Türkiye tarihinin en yozlaşmış, en kokuşmuş, en müstebit, en zalim, en ahlaksız, en münafık partisi olan AKP defolup gideceği güne kadar birinci ve belki de tek gündemi hep masum anadolu insanı olacak.
Bölgede savaş şiddetlenirken, sular kaynarken, tehlike alarmları çalarken binbir yalan ve algıyla kendi vatandaş ve dindaşına karşı en ağır insan hakkı ihlallerini yapıp, bir de bunu avurdunu şişişire şişire anlatacak kadar ilkesiz, omurgasız ve ahlaksız başka bir parti bulunabilir mi?
Sizin akıbetiniz de tarihteki zalim ve despotların akıbetinden farklı olmayacak. Bugün aziz görünmeye çalışsanız da zelil olarak ölecek, zelil olarak haşredileceksiniz. Mahkeme-i kübrada hakkına girdiğiniz yüzbinlerce mazlumla hesaplaşacak ve müflisler grubuna dahil olacaksınız!
HOCAEFENDİ'NİN TERÖR MESELESİNE YAKLAŞIMI
Hiç şüphesiz terör, insanlığın geleceğini tehdit eden, toplumda korku ve endişe uyaran, can ve mal güvenliğini ortadan kaldıran, kargaşa ve fitneye sebebiyet veren insanlığın başına musallat olmuş en büyük belalardan birisidir. Günümüzde neredeyse terörden muzdarip olmayan bir ülke yok gibidir. Fakat özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarıyla birlikte terörün adresi ve kaynağı olarak Müslümanlar (!) gösterilmeye başlanmıştır. Maalesef günümüzde dünyanın herhangi bir ülkesinde bir terör hâdisesi meydana geldiğinde hemen akla Müslümanlar gelmektedir. Bunda dünyadaki İslâm düşmanlığının ve kasıtlı yapılan provakatif bir kısım eylemlerin etkisi büyük olsa da; İslâm adına ortaya çıkan ve terörü bir yöntem olarak kullanan bir kısım radikal örgütlerle, intihar saldırılarına fetva veren bazı din âlimlerinin de katkısı tartışılamaz.
Fethullah Gülen, İslâm ve terör meselesi dünya basınının gündemine girdikten ve el-Kaide, İŞİD, Boko-Haram gibi radikal örgütler terör eylemleri gerçekleştirmeye başladıktan sonra terör aleyhine net olarak tavrını koymuş ve her fırsatta “fakat”sız, “ama”sız bir şekilde terörü lânetlemiştir. Belki de İslâm âleminde en başından itibaren bu ölçüde intihar bombacılarına karşı tavır alan, bunların İslâm’la hiçbir şekilde bağdaştırılamayacağını dile getiren ve -bu örgütlerin hedefi hâline gelme riskine rağmen- “Terörist Müslüman olamaz; Müslüman da terörist olamaz.” diyerek meseleyi kestirip atan ikinci bir İslâm âlimi olmamıştır.
O, bir kısım ulemanın yaptığı gibi bu konuda ne zaruretlere sığınmış ne intihar bombacıları için şehadetten bahsetmiş ne başkalarının çoluk çocuk demeden yaptıkları katliamlara misilleme yapmayı tecviz etmiş ne Müslümanların zafiyet ve çaresizliğini bir mazeret olarak görmüş ne de bu konuda herhangi bir müspet kanaat izhar etmiştir.
Bilakis o, İslâm’da kullanılan vesilelerin meşru olması gerektiği, insan öldürmenin nasıl büyük bir cürüm kabul edildiği, fertlerin savaş başlatma yetkilerinin bulunmadığı, savaşta bile masum insanların öldürülmesinin tecviz edilmediği ve İslâm’ın imajının kirletilmemesi gerektiği gibi gerekçelerle her fırsatta terörün ve intihar saldırılarının karşısında olmuştur.
Onun gerek Türkiye’de gerekse diğer ülkelerde meydana gelen hemen her terör saldırısı sonrasında yayınladığı mesajlarla, bir taraftan vefat edenlerin yakınlarına baş sağlığı dilemesi, diğer yandan da terörü lânetlemesi bu konudaki net duruşunun bir yansımasıdır.
