Millette Para Yok! Herkes borçlu!
Hane halkı kredi borcu, toplamda, 6 Trilyon 445 Milyar TL olmuş.
Bunun;
788 Milyar TL’si Konut,
44 Milyar TL’si Taşıt,
2 Trilyon 456 Milyar TL’si ihtiyaç ve
3 Trilyon 158 Milyar TL’si kredi kartı borcu.
Ticari krediler ise
19 Trilyon 609 Milyar TL olmuş.
Yıl başından günümüze ise
Hane halkı borcu 870 Milyar TL artmış!
2024 yılı başına göre kredi hacmi toplamda %124 artarken. Hanehalkı borcu ise %141 artmış.
Bu devasa artışın (%15,6) neredeyse tamamı ihtiyaç kredisi ve kredi kartı borcu (Konut + taşıt 107 Milyar TL).
Dikkat çeken nokta
hanehalkı borcunun %87’sini
“kredi kartı borcu ve ihtiyaç kredisi” oluşturuyor.
Ve bu oran her geçen ay artıyor.
Yani
insanlar ihtiyaçlarını gidermek için kredilere yüklenmiş.
Çünkü “Millette para yok”.
Çekilen krediler, varlık alımı (konut-taşıt) için değil ihtiyaçları gidermek için çekiliyor!
Netice;
Borca Dayalı Para Sistemi (#BDPS), herkesin başının belası!
Faiz, yok ediyor!
(Tabloda özet veriler mevcut.)
Kurban Tedarik Zinciri ve Ekonomi
konusunu anlattığımdan bu yana
6 Kurban Bayramı geçti.
@TCTarim henüz bir şey yapmadı.
Çünkü
henüz bu konunun maddi ve manevi önemini idrak edemedi!
Kurban Tedarik Zinciri,
devletin teminatı altına alınmalıdır. https://t.co/k7k5dHqBGz
Türkiye’yi bugün marjinal bir akıl yönetiyor!
Bu akıl;
ekonomide, dış politikada, üretimde ve finansmanda mevcut statükoyu önce veri kabul ediyor.
Sonra da
bu kabuller içinde kendisi için en uygun hamleyi yapmaya çalışıyor.
Yani kurucu değil, uyum sağlayıcı;
dönüştürücü değil, dengeleyici bir refleksle hareket ediyor.
Bu tarz yönetim anlayışı,
büyük iddiası olmayan küçük veya orta ölçekli ülkeler için zaman zaman başarılı sonuçlar verebilir.
Bu anlayışta
hedef büyümek değil, mevcut dengeler içinde ayakta kalmaktır.
Fakat Türkiye böyle bir ülke değildir.
Bugün dünya yeni bir kırılma sürecinden geçiyor.
Metropol ülkeler bu kırılma sonrasına hazırlanıyor. Güç merkezleri yeniden konumlanıyor, ittifaklar güncelleniyor, stratejik hatlar yeniden çiziliyor.
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri ile Birleşik Krallık arasındaki yakınlaşmayı bu çerçevede okumak mümkündür.
Yine İran’ın direnişini de aynı perspektiften okuyabiliriz. İran, kırılma sonrası pozisyonunu güçlendirmek için gerekirse yüksek maliyetleri, hatta silahlı mücadeleyi göze aldı. Durumları budur.
İşte böyle bir tabloda
Türkiye’nin mevcut akılla yol alması, sadece yetersiz değil; aynı zamanda risklidir.
Çünkü Türkiye,
tarihi büyük bir devlet birikimine sahip olan
ve
toplumsal hafızasında büyük bir iddia taşıyan bir ülkedir.
Ancak bugün ağır borç yükü altında, üretim kapasitesi zayıflamış, tüketimle ayakta duran ve dış finansmana bağımlı bir ekonomik yapı içindedir.
Böyle bir zeminde “mevcut dengeler içinde en uygun manevrayı yapma” aklı Türkiye’ye yetmez.
Çünkü
dünya yeni bir kırılma döneminden geçiyor.
Eski düzen çözülüyor, yeni güç merkezleri kuruluyor.
