Londra'da bir opera oyuncusu, performansın sonunda bir Siyonist sempatizanın Filistin bayrağını ondan almasına izin vermedi.
İnsanlık Filistin ile uyanacak.
Yıllarca küresel sistemin nasıl döndüğünü anlattık ve bu sistemin bir küresel çete tarafından yönetildiğini vurguladık.
İşte somut örneği Uluslararası Ceza Mahkemesi…
Önce Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısı Kerim Han…
Netanyahu ve ekibi için tutuklama kararı talep etti. Peki ne oldu?
Hayatı karardı. ABD tarafından yaptırım uygulandı.
Mossad devreye girip “cinsel taciz” uydurması yaptı ve tehditle savcıyı görevinden aldırdı!
Başka?
Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıcı Francois Guillou…
Netanyahu hakkında çıkarılan tutuklama emri nedeniyle hayatı altüst oldu
ABD yaptırım uyguladı. Finansal olarak tüm dünya ile bağı kesildi.
Hiçbir yere seyahat edemiyor, ilaçlarını bile kendi alamıyor!
Komplo teorisi değil mi?
🇹🇷 Cihat Yaycı : Haberde yer alan iddiaları dikkatle okudum. Eğer aktarılan düzenleme bu şekliyle TBMM’ye gelecekse, bunun sıradan bir kanun teklifi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu teklif, yalnızca bir infaz veya usul düzenlemesi değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadele anlayışını, hukuk düzenini, kamu vicdanını ve devlet yapısını doğrudan etkileyecek stratejik bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Bu nedenle diğer kanun teklifleriyle aynı kategoride değerlendirilemez.
Her şeyden önce şu temel gerçeği hatırlatmak gerekir: Terör örgütü üyeliği zaten başlı başına bir suçtur. Buna rağmen “suça karışmamış terör örgütü mensubu” şeklinde yeni bir hukuki kategori oluşturulması ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Daha da önemlisi, bir kişinin hangi terör eylemine katılıp katılmadığına kim, nasıl karar verecek? Yıllarca dağ kadrosunda bulunmuş bir örgüt mensubunun hangi saldırıya katıldığını, hangi lojistik faaliyeti yürüttüğünü, hangi emri verdiğini veya hangi keşfi yaptığını herkes biliyor da bizim mi haberimiz yok? Bu kadar kesin bir ayrım nasıl yapılacak? Bunun gerçekte karşılığı olmadığı açıktır.
Terör örgütü dediğiniz yapı zaten hiyerarşik bir suç organizasyonudur. Kimi silah kullanır, kimi istihbarat toplar, kimi lojistik sağlar, kimi eleman devşirir, kimi propaganda yapar. Bunların hangisi “suça karışmış”, hangisi “karışmamış” diye cetvelle mi ayrılacak?
Daha da vahimi, bugün oluşturacağınız hukuki emsal yarın başka terör örgütleri için de kullanılmayacak mı? “Örgüt üyesiydi ama eyleme katılmadı” denilerek başka silahlı terör örgütü mensupları için de aynı talepler gündeme gelmeyecek mi? Hukukta emsal oluşturmanın sonuçları iyi hesaplanmalıdır.
Teklifin en tartışmalı yönlerinden biri de beş yıl sonra siyaset yolunun açılmasıdır. Demek ki beş yıl geçince terör örgütü üyeliğinin doğurduğu sakıncalar ortadan kalkıyor öyle mi? Beş yılın sonunda örgütle kurulan bağın, örgütsel geçmişin ve güvenlik risklerinin kendiliğinden ortadan kalktığı mı varsayılıyor? Eğer öyleyse bunun hukuki, güvenlik ve bilimsel dayanağı nedir? Terör örgütü üyeliğinin “zamanaşımına uğrayan bir karakter özelliği” olduğu gibi bir anlayış mı benimsenmektedir? Kamuoyuna bunun açıkça izah edilmesi gerekir.
Bu nedenle konu yalnızca hukuki bir düzenleme olarak görülemez. Şehit ailelerini, gazileri, güvenlik güçlerini ve doğrudan Türk Milletini ilgilendiren böylesine hayati bir konuda en geniş toplumsal mutabakat aranmalıdır.
Yapılması gereken açıktır.
Öncelikle kapsamlı basın toplantılarıyla Türk Milleti ayrıntılı şekilde bilgilendirilmelidir. Ardından teklif, TBMM komisyonlarında hukukçuların, güvenlik uzmanlarının, şehit ve gazi temsilcilerinin ve ilgili kurumların katılımıyla madde madde tartışılmalıdır.