Vesilelerin Meşruiyeti
Daha önce de kısaca üzerinde durulduğu üzere vesile ve gaye ilişkisi Fethullah Gülen’in eserlerinde sıklıkla üzerinde durduğu konulardandır. O, gaye ve hedefin yanında ona ulaşmak için kullanılan vesilelerin de mutlaka meşru olması gerektiğini, amaca ulaşmak için her vesileyi meşru gören makyavelist düşüncenin İslâm’da yeri olmadığını ifade eder. Buna göre bir insan, İslâm’da en yüce hedef olan Allah rızasını kazanmak veya Cennete liyakat kesbetmek istiyorsa, bu amacına sadece dinin cevaz verdiği meşru yolları kullanarak ulaşabilir. Yoksa sokaklarda bağırıp çağırma, gasp ve adam kaçırma, cinayet işleme, intihar bombacısı olma ve daha başka terör eylemleri düzenlemeyle onun böyle bir hedefe ulaşması mümkün değildir. Çünkü bunların hiçbirisi Müslümanlıkla telif edilemez. Gülen’e göre intihar bombacısı olan kimseler katmerli bir cinayet işlediklerinden, bunlar Cennet sevdasıyla bu işi gerçekleştirmiş olsalar bile, maksatlarının aksiyle tokat yiyecek ve Cehenneme yuvarlanacaklardır. Netice itibarıyla terör, hiçbir İslâmî gayeyi gerçekleştirmeye vesile edilemez.
Hocaefendi’ye göre şiddet ve terör hedefe ulaşma adına meşru olmadığı gibi, makul ve elverişli birer vesile de değildir:
“Şiddet kullanmak insanî/İslâmî olmadığı gibi, dini tebliğde şiddete başvurmanın da hiçbir mantıkî yanı yoktur. Bugün birileri tarafından yapılan ve maalesef İslâm’a nispet edilen terör saldırıları, canlı bombalar bütünüyle dinin ruhuna aykırı olduğu gibi, bunların hiçbir mantığı da yoktur. Zira terör ve şiddetle hiçbir yere varılamaz. Bir yere ulaşılsa bile orada kalıcı olunamaz. Çünkü bu tür eylemler geride kin, nefret, gayz ve öfke bırakır. Gün gelir bu öfke, ona sebep olanları da boğar.”
İnsan Öldürmenin İslâm’daki Hükmü
Fethullah Gülen’in terörün ve intihar saldırılarının İslâm’da yeri olmadığını gösterme adına başvurduğu delillerden bir diğeri de İslâm’ın insan öldürmeye bakışıdır. Bir kere İslâm, canın korunmasını İslâmî hükümlerin korumayı hedeflediği beş temel esastan birisi kabul etmiş ve bunu gerçekleştirmeye yönelik hükümler getirmiştir. Mesela Kur’ân-ı Kerim bir taraftan, “Kim bir kimseyi kısas veya yeryüzünde bir fesada mukabil olmanın dışında öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir.” şeklindeki beyanıyla bir cana kıymayı bütün insanlığı öldürmeye denk bir cinayet sayarken; “Her kim bir mümini kasten öldürürse -onun cezası- içinde sürekli kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” âyetiyle de katili ahirette nasıl bir cezanın beklediğini beyan etmiştir. Nitekim âyette geçen “ebedî” lafzından hareketle İbn Abbas ve ondan sonra gelen bazı tabiin imamları tıpkı Allah’ı inkâr eden kimse gibi cana kıyan katilin de ebedî azaba müstahak olduğunu ifade etmişlerdir. Gülen’e göre İslâm, bir insanı öldüren cani için bile bu ölçüde ağır bir ceza takdir ettiğine göre çoluk çocuk demeden masum insanların öldürüldüğü, evlerin ve işyerlerinin yıkıldığı, kadınların dul, çocukların yetim ve öksüz bırakıldığı terör olaylarını İslâmî inanç çizgisinde izah etmenin hiçbir şekilde imkân ve ihtimali yoktur.