Böyle zamanlarda marjinal hamlelerle değil, kurucu akılla yol alınır.
Türkiye
eğer mevcut akılla devam ederse,
yeni kurulacak dünya düzeninde merkez ülke değil, çevre ülke olur.
Metropol değil, taşra olur.
Üreten değil, tüketen; karar veren değil, kararların sonucuna katlanan bir ülke haline gelir.
Bugünkü mesele sadece ekonomik kriz meselesi değildir.
Mesele,
Türkiye’nin önümüzdeki yüz yılda nerede duracağı meselesidir.
Ya kurucu bir akılla yeni bir üretim, finans, eğitim ve dış politika modeli inşa edilecek…
Ya da Türkiye,
bir yüz yılı daha kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
İşte konuşmamız gereken esas konu budur.
❝Evlatlarımız maneviyatçı olursa, o takdirde elbette kardeş kardeşi vurmaz; elbette başkasının malına göz dikmez, vurup kırarak haksız haram olana el uzatmaktan kendisini geri alıkoyar.❞
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
#ÖnceAhlakveManeviyat
Üsküdar Bahçelievler mahallesi sakinleri yeni faaliyete geçen MCDonalds için ilginç bir açılış töreni düzenlediler. McDonalds’ın açılışına çelenk gönderenler dikkat çekti.
İsrail, İran'ı sivilleri öldürmek ve savaş suçu işlemekle itham ediyor!
Ne tuhaf ne ağır bir çelişki!
Aşağıdaki fotoğraf, resmi rakamlara göre, en az 72 bin kişinin katledildiği Gazze'den sadece bir kare!
Iran, köklü bir devlet geleneğine sahiptir.
Dini Lideri Seyyid Ali Hamaney ve üst düzey yetkililerin şehit edilmesi, onları daha çok motive edecektir.
Bu siyonist ve emperyalist saldırıların hedefinde yalnızca İran değil, tedricen Türkiye de vardır.
Devletimizin gelişmeleri an be an takip ettiğinin farkındayız.
Artık halkımızın da aşikaren eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekiyor. Üçüncü dünya savaşı sathı mailine girmiş durumdayız.
Allah yar ve yardımcımız olsun. Şehitlere rahmet olsun.
İnsan #Epstein dosyalarını okudukça rahmetli MHP ‘li eski Sağlık bakanı Osman Durmuşa rahmet okumadan geçemiyorr
99 depreminde Amerikanın 2 bin kişilik hastane gemisine izin vermedi.
Bu geminin ülkemize iyi niyetle gelmediğini anlattı
Oktar Babuna için tüm şehirlerde kan örnekleri toplandı insanlar saatlerce sıra bekledi buna şiddetle karşı çıktı.
Bir gecede kayboldu kanlar.
İsrail’in DNA oyunu dedi
Domuz gribi aşılarına karşı çıktı
Biz ne yaptık.
Bu adam deli dedik linç ettik.
Yardımlar geliyor kabul etmiyor dedik.
Kaybolan 19 bin ünite kan israilde çıktı.
Bizim DNA mıza göre gıdalar giyim kuşam
Tohum Ürettiler.
Sonra.???
2005 lerden itibaren her köşe başında
Ucuz gıda ürün satan binlerce 3 harfli marketler giyim mağazaları açıldı.
Tşörtte gömlekte atlette pantolonda terleyince vucuda işleyen kimyasallar.
23 yılda olanlar başka ülkelerde olsa
yer yerinden oynardı.
Millet ölü toprağı serpilmiş gibi sessiz.
Alıntı
📘 Suriye’nin siyasal ve toplumsal dinamiklerini, bölgede faaliyet gösteren aktörlerin etkilerini ve bu etkilerin stratejik yansımalarını inceleyen kapsamlı bir araştırma:
"Suriye Devrimi: Aktörler, Beklentiler ve Stratejiler"
🔗 İncelemek için: https://t.co/clmsmwMiHI
TÜM MİLLETİMİZİ MEYDANLARA DAVET EDİYORUZ!
Siyonist israil, Sumud Filosu ve insanlığın vicdanını hedef aldı!
