Türk şiiriyle ilgili okuduğum en iyi yazılardan biri.
“İsmet Özel, Uyar’ın salt yaşamaya odaklı, fazlasıyla tarihsel ve bedensel kahramanını da Karakoç’un gelenek-modernizm sürtüşmesinden doğan metafizik kahramanını da iyi etüt etmişti. Özel’in başarısı şiire asıl ihtiyacı olan “çağdaş ürperti”yi getirebilmesiydi. Hem çağının şairi olmak hem çağın hissizliği karşısında ürpertisini korumak. Erbain’de partizanın “yaban ve diri” kahramanlığından celladına gülümseyenin “suskun ve kederli” bilgeliğine kadar Türk şiirindeki bütün döngüleri tecrübe etmiş, kendini gerçekleştirmiş, yaşarken efsaneleşmiş bir figür görürüz.”
Yengi Mecmua’nın sitesini yeniledik.
2021’den bu yana şiiri, metni ve edebiyatın dolaşıma girdiği kayıt zeminlerini düşünmeye çalışıyoruz.
Beşinci yılımızı devirirken bu arayışı daha görünür, daha erişilebilir ve daha etkileşimli bir zemine taşıdık.
Anlatıyorum⬇️
“Bizans estetik ölçülerine uygun tarzda hazırlanmış Alman Çeşmesi’ni Sultan Ahmet Meydanı’na diktiren Alman İmparatorluğu’nun Kayser’i Türk topraklarını terk ederken “Artık bizim de bir Hindistan’ımız var” demişti.”
İnsan kendi hakkında yeterince düşünmeden başkalarını düşünecek gücü bulamaz. Bu zaruret nedeniyle ve yazdıklarım vesilesiyle benimsediğim dünya görüşünü temellendiriyor ve şairin ismiyle anılmanın getireceği gizli sevince muhatap olmayı umuyorum. Türk şiirine hayırlı olsun.
Batıcılığın tek bir iradesi var: o da bizim bir irademiz olmadığını, yegâne iradenin Batı'nın iradesi olduğunu herkese kabul ettirmek. Özgürlükten anladıkları şey bir kölelik, iradeden anladıkları şey bir itaat. Kültürel sermayeleri de bundan ibarettir. Birinci sınıf bir roman yazamazlar ama çeviri üzerinden caka satarlar; düşünceden nasipleri yoktur ama Spinoza’nın fahri elçisi olarak geviş getirir; ikincil, üçüncül literatürü tercüme edip dururlar. Özellikle kaynak metinleri tercüme etmezler, onların belirli yorumlarını dolaşıma sokup onlar üzerinden uyuklarlar. Şer‘-i şerife karşı bir kanun yapacak kadar reşit ve aklı başında değillerdir; İsviçre'den kanun ithal ederler. Buradaki şiiri görmezden gelip, gider beşinci sınıf İskandinav şairine hayran kesilirler. Onların tek iradesi vardır, o da bizim irademizi Batı'nın lehine yok etmektir. (Bir Fanon çıkmalı ve bunların maskelerini indirmeliydi.) Küstahça “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz” diye şiir dizer, nesnel koşulların içinde hayat memat mücadelesi veren insanımızı aşağılarlar. "Batıcıları Neden Öldürmeliyiz”, hâlbuki bizim yegâne şiirimiz bu. “Garbın cebin-i zalimi affetmedim seni/ Türküm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi”. Ve şu: “Ben şurezar-ı kalbimi kinimle süslerim/ Kalbimde bir silah ile ferdayı beklerim.”
“Türk milleti olarak 27 Mayıs 1960’a kadar İstiklâl Harbi’nin hatırasına hürmeten vatanı satma eğilimine karşı tetikteydik. İyi günlerinin turistin gönlünün hoş edilmesinden doğduğuna inananların vatan savunmasından her hangi bir şey anladıklarını sanmak insanı güldürmez bile.”
"Yüğrüktür bizim atımız,
Yardan atlattı zatımız,
Gurbet elde kıymatımız,
Ya bilinir ya bilinmez."
Dergimizin 73. Sayısı çıktı. Keyifli okumalar dileriz.