Savaş Kararını Verecek Merci
Hocaefendi’ye göre bu tür terör saldırılarının “cihad” olarak görülmesi de mümkün değildir. O, “Hiçbir Müslüman, ülkesi işgal edildi veya hürriyeti elinden alındı diye kalkıp tek başına savaş ilan edemez, hürriyet mücadelesi deyip masum insanları hedef alamaz. Böyle bir anlayışı Müslüman mantığı ile telif etmek mümkün değildir. Dinimizde harp, ülke çapında, bütün bir milletin organizasyonu ile ve ancak belli kurallara bağlı kalarak gerçekleştirilebilir.” şeklindeki sözleriyle bu tür saldırıları İslâm adına gerçekleştiren kimselerin nasıl büyük bir yanılgı içinde olduklarını ortaya koymuştur.
Kaldı ki terör saldırılarının İslâm’ın savaş hukuku adına vaz ettiği hükümlerle uzaktan yakından bir alakası yoktur. Gülen, bir insanlık realitesi ve beşer tarihinin en önemli vakıalarından biri olmasına rağmen İslâm’ın savaşı hoş görmediğini, onu öncelikle müdafaa maksadına bağladığını ve kargaşa, zulüm ve bozgunculuğu önlemek için meşru saydığını ifade etmiştir. İslâm, savaşa mecbur kalındığı durumlarda da onun için önemli sınırlamalar getirmiş ve çok erken bir dönemde, riayet edilmesi gereken uluslar arası hukuk kaideleri vaz etmiştir. Buna göre Müslümanların savaş esnasında bile mabetlere çekilmiş din adamlarını incitmeleri, bilfiil savaşa katılmamış olan sivilleri öldürmeleri, çocuk ve kadınlara eziyet etmeleri, mağluplara kötü davranmaları, ekili tarla ve meyve bahçelerine, doğaya, mala mülke zarar vermeleri yasaklanmıştır. Devlet başkanları cepheye gönderdikleri komutanlara bu gibi prensipleri hatırlatmış ve onlar da bunları tatbik etmeye çalışmışlardır. Bu sebepledir ki bu kuralların açıkça ihlâl edildiği terör eylemlerinin İslâm’da bir yeri olamaz.
İslâm’ın Temsili
Hocaefendi’ye göre Müslümanların, İslâm’ı hakkıyla temsil etmek, onun güzelliklerini başkalarına göstermek ve onu imrendirici bir şekilde takdim etmek gibi bir mükellefiyeti vardır. Hâlbuki Müslüman görüntüsüyle ve din adına hareket ediliyor izlenimiyle işlenen cinayetler yüzünden İslâm’ın aydınlık çehresi karartılmakta ve onun pırıl pırıl yüzüne zift çalınmaktadır. Çünkü İslâm’ı asıl mahiyetiyle bilmeyen dış dünya, bütün bu terör olaylarını İslâm’a mâl etmekte, hatta terör ile İslâm’ı özdeşleştirmektedir. Dinini doğru yaşayan Müslümanlar tarafından böyle yanlış bir algının düzeltilmesi ise bir hayli zor olacak, belki bunun için yıllarca uğraşmak gerekecektir. Dolayısıyla meseleye sebep olduğu netice açısından bakıldığında, ne adına yapılıyor olursa olsun, intihar saldırılarının ve terör eylemlerinin en büyük zararı İslâm’a verdiği açıktır. Durum böyle iken hakiki Müslümanların bırakalım bu tür şenaatlere bulaşmayı, onları desteklemeleri bile tasavvur edilecek şey değildir.
İntihar
İntiharın İslâm’a göre hükmünü değerlendiren Hocaefendi, bunun Allah’ın vermiş olduğu emanete hıyanet anlamına geldiğini ve dolayısıyla haram kılındığını ifade eder. Hatta intiharın da berisinde, bir insanın yaşadığı bazı sıkıntılardan dolayı ölümü arzulaması bile, Allah’ın kaza ve kaderine bir başkaldırı ve isyan olması itibarıyla günahtır.
