“Kimse tarım işçisi olan kadının çalışmamasını konuşmuyor, kadının statüsünün yükselerek erkeğe eşitlendiği pozisyonlarda çalışmasını konuşuyor.”
Son günlerin trend argümanı da bu olsa gerek.. Farklı platformlarda bir kaç defa karşıma çıkınca kayıtsız kalamayıp bir kaç kelam etmek istedim. Sabırla okuyacağınızı ümit ediyorum.
Evvela kimsenin bunu konuşmadığı nereden çıkarılıyor?
Evet, büyük şehirlere göçün öncesinde konuşulmamış olabilir ama gelin bakalım o vakitler dini hassasiyeti olan bir toplum var mıydı?
İkinci bir şey “çalışmak” derken neyi kastediyoruz?
Son zamanlarda “çalışmak”, kadının kurumsal bir yapıda maaşlı olarak çalışması ve bu noktada gerekirse “dinin koyduğu bütün ölçüleri geçersiz kabul etmesi” kastedilmektedir. Dolayısıyla meselenin dini bağlamda ele alınması burayla alakalıdır. Aile fertleriyle tarlaya gidip gelen kadının “çalışmak”lığından meşruiyet aramak doğru değil.
Bir de ben Anadolu'nun genel ahvali üzerinden bir değerlendirme yapacağım. Dolayısıyla “bu sitede yaygın olduğu üzere” kimsenin şahsi travmalarını ve bugün hala bazı bölgelerde devam eden spesifik durumlarını öne sürerek paylaşımımı manipüle etmesini istemem.
Öncelikle birinci meseleden başlayalım. Yani; Anadolu'da kadınların tarım işçisi olarak rastgele çalıştırılmasının dinen uygun olup olmadığını tartacak bir zemin var mıydı? Ben, kendi gözlem ve duyumlarımdan bir kaç misal vererek bir resim çizmeye çalışacağım, muhtemelen benzer örneklerini siz de büyüklerinizden dinlemişsinizdir.
Bilindiği üzere esasında kadınlar iş hayatında hep vardı, bunun için Hz. Şuayb'ın (a.s.) kızlarını delil getirmeye gerek yoktur. Toplumumuzda kadınlar sadece büyük şehirlere göçten sonra -takriben 90'lı yıllara tekabül eden- kısa bir dönem için ev hanımı statüsü kazanmışlardır. Onun öncesinde saray eşrafına, ağa paşa hanımlarına bir de büyük babaannelere münhasır üst düzey bir imtiyazdır ev hanımlığı. (Tabi, bu vesile ile biz 90'ların çocukları en maharetli ve en gayretli annelerin riyasetinde büyük bir ilgi ile büyüdük. Ne bizden öncekiler ne de bizden sonrakiler böyle bir lütfa mazhar olamadılar.)
Bana sorarsanız 90'lı yıllar Cumhuriyet devrinin altın çağıdır. Ne var ki bir kaç menfi hadisenin gölgesinde kalmıştır. Ondan öncesinde akıl almaz bir ilkellik gör��yoruz Anadolu'da; güçlülerin zayıfları ezdiği, genç kadınların, çocukların şefkat ve merhametten mahrum bırakıldığı adeta bir cahiliye devri olduğunu söylesek mübalağa etmiş olmayız. Bir kaç misal verelim:
Anne babaların toplum içinde çocuklarını kucağına alması, sevmesi, öpmesi zinhar ayıptır. Yaşlı bir amca anlatmıştı; ben sobanın yanında namaz kılıyordum, soba yanıyor, torunum da sobaya doğru emekleyerek geliyordu, oğlum ben varım diye elini uzatıp da çocuğu alamıyordu. Ben namazı hızlıca selamladım da çocuğu aldım. Böyle kabulleri olan akıl almaz bir zamandan söz ediyor. Şuan kendisi de vahametin farkında ama bizim zamanımızda bunlar vardı, diyor. Ağlayarak ölen çocuklar mı dersiniz, tarlada doğum yapıp göbeğini orakla kesenler mi dersiniz, 5-6 yaşlarında ablaya, halaya emanet bırakılan bebekler mi dersiniz. Bir koyunun ölmesiyle bir bebeğin ölmesi arasında çok da bir fark gözetilmediği böyle bir ortam var.
Köyde yaşlı kadınlarla konuşurken sordum; “Siz de çok dayak yer miydiniz?” “Sen onu falancaya sor” dediler. “Neden” dedim. Dermiş ki “Ben gençliğimde dayak yemeden bir gün yatağa girdiğimi hatırlamam.” Sebebini sordum: “Kaynanası gelini dövdürmeden gözüne uyku girmez imiş. Ne yapar eder oğlanın önüne atarmış da rahatlarmış.” Mazlum'un hikâyesi gibi bir şey... Yani gelini koca dövüyor, kaynata dövüyor, kayınlar dövüyor ama görümce ve kaynana onlardan da beter. Gücü yeten gücü yetene...