Bu saldırı, sadece denizdeki birkaç gemiye değil; adalete, vicdana ve özgürlüğe yöneltilmiş bir saldırıdır.
Biz, zulme karşı dimdik duran onurlu bir milletin evlatlarıyız.
Bugün sessiz kalmak; mazluma ihanet, zalime cesaret vermektir!
Bu bağlamda aziz milletimizi Siyonist israil Büyükelçiliği, Konsolosluğu ve kent meydanlarına davet ediyoruz.
🇹🇷 DİPLOMASİ AKADEMİSİ başlıyor!
Türkiye Diplomasisi ve Kültürel Etkileşim Projesi ile;
Katılımcılar, Türkiye’nin diplomasi tarihi, dış politika öncelikleri ve güncel meselelerini ücretsiz bir programla öğrenecek.
✨ Program İçeriği:
🎓 Alanında uzman akademisyenlerle çevrimiçi paneller
📜 Katılım sertifikası
🏛 Saray gezileri & Tanışma ve kapanış yemekleri & Hediyeler
⌛ Son Başvuru: 3 Ekim 2025
📩 Başvuru için: https://t.co/TN8lcZckru
Başvuru Şartları:
•Çevrimiçi paneller herkese açık olacaktır.
•Sertifika: Panellere devamlı katılan 30 uluslararası öğrenci ile sınırlıdır.
•Saray gezileri, tanışma-kapanış yemeği ve hediyeler: İstanbul’da ikamet eden, panellere devamlı katılan 30 uluslararası öğrenci ile sınırlıdır.
📧 Sorularınız için: [email protected]
🇹🇷 DİPLOMASİ AKADEMİSİ başlıyor!
Son Başvuru: 3 Ekim 2025
https://t.co/gUrYFzSnrw
Başvuru Şartları: •Çevrimiçi paneller herkese açık olacaktır. •Sertifika: Panellere devamlı katılan 30 uluslararası öğrenci ile sınırlıdır.
Sorularınız için: [email protected]
İran’a nükleer programı nedeniyle yoğun uluslararası baskı uygulanırken, İsrail’in benzer faaliyetleri karşısında sessiz kalınması ciddi bir çifte standardı gözler önüne sermektedir.
İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bir ülke olmasına rağmen sürekli olarak denetlenmekte ve nükleer programı sınırlanmaya çalışılmaktadır. Buna karşılık, İsrail NPT'ye taraf değildir, nükleer silah kapasitesine sahip olduğu geniş ölçüde kabul edilmekte, ancak herhangi bir uluslararası denetime tabi tutulmamaktadır.
Bu durum uluslararası hukuk ve küresel güvenlik mimarisi açısından ciddi bir meşruiyet sorunu doğurmaktadır. Hukukun evrenselliği ilkesi gereği, aynı normların tüm aktörler için geçerli olması gerekir. Oysa İran’a karşı uygulanan baskılarla İsrail’e tanınan imtiyazlar arasındaki uçurum, bölgedeki ülkeler nezdinde Batı’nın tarafsızlığına olan güveni sarsmakta ve uluslararası sistemi daha da kırılgan hale getirmektedir.
Bu çifte standart yalnızca adalet duygusunu zedelemekle kalmaz; aynı zamanda nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarını da zayıflatır.
Eğer İsrail’in nükleer kapasitesi sorgulanmadan varlığını sürdürebiliyorsa, diğer bölge ülkeleri de benzer yollar aramaya yönelebilir. Bu da uzun vadede Orta Doğu’da bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Dolayısıyla, gerçek bir nükleer silahsızlanma ve barış vizyonu isteniyorsa, baskılar tüm aktörlere eşit ve ilkeli bir şekilde uygulanmalıdır.
Türkiye, Son Kale !
Tarih tekerrürden ibarettir.
Haçlı Seferlerinden bu yana süren,
"Batı’nın Doğu’ya Yürüyüşü",
günümüzde yeni bir evreye girmiş durumda.
Ancak artık sadece atlı şövalyelerle, tanklarla değil;
finansal,
siyasi,
kültürel ve
askeri hibrit yöntemlerle yürütülen bir medeniyet hamlesi var.
