💢 Bugün size, sırça köşklerinde oturup İslam'ın erken dönemi aslında kurgusal bir mitolojidir, elimizde 7. yüzyıla ait hiçbir arkeolojik kanıt yok diye masal anlatan o kibirli revizyonist oryantalizm akademisinin kimyasını altüst eden, çölün ortasından gelen sarsıcı bir çığlığı anlatacağım.
Hazırsanız, taşların dilinin çözüldüğü o yere gidiyoruz.
💢 Sorumuz net.
1400 yıl önce, kavurucu Hicaz güneşinin altında, elinde ilkel bir keskiyle dağ başındaki o kara taşa hayatını kazıyan o meçhul adam kimdi ?
Resmi bir saray yazıcısı mı, yoksa inancını ruhuna mühürlemiş sıradan bir çöl yolcusu mu ?
Suudi Arabistan Miras Komisyonu'nun Medine'nin el-Mehd (Mahd Al-Dhahab) bölgesinde yaptığı resmi açıklama, bu soruya 1774 adet tokat gibi cevap veriyor.
Olay münferit bir iki taş keşfi değil; adeta toprak altından fışkıran devasa bir toplumsal hafıza arşivi. Bölgede yürütülen titiz yüzey araştırmalarında tam 156 yeni arkeolojik sit alanı belgelendi. Ve sıkı durun; bu alanların kalbinde tam 461 adet erken İslami kitabe, Kelime-i Tevhid mühürleri ve sayfalar dolusu kaya panoları bulundu.
💢 Şimdi o yüksek kürsülerinden "Kur’an metni yüzyıllar sonra kurgulandı" diyen Batılı akademisyenlerin teorilerini bu toprağa gömen o can alıcı detaya gelelim.
Bu 461 kitabeden bir kısmının paleografik ve hat analizi, bizi doğrudan Hz. Osman’ın resmi mushafları standartlaştırıp çoğaltmasından önceki döneme götürüyor. Yani resmi devlet eli değmeden önceki o saf, yalın ilk yıllara.
Peki, ne yazıyor o taşlarda ?
Mesela bugün bizim ezbere bildiğimiz İhlas Suresi, o günkü imla ve harf yapısıyla, hiçbir kelimesi değişmeden tam da o kayanın üzerinde parıldıyor.
Bu keşif, seküler ve arkeolojik yöntemlerle Kur'an metninin tarihsel korunmuşluğunu tescillemekle kalmıyor; metnin saray odalarında saklanan resmi bir evrak değil, halkın dilinde, askerin hafızasında yaşayan canlı bir organizma olduğunu gösteriyor.
💢 Ancak keşfin sosyolojik ve psikolojik derinliği zirveye taşıyan öyle bir halkası var ki, adeta insan zihninin zamansızlığını kanıtlıyor.
Kaya yüzeylerinden birinde, İslam hukukunun ve devlet felsefesinin omurgası olan Nisa Suresi 58. ayeti kazınmış.
"Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder."
Peki bu muazzam adalet vurgusunun hemen yanında ne var dersiniz ?
Aynı kaya panosunda, aynı elden ve aynı dönemden çıkmış, tarihin adeta ete kemiğe büründüğü o nadir epigrafi şaheseri yükseliyor:
"الله ولي عمر بن الخطاب في الدنيا والآخرة" yani
" Allah, Ömer bin el-Hattab'ın dünya ve ahirette dostudur / velisidir."
Adalet ayetiyle, İslam tarihinin adalet timsali olan liderinin ismi dağ başında yan yana mühürlenmiş.
Bu bir tesadüf mü, yoksa toplumsal hafızanın taşa dökülmüş sarsılmaz bir psikolojisi mi ?
💢 Bu yazıtlar bize gösteriyor ki; o günün insanı için Hz. Ömer sadece kitaplarda okunan uzak bir idari figür ya da otorite değildi. O çöl insanı, adaleti bizzat Ömer’in şahsında somutlaştırmış, onun yönetim anlayışını ve ona olan kalbi bağlılığını devletin ulaşamadığı o ücra dağ başlarına, yürüdüğü kervan yollarına bir dua olarak kazımıştı.