Hayvanların durumu da bundan farklı değilmiş. Birisinden bahsettiler sürüyü satmış şehre göçmüş. Başka birine de davar köpeği lazımmış, düşünmüş ki bu adam sürüyü sattığına göre köpek boşa çıkmıştır, gidip isteyeyim. Gitmiş sormuş, “Sürüyü satmışsın köpeği ne yaptın, bana lazım.” Aldığı cevap şu olmuş: “Vurdum!” Sebebini sorunca; “Davarı sattıktan sonra köpeği ne yapayım” demiş. Sek rasyonellik... Hâlbuki bırak gel ne yaparsa yapsın dağlarda... Sinirlenip koyunu uçurumdan atanları, eşekleri sudan dönünceye kadar dövenleri ve daha nicesini de dinledik...
Başka misallerini de saymak mümkünse de uzatmakta fayda görmüyorum, muhtemelen birçoğunuz benzerlerini hatırlayacaksınız. Farklı bölgelerden örneklerini yoruma ekleyebilirsiniz.
Kısacası benim duyup gördüklerimden edindiğim intiba; bu topraklarda İslâm hiç yokmuş gibi bir manzara var. Ta ki büyük şehirlere özellikle İstanbul'a göçten sonra Anadolu'ya İslam geliyor. Gurbette M. Zahit Kotku, Mahmud Efendi, Timurtaş Uçar gibi Osmanlı bakiyesi âlimlerin sohbetleriyle tanıştıktan sonra köylerimizin İslam'la tanıştığı anlaşılıyor. 70-80'lerde neredeyse bütün düğünlerde kasalarla içki tüketilirmiş. Şuan bildiğim en dindar köylerden biri için demişlerdi ki; “80'li yıllarda bu köyde dolabında 70'lik rakı bulunmayan tek bir ev yoktu.” Şimdi ise hanımları çarşaflı kendileri namaz, niyaz ve hayır ehli bir köy. (Ben kendimi bildiğimde bir ikisi hariç düğünlerde içki kalkmıştı.)
İşte tam bu konjonktürde kadınlar köyün meşakkatli iş hayatından, kaynana-kaynata, görümce-kayın zorbalığından kurtulup şehirlerde müstakil hayatlarına geçtiler. Artık evlerinin hanımı, çocuklarının anneleri olarak müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardı. Ev işleri onlara o kadar basit geliyordu ki örgü örmeye dahi vakit bulur, birçoğu bunları satarak para kazanırdı. Artık hem sohbetlere ve Kuran Kurslarına giderek dinlerini öğrenme imkânı, hem de ailelerinde öğrendiklerini uygulama zemini bulmuşlardı. Bu sebeple bizim çocukluğumuzda kadınların dini duyguları daha yoğun, namaza ve ibadete meyilleri daha fazlaydı. Yine bu sebepledir ki biz üçe kadar mühlet veren ama araya iki buçuğu ve üçe çeyrek kalayı da ekleyen merhametli çocuklar olarak büyüdük. Yere düşen ekmek kırıntısını bile ağlar diye alıp yemeği öğrendik. Tüm yoksulluklara rağmen çalıyı çırpıyı aş eden, kıyafetler seneye de olsun diye iki beden büyük alan kocasının mülkünü kocasından daha çok düşünen fedakâr annelerin terbiyesine mazhar olduk. Bize dua ederken “cemî cümle Ümmeti Muhammed'in evlatlarının da” diye eklemelerinden diğerkâmlığı öğrendik...
Uzatmayalım 2000'li yıllara kadar bu durum böyle devam etti, sonrasını biliyorsunuz... Dolayısıyla bazı şeyleri din ile tartma, “kadınlara müteallik hükümleri öğrenme ve uygulama farkındalığı” bu toplum için işte bu dönemde söz konusu olmuştur. Ondan önce bu toplumda her ne kadar din emareleri varsa da bu kültür düzeyinde anlamsız bir taklitten ibarettir. Binaenaleyh kadınların tarım işçisi olarak -tabirimi hoşgörün- adeta bir katır gibi eşek gibi koşturuldukları devir üzerinden yapılan anakronik çıkarımların bir geçerliliği yoktur.
Zira dindar Müslümanların müdafaa ettiği şey sadece kadınların “modern iş gücü anlamında çalışmaması” değil aynı zamanda erkeklerin İslâm ahkâmının belirlediği şekilde kadınlarının/kızlarının maişetlerini üstlenmeleri, İslam ahlâkının ön gördüğü üzere onlara hoşça muamele etmeleridir. Dolayısıyla bir Müslümana yaraşan ancak ve ancak bu zeminin oluşmasını talep ve temin etmektir.
İkinci olarak “çalışmak” ile neyi kastediyoruz? dedik.