Hedef; Doğu Akdeniz’de Kudüs merkezli yeni bir imparatorluk
Batı için Kudüs sıradan bir şehir değil.
Vatikan için dini,
ABD ve AB için jeopolitik,
İsrail için ise varoluşsal merkez.
Bugün planlanan,
Kudüs’ün merkezinde olduğu,
etrafında zayıf ve denetim altındaki devletçiklerden oluşan bir Akdeniz kuşağı.
Tıpkı Roma İmparatorluğu'nun son dönemleri gibi!
Bu planın önünde ciddi engeller var.
Ama hepsi sırayla yıpratılıyor:
Mısır: Ekonomik çöküntü ve siyasi teslimiyetle neredeyse devre dışı.
Suudi Arabistan: İç dönüşüm projeleriyle istikrarsızlaştırılıyor.
İran: İsrail’in sistematik yıpratma saldırılarıyla hedefte ve saldırılar devam edecek.
Türkiye, Son Kale.
Ekonomik, askeri, kültürel ve medeniyet hafızasıyla halen diri. Halen hazır ve nazır.
İsrail burada
sadece bir devlet değil
aynı zamanda bir operasyon merkezi.
İran’a yönelik saldırılar, Gazze’deki soykırım ve bölgesel provokasyonlar, büyük planın taşlarını döşeme hamleleri. Oyun büyük ve kadim.
Amaç: Direniş odaklarını sırayla tasfiye ederek, Kudüs merkezli yeni düzeni tesis etmek.
Türkiye bu tabloda sadece coğrafi değil,
tarihsel, zihinsel ve medeniyet merkezli bir aktör.
İstanbul-Anadolu-Kudüs-Medine–Mekke hattının taşıyıcısı,
Türk-İslam medeniyetinin son devlet aklı,
Türk Dünyası ile nitelikli bağ kurabilen tek omurga.
Batı’nın planında
Türkiye’ye sıra geldiğinde,
zaten oyun bitmiş olacak!
Beklemek kaybettirir. Çünkü hali hazırda içerisindeyiz.
Peki, ne yapmalı?
Proaktif alan oluşturmalı,
Bölgesel bir barış projesi hazırlayıp sunmalı,
Finansal bağımsızlığı sağlamalı,
Medeniyet Diplomasisi inşa etmeli,
Askeri ve Siber gücü derinleştirmeli,
Halkı hazırlamalı,
Kudüs Davasında Liderlik üstlenmeli...
Tarih tekerrür eder
ama
Sağlam İrade tarihi değiştirir.
Bizler bugün
yeni bir medeniyet yol ayrımındayız.
Türkiye,
tarihsel reflekslerini harekete geçirip
Kudüs merkezli bu bölgesel işgal planına karşı
medeniyet merkezli
Yeni Bir Dünya vizyonu ortaya koymalıdır.
Tahribat sırasının bize gelmesi, sadece zaman meselesidir!
Türkiye'nin harekete geçmesi, tarihi misyonumuzun gereğidir.
Çünkü,
önümüzdeki yüzyıl, Türkiye Yüzyılıdır.
Not:
28 Haziran Cumartesi Akşamı
İzmir Konferansımızda,
bunları detaylı olarak anlatacağım.
Bütün dostları, dostları ile bekleriz...
🪖 Savaşlar kimliği keskinleştirir:
• Ben kimim?
• Neyim?
• Nereye aitim?
🙇🏻♂️ Belirsizlik içindeki birey, çatışma karşısında neden ani bir aidiyet geliştirir?
✍🏻 Psikolog Nasir, Hindistan-Pakistan gerilimi üzerinden kimliğin pekişmesini analiz ediyor.
🔗 https://t.co/EhdUwsHzHA
Anadolu Gençlik Derneği olarak, 2006 yılından beri İstanbul’un fethini Edirne’den başlayarak kutluyoruz. Bu yılki “İstanbul’un Fethi Edirne’den Başlar” programı, Edirne Valiliğimizin himayelerinde gerçekleşti.