Biraz daha ileriye, Hicri 58 yılına (Miladi 678) gidelim. Taif yakınlarında bulunan meşhur Muâviye Barajı yazıtı da bu tablonun idari perçinidir.
Üzerinde açıkça
" Bu sed, müminlerin emiri Abdullah Muâviye'ye aittir. " yazan bu resmi mühür, İslam’ın ilk kuşağı henüz hayattayken devletin taşradaki kurumsal, mimari ve hukuki altyapısının ne kadar erken ve sarsılmaz bir şekilde oturduğunu belgeliyor.
💢 Toparlarsak dostlar; çölün sessizliği bozuldukça, tarih o steril laboratuvarlardan çıkıp insan sıcağına kavuşuyor. Karşımızdaki bu muazzam tablo, İslam’ın ilk günden itibaren tabandan tavana yayılan, sokağın, askerin ve dervişin ruhuna işleyen capcanlı bir halk hareketi olduğunun kanıtıdır.
Taşlar yerine oturmuştur; kibirli teoriler yıkılmış, gerçeğin o sarsılmaz ve insancıl şahitliği dağlardan taşlardan bize göz kırpmaktadır.
" الله ولي عمر بن الخطاب في الدنيا والآخرة".. هيئة التراث السعودية تعلن عن اكتشاف نقوش صخرية تحمل اسم ثاني الخلفاء الراشدين
🔴 هيئة التراث السعودية تعلن العثور على نقش صخري نادر في محافظة المهد بمنطقة المدينة المنورة
🔴 النقش يتضمن عبارة: "الله ولي عمر بن الخطاب في الدنيا والآخرة"
🔴 هيئة التراث: الكشف من بين الشواهد المهمة على التاريخ الإسلامي المبكر
🔴 وأضافت الهيئة أن النقش كُتب بالخط الحجازي، أحد أقدم الخطوط العربية الإسلامية
🔴 باحثون يرون أن الاكتشاف يعزز توثيق رمزية عمر بن الخطاب الدينية والتاريخية
📍Kitap Kritiği
📖Kitap: Josef Horovitz, İslâmî Tarihçiliğin Doğuşu İlk Siyer/ Megāzî Eserleri ve Müellifleri (trc. Ramazan Özmen-Ramazan Altınay), Ankara Okulu yay.
🖋Kritik: Abdulkerim DİK
📚 Kastamonu Ünv. İlahiyat Fakültesi Dergisi (Eylül 2022)
🔗 https://t.co/tTdchiuIC9
İlim dünyamız açısından son derece önemli bir çalışma...
Siyer Yazıcılığının İbn Sa'd sonrası kaynakları, müellifleri, usûlleri, metinleri...
Siyer, İslam Tarihi ve Hadis disiplinlerinin kaynaklarının gelişim süreçleri...
Yanlış telakki ve bilgilerin tashihi...
Dr. Asım Sarıkaya'nın (@asimmsarikaya) "Klasik Dönem Siyer Kaynakları ve Müellifleri" pek yakında Siyer Okulu Yayınları'nda (@Siyerokul)
@asimmsarikaya@Siyerokul
Ülkemizde ilk kez bir Siyer ravisinin risalesinin inşası tamamlandı...
Daha önce demiştim, "Genç Siyerciler" diye...
Allah'ın izniyle güzel işler yapıyorlar, daha da güzel işler yapacaklar...
İnşallah yakında ilim dünyasına arz edilecek..
@asimmsarikaya
Dijital Miras çalışmaları kapsamında hazırladığım ve 3D projelerimi yayınlamaya başladığım web sayfam https://t.co/hBVQckPxkC yayına girdi.
Sitenin içeriği ve geliştirme süreciyle ilgili her türlü yorum, öneri ve eleştirilerinizi bekliyorum.