Hocaefendi’ye göre canlı bomba olmak suretiyle intihar saldırısı gerçekleştirmenin diğer intiharlardan bir farkı yoktur. Hatta bu tür intiharlar çok daha katmerli bir cinayettir:
“Çünkü insanlıkla alakaları bulunmayan ve dinin ruhundan habersiz olan bu gafil caniler, kendilerini öldürmek suretiyle tepetaklak Cehenneme yuvarlanmanın yanı başında, bir de bir sürü masum insanın canına kıyıyorlar. Dolayısıyla onlar, kendi hesaplarını Allah’a vermenin yanında çoluk çocuk, kadın erkek, Müslim-gayrimüslim demeden kanına girdikleri insanların da teker teker hepsinin hesabını Allah’a verme durumunda kalacaklardır.”
Terörün Kaynağı ve Çözümü
Hocaefendi’nin terörle ilgili bütün bu açıklamalarından da anlaşılacağı üzere İslâm’ın teröre destek vermesi ve ona kaynaklık yapması mümkün değildir. Nitekim o, şu sözleriyle terörün gerçek kaynağına işaret etmiştir:
“İslâm’ı gönülden kabullenmiş hiç kimse bilerek ve hele tekrar ederek katiyen teröre girmez/giremez. Bugüne kadar Müslümanlara mâl edilen terör, bazen Müslümanlığı kendi derinlikleriyle içine sindirememiş ham ruhların öncülüğüyle -bunların sayısı çok azdır- bazen genç hissiyatların aşırı tahrik edilmeleriyle, bazen süper güçlerin Müslüman isimli ve Müslüman görünümündeki elemanları marifetiyle, bazen de değişik ilaçlarla insanî duyguları ve korku hisleri baskı altına alınmış kanlı katiller vasıtasıyla gerçekleştirilegelmiştir.
Bana göre Müslümanlar, ilim ve teknoloji açısından geri olsalar da böyle aşağılık işlerle uğraşacak kadar adi ve bayağı değillerdir. Bunların çoğu, uluslararası arenada oynanan o büyük servis oyunlarına akılları yetmeyecek kadar saftırlar. Terörün arkasındaki asıl sebep dünyevî çıkar ve menfaatlerdir ve şimdiye kadar yeryüzündeki büyük satranç oyununun arkasında da hep bu sebepler olmuştur. Asıl sebepler göz ardı edilince iş gelip din üzerinde yoğunlaşıyor.
İslâm coğrafyasında çıkar kavgaları, hizip ve klik sürtüşmeleri, antidemokratik uygulamalar ve insan hakları ihlâli gibi problemlerden ötürü bir sürü gayrimemnun grup oluşmuştur. Bunların çoğu da bazı servislerin oyununa gelecek ölçüde görgüsüz-bilgisiz ve çabuk harekete geçen tipten kimselerdir. Birileri bunları kullanarak adım adım hedefine yürüyor. Ayrıca uluslar üstü bir kısım gizli ve açık teşkilat bütün plânlarını tahribata bina ettiklerinden dünyadaki huzursuzluğu sürekli kaşıyor ve herkesi bir şeyle meşgul ederek hareket ve faaliyet alanlarını genişletmiş oluyorlar.
Bu hususlar görülmeden, fevkalâde bir inayet ve dirayetle terörün sebepleri gibi gösterilen bazı hususlar ortadan kaldırılsa bile bir başka ad ve unvanla o melun tavır mevcudiyetini devam ettirecektir. Ne var ki bu bedihî hususu, bütün olumsuzlukları dine, özellikle de İslâm dinine fatura etme fırsatını kollayanlar ve dine bağlı göründüğü hâlde menfaatleri öyle gerektirdiği için bu tür tavırlar içine girenler hiçbir zaman görmediler ve görmeyecekler.”
