Şunu yapan insanlara hep özenirdim. Özenilecek kadar varmış. Rahmi Koç da kendi derdine yansın, iyi ki fakirim. Yarın da yapıcam hatta yaz bitene kadar her gün yapıcam.
Çadırda kalıp bi de üstüne para vermeyi çok anlamsız buluyorum. Lan evimi yanımda getirmişim zaten. Bomboş sahiller var ama çadır kurmak yasak. Verdikleri de elektrikle su, lan 3 gün medeniyetten uzak denizin dibinde olmak zaten amaç.
Kumsalda çocuklar vampir köylü oynuyordu. Biz de oynayabilir miyiz dedik, hemen kabul ettiler. Çocukluk ne güzel, hiç tereddüt etmediler, dışlamadılar, sorgulamadılar, hemen aralarına aldılar. Oyunu da bilmiyorduk öğrettiler. Yarın akşam 7'de yine oynicaz:)
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Madem her iki "genel başkan" da destek olmuş o zaman meydanlarda görelim. Milli maç izletilebiliyorsa Deniz'in gösterisi de pekala gösterilebilir. Bu teknolojiye sahipsiniz belli ki,meydanda görelim. @eczozgurozel
Diğerini engellemişim siz iletirseniz, bi elini sıkışmıştınız.
Bu distopya da devletten farklı düşünen herkes ya hapistedir ya adli kontrol ile rehindir ya da iki durumdan birine adaydır. Hukuk sadece ‘yazılarda’dır. Herkesin hayatı ‘iki dudak arasındadır’.Burası bir ‘kötülükler coğrafyasıdır’. #denizgöktaş
Ah be kardeşim, adil bir yargılama var mı ki koşa koşa döndün geri. Kaldı ki yargılanacak bir şey yok bile ortada. Ve biz iltica eden aydını da severiz.
İfade özgürlüğü defalarca ihlal edildi bu coğrafyada. Vazgeçmiyorlar, imzaladıkları sözleşmelere, iç hukuk düzenlemelerine rağmen HUKUKSUZLUKTA ısrar ediyorlar. Deniz Göktaş’ın ifade özgürlüğü de ihlal edilmiştir. 👇🏿
Aziz Nesin'i ne yapacaksınız yakacak mısınız?
Ne dedi Göktaş? Neyi aşağıladı? Neye hakaret etti? Hakaret mahiyetindeki ifadesi tam olarak nedir?
Hani Kur'an tanrı kelamı değil insan yapımıdır demekle ilgili bir espri yaptı en fazla. Bunun neresi aşağılama? Bu neden ifade özgürlüğü kapsamında değil? Ne istiyorsunuz lan siz, neyin üzerinde tepiniyorsunuz? Herkes bizim inandığımıza inanmalı inanmıyorsa da ağzını kapamalı mı diyorsunuz? Yarın sizin inançlarınıza katılmayan kitapları yakma seferberliği filan da mı başlatacaksınız? Ne yapacaksınız Turan Dursun'un kitaplarını mesela? Aziz Nesin'i ne yapacaksınız, yakacak mısınız?
Annem, teyzem ve ben Mustafa Çiftçi'nin Kiraz Çiçeği Kolonyası'nı okuduk. Kitabı nasıl buldunuz diyorum:
Teyzem, "Fıkkara Servet"
Annem, "Heee, hem de ne fıkkara"
Ekip şimdi Mahir Ünsal Eriş'in Tatil Kitabı'nı okuyor. İlk bitiren teyzem oldu, nasıl buldun dedim, cevap belli "Fıkk
@idgoktas Çok da iyi olmuş çok da güzel olmuş. Kaybedecek neyimiz var sefer taslarımızdan başka. Zengin meslektaşları böyle laflar edemediği için çok cesur duruyor sözleri, aslında gayet samimi bi takım şakalar. Zenginlerin kaybedeceği çok şey var, iyi ki fakiriz.
Çıplak arama, kişiyi çocukları ile tehdit etme o kadar eski ve yaygın bir yöntem ki. Bir hatırlatma yapmak istiyorum. 1996 Aralık ayıydı. Fatma Tokmak 2,5 yaşındaki bebeği Azad ile gözaltına alındı. Yasal süre dışında 21 gün gözaltında kaldı. Kendisi ve küçük Azad