Eğer bu düzenleme gerçekten “demokratikleşme” adına yapılıyorsa, o halde demokrasinin en güçlü aracı işletilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısını ve gelecek nesilleri etkileyecek böylesine stratejik bir düzenleme referanduma götürülmeli, son sözü doğrudan Türk Milleti söylemelidir.
Çünkü bu mesele bir siyasi partinin, bir hükümetin ya da bir Meclis döneminin meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği meselesidir. Böyle bir konuda en güçlü meşruiyet kaynağı, doğrudan Türk Milletinin iradesidir.
https://t.co/1W6o9Bb56W
Abartısız söylüyoruz: Gazze’de kıyamet yaşanıyor.
Binlerce insan bir lokma yiyecek için birbirine sıkışıyor; tepelerinde kurşunlar, arkalarında tanklar…
Açlıktan daha acı olan tek şey, dünyanın bu vahşeti görmesi ve zamanla ona alışmasıdır.
🧢 Gazze'yi Duy
🏷️ #PlunderedPalestine
🔂 Filistin Yağmalanıyor
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Demre Belediyesi’nin yaptığı paylaşım kabul edilemez.
Bir belediye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tanımadığı “ekümenik patrik” unvanını hangi yetkiyle kullanmaktadır?
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî hukukunda Fener Rum Kilisesi nin ekümenik statüsü yoktur. Buna rağmen devletin bir kurumu olan belediyenin bu siyasi iddiayı sahiplenmesi, sadece bir kelime tercihi değildir; Türkiye’nin yıllardır kararlılıkla savunduğu devlet politikasına aykırı bir tutumdur.
Daha vahimi, bunu “Noel Baba Festivali” adı altında yapmalarıdır.
Aziz Nikola’yı, Demre’nin tarihî ve kültürel mirasını tanıtmak başka; Fener Rum Kilisesi’nin uluslararası siyasi emellerine hizmet edecek görüntüler vermek bambaşka bir meseledir.
Fener Rum Kilisesi’nin yıllardır “ekümeniklik” iddiasını kullanarak uluslararası hukukun üzerinde bir statü elde etmeye çalıştığı bilinmektedir. Bu iddia dinî değil, aynı zamanda siyasi bir projedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir kurumu, hiçbir belediyesi bu projeye bilinçli ya da bilinçsiz şekilde destek olamaz.
Demre Belediyesi’ne soruyorum:
❓Türkiye Cumhuriyeti’nin tanımadığı “ekümenik” sıfatını neden kullandınız?
❓Bu ifadeyi kullanırken Dışişleri Bakanlığı’nın ve devletin resmî politikasından haberiniz yok muydu?
❓Yoksa Türkiye’nin tutumunu yok saymayı mı tercih ettiniz?
Devlet kurumlarının görevi, Türkiye’nin egemenlik haklarını tartışmalı hâle getirecek çevrelere meşruiyet kazandırmak değil; devletin hukukunu ve millî menfaatlerini korumaktır.
Millî meselelerde gaflet de mazeret değildir, cehalet de.
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tezlerine aykırı hareket eden herkes, bunun hesabını kanunlar önünde ve Türk milleti vicdanında vermek zorundadır.
@DemreBelediye@AntalyaValilik@ANTALYABB@TC_icisleri@tcbestepe@adalet_bakanlik
Esnafların Çoğu Bu Durumdan Habersiz PAYLAŞALIM ⚠️
Eğer dolapta bu kadar pay bırakılmadıysa aşağıdaki şikayet metnini dolap görseliyle birlikte CİMER üzerinden Rekabet Kurumunu seçerek, işletme adresini de yazarak lütfen iletin.
Sayın Yetkili,
İlgili yasal düzenlemeler ve Rekabet Kurumu kararları gereği, Coca-Cola dolaplarında toplam hacmin %35’inin rakip ürünlere ayrılması zorunludur.
Ancak, [Konum/Mağaza Adı] adresindeki dolaplarda bu kuralın uygulanmadığını ve dolabın tamamen Coca-Cola ürünleri ile doldurulduğunu gözlemledim. Söz konusu rekabet ihlalinin giderilerek yasal zorunluluğun yerine getirilmesini talep ederim.
Gereğinin yapılmasını bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
[Adınız Soyadınız]
[İletişim Bilgileriniz]
Cüneyt Özdemir'den Özgür Özel'e tepki!
“1 Temmuzda Financial Times'a yazı yazan Özgür Özel, NATO liderlerini uyarıp 'Erdoğan Rusya ve Çin ile ittifak yapabilir' diyen Özgür Özel, Trump'ın Ankara'ya geldiği gün 'Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler kurmak zorundayız.” dedi.
Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da çok önceden kurgulanmış bir oyunun figüranlarıdır.
Dertleri ne devlettir ne de millettir.