📚 Tarihten Günümüze Filistin e-kitap olarak yayında!
Siyer Yayınları’ndan, Filistin meselesini tarihî, ilmî ve fikrî bütünlüğü içinde ele alan kapsamlı bir külliyat.
Filistin ve Kudüs’ü bir siyaset olarak değil; tarih, ilim, medeniyet ve insanlık meselesi olarak ele alıyor.
Baş editörü, editörü ve yazarı olarak katkı verdiğim Tarih'ten Günümüze Filistin ve Kudüs külliyatımız yayına hazırlandı. Siyer Yayınları tarafından e-kitap olarak yayınlanacaktır. Yazarlarimiza ve editörlerimize ayrı ayrı gönülden teşekkür ederim.
📚YENİ
İslam dünyasında tarih, neden ve nasıl yazıldı?
Islamic Historiography'de
Chase F. Robinson bu sorunun peşine düşüyor.
Müslümanlarda Tarihyazımı @kadirpurde'nin leziz Türkçesiyle @albarakayayin'dan çıktı.
Sumud Filosu’na İsrail müdahalesinin ardından ikinci dalga olarak Özgürlük Filosu 11 gemiyle Gazze’ye ilerliyor.
📍Özgürlük Filosu gemileri için konum takibi: https://t.co/eh5g6SfKbv
📽️Vicdan Gemisi Canlı Yayın: https://t.co/LG8pArbHvj
Gazze ablukasını kıran ilk gemi Mikeno'yu gören Gazzelilerin sevinci.
▪️Türk Kaptan Muhammed Küçüktigin'in komutasındaki Mikeno, bu sabah erken saatlerde işgal güçlerinin deniz hattını aşarak Filistin karasularına girmiş ve sonrasında İsrail güçleri tarafından alıkonulmuştu.
ÜÇ BÜYÜK AMEL: SABIR, NAMAZ ve YARDIM
-Bir Âyetin İzinde-
_*“Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, muhakkak sabredenlerle beraberdir.”*_ [Bakara 2/153]
Gazze’ye saatlerle ifade edilebilecek kadar yolumuz kaldı. Bu heyecanlı bekleyiş içerisinde bir âyet zihnimde ve dilimde dönüp duruyor…
Yoruldukça kulağımda o yankı:
_*“Ey iman edenler!”*_
Bu bir çağrıdır. Herkese değil; sadece iman ettiğini iddia edenlere..
Sadece konuşanlara değil, bu ilahî hitabın gereğini yerine getirenlere…
Bu çağrının yükünü gerçek mânada omuzlayanlara…
Ve biz işte şimdi bu çağrının izinde, sabırla gidiyoruz Gazze’ye doğru…
Sabır: Acıya katlanmak değil, direnişi kuşanmaktır.
Sabır: Zilleti kabullenmek değil, izzeti temsil etmektir.
Hele Gazze’de sabır, bütün terk edilmişliklere rağmen _*“Hasbünallah ve ni’mel vekîl!/ “Allah bize yeter, O ne güzel vekîldir!”*_ diyebilmektir.
Ve yine Gazze’de bir annenin gözünden yaş süzülürken, evladını gömerken bile isyan etmeden _*“Ve kefâ billahi vekîlâ!/Vekîl olarak Allah yeter!”*_ diyebilmektir.
Sabır, ekmeği bölüşemeyen dünyanın ortasında, bugün Gazze’de bir dilim ekmeği kardeşine uzatan çocuğun ellerindedir.
Biz bu sabrı onlardan öğrendik ve şahit olduk.
Ve adımlarımızı o sabrın izine basarak atıyoruz.
Belki bedenimiz yorgun, ama Gazzeli kardeşlerimizin yüreğimize ektiği ve her birimize yüz yıl yetecek kadar sabır var.