Gülen, her ne kadar İslâm’ın teröre destek vermesinin mümkün olmadığını ifade etse de;
“Müslümanlar olarak kendi problemlerimizle yüzleşmekten bizi alıkoyan komplo teorilerine sığınmaktan vazgeçip bir muhasebe yapmalıyız: Acaba içimizde yer etmiş gizli istibdat meyilleri, fiziksel şiddet, gençlerin ihmal edilmesi ve dengeli eğitim eksikliği gibi nedenlerle cemiyetlerimiz totaliter zihin yapılı grupların kendilerine eleman devşirmesine müsait hâle mi geldi? Temel insan hakları ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü ve herkesi kucaklayıcı bir zihniyeti bir türlü oturtamadığımız için boşlukta olan kimselerin ümitsizliğe düşmesi ve farklı arayışlara girmesine zemin mi hazırladık?”
şeklindeki sözleriyle Müslümanları bu konuda muhasebeye davet etmiş ve radikal grupların ortaya çıkmasına dolaylı da olsa zemin hazırlayabilecek faktörlerin ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.
Fethullah Gülen sadece terörün sebeplerini zikretmekle kalmamış, Müslümanlar içinden radikal grupların çıkmasını önleme ve teröre mâni olma adına önemli tavsiyelerde de bulunmuştur:
“Müslümanlar olarak bu vesileyle İslâm anlayışımızı ve pratiğimizi çağımızın şartları ve zamanın yaptığı tefsirlerin ışığında gözden geçirmeli ve özeleştiri yapabilmeliyiz. Bu, İslamî gelenekten kopmak demek değil, tam tersine muhtemel inhiraflarımızın farkına varma ve onlardan sıyrılarak selef-i salihinin hep peşinde olduğu Kur’ân ve Sünnet’in ruhuna ve özüne tekrar sahip çıkmak demektir. Dinî kaynaklarımızın siyak ve sibaktan koparılarak başka maksatlara vasıta yapılan yorumlarını marjinalize etmeliyiz. Müslüman ulema, fikir erbabı ve aydınlar dinî kaynaklara bütüncül yaklaşımı teşvik etmelidir. Geçmiş çağlarda siyasi ve dinî mensubiyetlerin çakıştığı ve devamlı çatışmaların sürüp gittiği dönemlerde verilen hükümleri gözden geçirebilmeliyiz. Müslümanlara bir dönemde bir Rönesans yaşatan fikir hürriyetini dinin ruhuna sadık kalarak tekrar canlandırmak hem mümkün hem de elzemdir. Şiddete tevessül eden radikallik ve terörizmle ancak böyle bir iklimde hakkıyla mücadele edilebilir.”
Hocaefendi, yukarıdaki ifadeleriyle aşırı radikal grupların İslâm’ı istismar etmelerine ve yanlış yorumlamalarına karşı çıkmış ve bu konuda nasıl hareket edilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Onun şu sözleri ise terörü önleme adına alınması gereken sosyolojik ve pedagojik tedbirlere dikkat çekmektedir:
“Cemiyetimiz içinde boşlukta olan gençleri erken tespit edip tehlikeli macera arayışlarına girmelerine mâni olacak, ailelere danışmanlık ve diğer hizmetlerle destek olacak altyapıları kurmalıyız. Vatandaşı olduğumuz devletlerle pozitif bir angajmana girerek terörle mücadele planların yapıldığı masalarda oturmalı, fikirlerimizi ifade etmeliyiz. Gençlerimize demokratik yollarla fikirlerini ifade etme yollarını öğretmeliyiz. Okul müfredatlarında erken yaşlarda demokratik değerlerin işlenmesi gelecek nesillerin sağlıklı bir zihin yapısına sahip olması adına önemlidir.”
Son olarak şunu ifade etmek isteriz ki hemen her fırsatta terörü lânetleyen, dinî ve aklî argümanlarla terörün Müslümanlık ve insanlık adına ne ölçüde öldürücü bir zehir olduğunu ortaya koyan ve onun önlenmesi adına çok hayatî bir kısım esaslar üzerinde duran Gülen ile; eğitim ve hoşgörü faaliyetleriyle daha barışçıl ve daha yaşanılabilir bir dünya kurulmasına katkı sağlayan ve aynı zamanda teröre kaynaklık yapabilecek cehalet, çatışma, aşırılık, radikallik ve ayrımcılığa savaş ilân eden Hizmet gönüllülerinin AKP’nin yönettiği Türkiye devleti tarafından “terörist” ilân edilmesi ve Anwar Alam’ın ifadesiyle onlara karşı tam bir “sosyal ve ekonomik soykırıma” ve “cadı avına” kalkışılması aklen, ahlâken, hukuken ve dinen garabet timsali bir durumdur.