Sokakta kâğıt toplayarak geçimini sağlayan vatandaş bile bunların ne olduğunu anladı. Samanla beslenen bir kısım kitle ise inadına ayak diretiyor.
Dinsizi pankart açabilir. LGBT’cisi propaganda yapabilir. Teröristi mesaj verebilir. Muhalifi istediğini söyleyebilir. Ama müslüman bir genç ayet yazılı pankart açamaz. Yeditepe Üniversitesi ruhuymuş. Bu ruhsuzlar mı memleket için çalışacak? Hadi oradan.
Erzurum'da 90'lı yıllarda pek çok köyde toplu mezar alanı bulundu.
Ermeniler "işte Ermeni soykırımının ispatı, Türklerin topluca katlettiği Ermenilere ait toplu mezarlar" diye "sevinçle" yaygara kopardı.
Bilimsel kazı çalışmaları başlatıldı.
İstisnasız TÜM toplu mezarların, Ermenilere değil, Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türklere ait olduğu ortaya çıktı.
İncelemeye gelen Ermeni heyeti olayın üzerini örtüp gitmişti.
Ermeni soykırımı koca bir yalandır.
Türkiye, tüm kazıları ve Ermenilere ait olduğu iddia edilen toplu mezar alanlarını tamamen şeffaf bir şekilde yabancı bilim insanlarına, uluslararası gözlemcilere, Amerikalı, Avrupalı tarihçilere ve dünya basınına (BBC, Reuters vb.) sonuna kadar açtı.
Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Hepsi propaganda. Asıl soykırım ve ihanet Türklere yapıldı. Tanrı bu yalanın ortağı olanları affetmeyecek.
📌 ACI TABLO❗️
Ramazan Hoca kimseye hakaret etmediği halde bir kumpas sonucu hapse girdi.
Ramazan Bayramı'nı hapiste geçirdi.
📌
O günlerde orada çok az kişi vardı.
Suçsuzluğunun ispatlandıği duruşmada da gazeteci olarak bir ben vardım.
Şimdi..
Mukaddesâtla alenen dalga geçen birine ne kadar da çok sahip çıkan var!
Yani...
Özyurdunda garipsin
Özvatanında parya❗️
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
Hıristiyan kadin kapalı giyinince adı "Cild sağlığı koruması"
Yahudi kadın kapalı giyinince adı "Dini değerlere sadakat"
Müslüman kadın kapalı giyinince "Yobaz, gerici"
Dünyanın en azılı İslam düşmanları bizim ülkemizde yaşıyor.
Ve bunlar kendilerine laik diyorlar...
Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’dan onurlu ve örnek bir duruş:
“İstediğiniz kadar konserimi iptal edebilirsiniz, Gazze’de yapılan bir soykırımdır. Nokta!”
🔴 Yusuf Kaplan:
Buradan ATV televizyon kanalının yöneticilerine sesleniyorum: O iğrenç kadın kuşağı programlarını kaldıracaksınız! Kaldırmazsanız sizin yakanıza yapışacağım Rabbimin huzurunda!
VİDEO + 18 değil aslında izleyenlerin içni parçalıyor!
İsrail'in ABD desteğiyle Gazze'de yaptığı katliamı unutmayın unutturmayın‼️
Gazze’de yapılanları unutmayın!
Gazetede soykırım yapıldı yapılmaya devam ediyor
Gazze İsrail Suriye abd Rusya Putin Devlet Bahçeli okan güran Terörsüz Türkiye #SüreciBaltayacağız İmralı Kürtçe Abdullah Öcalan Şehit Cübbeli yunanistan 57 Rahmetle Ahmet Türk Sondakika GenelAf patlama erdoğan
Bu Gazze'de esir alınan bir Filistinliye ait fotoğraf.
Fotoğrafı paylaşan Netzah Yehuda Taburu adlı İsrail taburu.
Bu, bir milletin tamamına yönelik canlı yayınlanan
insanlığın onurunu aşağılayan bir görüntü.
Dünya sessiz.
Ünlü gazeteci Mehdi Hasan, Siyonist bir quadcopter (dron) keskin nişancısının, kafa derisinden 10 günlük bir bebeği kasten vurduğunu doğrulayan bir BM raporunu açıklıyor.
Bebek emziriliyordu.
BM, İsrailli operatörün anneyi ve bebeği net bir şekilde gördüğünü doğruluyor.
SONDAKİKA
İNSANLIK ÖLDÜ: 10 YAŞINDAKİ ÇOCUK İDAM EDİLDİ!
🚨Vicdanlar sağır, dünya dilsiz!
▶️İsrail askerleri tarafından bir hafta önce kaçırılan 10 yaşındaki masum çocuk, dün vahşice katledildi.
Bu bir savaş suçu değil; bu, insanlığın topyekûn katledilmesidir! Allah blnz ….