Şimdi bize düşen sabırla yürümek,
Sabırla beklemek,
Sabırla sevmek,
Ve sabırla kavuşmaktır…
Sabırdan sonra bizi ayakta tutacak en önemli amel ise elbetteki namazdır.
Namaz_: Direnişin secdeyle yoğrulmuş hâlidir. Bize güç, kuvvet, heybet ve vakar veren en önemli ibadettir.
Önce sabır, sonra namaz…
Ne çok şey anlatıyor, değil mi?
Gazze’de bombalar altında bile cemaatle kılınan sabah namazları aklımızda beliriyor.
Siper yerine secdeyi seçenlerin, sığınak yerine saf tutanların direnişi bir bir zihnimize geliyor.
Gazze’de namaz, yalnızca farz bir ibadet değil, direnmenin de adıdır. Çünkü kıbleye dönmek, zalime dönmemek demektir.
_“Allahu Ekber!”_ demek; hiçbir tankı, hiçbir uçurumu, hiçbir ambargoyu gözünde büyütmemek demektir.
Biz şimdi denizin dalgaları içerisinde yol alırken; her adım bir tekbir, her nefes bir zikir gibi yankılanıyor.
Sanki ayakta değiliz; rükûdayız.
Sanki secdeye doğru yaklaşıyoruz.
Namazla doğrulan bir halkın yanına, secdeleri çoğaltmadan gidemeyiz.
Bundan dolayı vakit; secdeleri fazlalaştırma, yakarışları arttırma vaktidir.
Sabır ve namaz olunca inşallah beklenen “yardım” gelecektir.
Yardım: Bizden veya başka kullardan değil, Allah’tan beklenmesi gerekendir. Âyette zaten bu ifade edilir:
*“…Allah’tan yardım isteyin.”*
Biz şu an gemilerle biraz olsun yardım taşıyoruz belki.
Gıda, ilaç, umut…
Ama gerçek yardım, ancak O’nun (cc) katındandır.
Çünkü bu dünyada yardım çoğu zaman gecikir.
Yardım, pasaport engeline takılır.
Yardım, ambargoyla durdurulur.
Ama Allah’tan gelen yardım için ne izin gerekir, ne onay…
Gazze işte buna tutundu yıllardır;
Gökten gelecek olan yardıma…
Ve belki biz de şimdi sadece yardım ulaştırmıyoruz; bir duanın parçası oluyoruz.
Belki Gazzeli yetim bir çocuğun duasının ucuna ilişiyoruz...
Ya da bir şehidin ardında “Allah’ım! Bizi yalnız bırakma!” diyen babasının sesine…
Ama bunu da yapabilmemiz için Allah’ın yardımına muhtacız.
Düşman, güçlü ve zalim… Hiçbir sınırı, hukuku, ahlâkı ve merhameti yok… Dolayısıyla Allah’ın yardımı olmazsa onunla başa çıkma imkânı da yok…
****
Sabır. Namaz. Yardım.
Üç amel…
Üç kelime…
Üç direniş…
Üç şahitlik…
Unutmayalım ki bu filo sadece bir insanî yardım konvoyu değildir.
Aslında bu yolculuk tabir caizse bir âyetin ete kemiğe bürünmesidir.
Çünkü Allah (cc) *sabredenlerle beraberdir* ya; sabır etmek ise yola çıkmaktır.
Rabb’imize binlerce hamdolsun yoldayız, sabır ve namaz ile yardım talep etmekteyiz. İnanıyoruz ki beklediğimiz yardım bize gelecek…
İnanıyoruz ki beklenen yardım Gazze’mize erişecek…
Ülkemizde tarihlenebilen, ayaktaki en eski ahşap konak; Daday’da Balabanağa Konağı.
Başodada, H. 1052 (1642/43) tarihi not düşülmüşken, bu tarihin bulunduğu bağdadi sıva artık dökülmüştür. Rahmetli Süha Arın’ın @mtvfilmtr belgeselde kaydettiği vitraylar da günümüze ulaşmamıştır.