Atilla Demir Van Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalıyormuş, eskiden Jandarma Binbaşıyken ihraç edilmiş ve Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor. Tek hücrede ve olumsuz oda koşullarında kalıyor. @adalet_bakanlik
„Wir beten für Frieden und Ruhe in #Israel und #Palästina sowie in der ganzen Welt“
Unsere #Stellungnahme zu den aktuellen Auseinandersetzungen im Nahostkonflikt
https://t.co/IpY0sILQfa
#FriedenStattKrieg
Dr. Yasemin o kadar dürüst, ilkeli, idealist bir kardiyolog ki kendisi. Kendisi işten ihraç edildiğinde 200 yaşlı hastası onun için yürüyüş yapıyor. Dünyanın neresinde görülmüş! “Biz Dr. Yasemin’i istiyoruz, çok dürüst çok doğru çok iyi bir doktor.” Diyorlar. Sonradan iade de edildi Dr. Yasemin. Şu “terörist” dediğiniz. Ne oldu sonra? Hemen alalacele Altın Portakal’da bu gösterilecekken @TCKulturTurizm Bakanı telefon açmış Festival Yönetimi Ahmet Boyacıoğlu’na;” Hemen Fetö propagandası yapan filmi kaldırın.”
Prof. Alex Morel Beyefendi “Fotoğraflarla Hizmet Hareketi” konseptli kitap çalışması vesilesiyle birçok ülkede hizmet hareketine ait fotoğraflar çektikten sonra kitabını tamamlamak için Muhterem Hocamız’dan bir kaç kare için ricada bulunmuşlardı. Hocaefendi gayretleri sebebiyle Prof. Alex Bey’i kırmadılar.
Beşizlere TarihiZulüm
Etiketi ile @TutsakBebekler hesabının paylaşımlarına destek oluyoruz.
Seri, özgün tweetler paylaşalım. Etikete yeni katılımcılar kazandıralım.
Yusuf Kerim dün hayatını kaybetti, bugün Sakarya'ya gittik onu toprağa verdik.
Yusuf Kerim Sayın kamuoyu gündemine geldi çünkü OHAL Dönemi'nde yaşanan mağduriyetlerden çok önemli bir mağduriyet yaşıyordu!
6 yaşında hasta bir çocuktu, ölümcül hastalığa yakalanmış bir çocuktu ve hasta haliyle yatarken hayatta en çok sevdiği insan annesi yanından ayrılmak zorundaydı çünkü annesi haksız bir cezaya çarptırılmıştı!
AİHM kararı sonrası çok kişi 'uymuyorlar ki' yorumu yapmış.
Karar Büyük Daire kararı. Referans niteliği var. 'Uymuyorum' diye bir seçenek yok.
Türkiye'nin tarafı olduğu, altına imza attığı yükümlülükleri var.
@RTErdogan rejiminin suçlamalarının hukuksuzluğu artık kesinleşti.
AİHM Büyük daire
3 MADDEDEN İHLAL KARARI VERDİ!
6. Madde: Adil yargılanma hakkı
7. Madde: Kanunsuz ceza olmaz. (Bylock delil değil, bankaya para yatırmak suç değil)
11. Madde: Örgütlenme ve toplanma hakkı (dernek sendika üyeliği vb suç değil)
HUKUKSUZLUK TESCİL EDİLDİ!
AİHMden TarihiKarar
- Telefonuna Bylock yüklemek
- Bankasya’ya para yatırmak
- KYM’ye bağışta bulunmak
- Gazete abonesi olmak
- Özel okula çocuğunu göndermek
- Digitürk abonesi iptal ettirmek
DİYE BİR SUÇ YOKTUR.
Çünkü; “Kanunsuz ceza olmaz”