorlardı adeta.
Aslında en çok küfür eden bendim, en çok sinirli komutan da bendim. Ama onlar bendeki samimiyeti biliyorlardı.
Ve bir baba gibi görüyorlardı beni alayı.
Bu işler yapmacık olmaz, içten gelmeli.
Cumartesi günleri arada sırada mangal yapardım. Gelibolu’nun sardalyası meşhurdur. İki kişiyiz, bebeği saymazsanız. O zamanlar 4 kg balık alırdım. Lojmanlar çevresinde nöbet tutan askerler olmak üzere bütün nöbetçi askerlerime ekmek arası yapar, tek tek dağıtırdım.
Hatta bir gün lojmanda oturan bir subay beni binbaşıya şikâyet etmiş:
“Yav komutanım, bu balık ızgara yapıp nöbetçilere dağıtıyor.”
Bir gün bir toplantıda binbaşı sordu:
“Mustafacığım, nöbetçi askerlere balık ekmek dağıtıyormuşsun. Yanında içecek olacak. Ne ikram ediyorsun?” diye bana sordu.
Anladım ki şikâyet etmişler.
“İçecek ikram etmiyorum, komutanım.” dedim.
“Yav arkadaş, sen manyak mısın? Bak, inkâr da etmiyor.” dedi.
Neyse, bu konular çok uzun da ben size bunu neden mi anlattım arkadaşlar?
Bir gün meydanda binbaşı ile üsteğmen sohbet ederken, benim odamın önünden geçen askerlerin alayı odama selam verip geçerken onun dikkatini çekiyor.
“Bu oda kimin lan? Bunlar neden odanın önünden geçerken selam veriyorlar?”
Üsteğmen diyor ki:
“Komutanım, o oda Mustafa’nın odası. Ona selam veriyorlar.”
“Lan, bu şerefsizler benim odamın önünden geçerken bile selam vermiyorlar.” diye sitemde bulunuyor.
Ben askerlere defalarca söyledim:
“Lan oğlum, benim odanın önünden geçerken selam vermeyin. Bu birlikte 30’dan fazla komutan var. Bir gün biri görür, alınır. Vermeyin selam.”
İçtima alanında hepsine söylememe rağmen alayı, odamın camının yanında geçerken selam veriyordu.
Demem o ki, saygı zorla olmaz. Saygıyı kazanmak için karşındaki senin sevgine ve samimiyetine inanması lazım.
İnanmak da öyle boşu boşuna olmuyor. Bir balık ekmek ile de olmuyor.
Zamanında terhis olan bir askerimiz bana geldi:
“Komutanım, borç istiyorum. Sivil elbisem yok.”
“Evlat, bende para yok.”
Parmağımdaki evlilik yüzüğümü çıkartıp verdim:
“Git, bunu sat. Al kendine elbise, olur mu?”
“Yav komutanım...” deyip ellerimi öpmeye kalktı.
Çıkartıp verdim yüzüğü:
“Bunu almazsan döverim seni. Sivil hayata gittiğinde çalış. Paran olursa gönder, göndermezsen de canın sağ olsun. Helal ettim.” dedim.
Bunu birliğe anlatmış.
İşte o canlar da beni bundan dolayı böyle seviyordu.
Bir de hanımın kolundaki tek bileziği verdiğim bir asker var ki onun hikâyesini yazsam roman olur.
Hakan Fidan’dan başladı hikâye, nereye geldi, değil mi?
Bende hikâye bitmez, canlarım. Alayı gerçek, yaşanmış hikâyeler.
Şimdi de bazen benim başıma olmaz işler geliyor ve siz, kıymetli takipçilerim, sorgusuz sualsiz yardımcı olmaya çalışıyorsunuz.
Hepinizden Allah razı olsun. Üç sene önce 30 bin olan takipçi sayım bugün 147 binden fazla oldu.
İşte bu, sizlerin bana güveninin ispatı.
Rabbim alayınızdan razı olsun.
Samimiyet çok önemli.
Oğlan oyun konsolu istiyor ya, daha önce paylaşmıştım. https://t.co/qaWkDMU97J’da birisini bulmuşlar. Ben aradım çocuğu:
“Kardeşim, biz Gemlik’ten İzmit’e geleceğiz. Vallahi durumum yok. Sırf evlatlara söz verdiğim için geliyorum. Sen de bana en son fiyat ne olur de, ona göre gelelim.”
“Abi, 14 bin istiyorum. Madem Gemlik’ten geleceksin, 12 bin son fiyat olur.” dedi.
Kalktık, gittik adamın evine. Gitmemize 200 metre kala bir kız evlat ödünç aldığım arabaya çarptı.
Bunu anlatmıştım daha önce.
Ben karakoldayken bu konsolu alacağım evlat beni aradı:
“Abi, biz de o kaza mahallindeydik. Siz şoka girmiştiniz, yanınızda evladınız da vardı galiba.”
“Evet kardeşim.” dedim.
“O nerede?” dedi.
“Arabanın başında bekliyor.” dedim.
“Abi, sen karakoldasın. Biz gidip kardeşi alıp eve götüreceğiz.” dedi.
Telefon numarasını attım. Onu almışlar, evlerinde misafir etmişler.
Arada geçen hikâye uzun. Bize çarpan kızın abisi karakola, yanıma geldi. Konuştuk. Hikâye uzun.
“Beni hastaneye götür, kardeşim.” dedim.
Çarpan kızımızı ziyaret ettim. Beni kaza olan yere getirdi. Sağ olsun, baktım çocuklar da orada.
Onlara da sarıldım:
“Yav, sizler ne güzel insanlarmışsınız kardeşlerim. Hakkınızı helal edin.” dedim.
Konsol işi de yattı.
“Abi, biz onu Furkan kardeşimize hediye ettik. Sen onu dert etme.” dediler.
İşte o zaman tekrar sarılıp ağladım.
Bunu ikinci defa anlatma sebebim, çocuklarla telefonla konuşmamızdaki samimiyetimi görmeleri.
Neyse, kıymetli takipçilerim...
Yazmakla bitmez benim hikâyem.
Hepinizden Allah razı olsun.
🔴 Jahrein isimli siyonist sevicinin aklı başına yeni gelmiş!
Said Ercan'a açıklamalar da bulunan Jahrein, görüşlerinin 180 derece değiştiğini, siyonizmin planlarını şimdi çok daha iyi fark ettiğini söylemiş.
Çık Gazzeli şehitlerden, Gazilerden özür dile de görelim..