Genel hatları ortaya çıkmış olsa da yazımızın tertibine riayet noktasında tafsil etmekte fayda var. Tarih boyunca kadınlar ticaretten zanaata, tıptan sanata her alanda çalışmışlardır. İslam toplumlarında dahi bu böyledir. Şunu açıklıkla söyleyeyim ki entelektüellik bir ruh halidir; şartlar ve zemin ne olursa olsun bir kadında bu ruh var ise o her halükârda açığa çıkmıştır. İşte; edip ve şairleri meclisinde toplayıp hicap arkasında onların şiirlerini değerlendirip tenkit eden Hz. Ali'nin torunu Sükeyna bint. Hüseyin... İşte 4 ciltlik fıkıh kitabı Tuhfetü'l-fukahâ'yı ezberleyip fetva verecek düzeye gelen XII. asırda yaşamış fıkıh âlimi Alâeddin es-Semerkandî'nin kızı Fatma es-Semerkandî... “Bunlar bir iki örnekten ibaret” dediğinizi duyar gibiyim...
O halde sorayım; bugün bütün imkânlar seferber edildiği halde, her türlü pozitif ayrıcalık sunulduğu halde bu ayarda kaç entelektüel isim tanıyoruz? (Tez yazan ya da belli makamları işgal eden demiyorum) Sosyal medyaya baktığımızda görüyoruz ki hanımların %99'u çiçek, böcek, kahve, fincan paylaşırken %1'i ancak entelektüel düzeyde bir çalışma sürdürmektedir. Bunun tarihteki oranı da yaklaşık olarak aynıdır. Ne var ki iletişim vasıtaları yaygın olmadığından her biri hak ettiği şöhrete ulaşamamış, sadece bir iki örnek öne çıkmıştır. Meşhur âlimlerin dahi pek çok eserinin bize ulaşmadığını dikkate alırsak bu pek tabiidir. Dolayısıyla bugün “kadın kadın” diyerek feveran edenlerin, dini diyaneti din adamlarını hedef alacak derekede agresiflik göstermeleri boşunadır.
Hâsılı kelam, kadınların tarım işçiliği yaptığı ilkel dönem ve toplumların delil getirmesi anlamsızdır. Bu meseleyi incelerken kimin neye karşı çıktığını doğru tespit etmemiz gerekiyor:
I) Karşı çıkılan kadınların iş gücü olarak görülmesi ve “çalışmak zorunda bırakılmaları”dır. Ne yazık ki bugün deri koltuklarına kurularak “Bütün kadınlar işe” diyen “kadınlar”ın, bazı hem cinslerinin; hasis işlerde çalışmaya mahkûm edildiğinden, anne-babaları/kocaları tarafından zorla çalıştırılmaya mecbur edildiğinden, henüz sütten kesilmemiş çocuklarını gözleri arkada kalarak oraya buraya emanet ettiklerinden, gelinlik kızlara gelen görücülerin bile artık maaş sorguladıklarından haberleri yoktur. Daha da garibi kadınların bu durumdan razı olup olmamalarıyla da ilgilenmemektedirler.
II)İslam'ın tanzim ve tesis ettiği cinsiyet rollerinin tartışmaya açılmasına karşıyız. Peygamberimiz (s.a.s.) Medine'de kendi nizamını kurduktan sonra hiçbir kadına kamu görevi vermemiş, hiçbir kadını herhangi bir idare makamına getirmemiştir. Savaşlar, seferler vs. istisnai durumlarda kadınların sıhhiye ve geri hizmette vazife almaları savaş ve sefer gibi durumlara münhasırdır, bugün de geçerliliğini korumaktadır. Ticaret, zanaat vb. işlerde çalışıp para kazanmalarında zaten bir beis olmadığını söylemiştik. Bazı kadınların pazar teftişinde görevlendirildiklerine dair rivayetler delil olmaya salahiyeti olmayan istisnai örneklerdir. Belkıs örneğine gelince; geçmiş kavimlerden bir kavmin idarecisi olması bize delil teşkil etmez. Zira hikâyenin sonunda henüz yeni Müslüman oluyor, önceki hayatının ne anlamı var? İslam ailede de kamuda da idare makamını erkeklere münhasır kılmıştır. Bütün peygamberler de erkektir, tarih boyunca da birkaç istisna dışında idare ve komuta erkeklerden oluşmuştur. “İşlerinin idaresini bir kadına bırakan hiçbir toplum iflah olmaz” hadisi sahihtir. Bütün varyantları te'kîd-i nefy-i istikbâl (bir olayın gelecekteki vukuunu vurgulu bir şekilde olumsuzlama) kalıbıyla gelmiş olup fail/özne makamında olan “kavm” nekra gelmiştir. Kaide şudur ki; “nâfiyeden sonra gelen nekra umum ifade eder.” Yani; olumsuz bir ifadeden sonra gelen belirsiz lafız genelleme ifade eder. Dolayısıyla hadisin doğru tercümesi verdiğimiz gibi olup iddia edildiği gibi Kisra'nın kızına ve Sasânî imparatorluğuna münhasır bir vaid değildir. Nitekim İslam ümmetinin “Peygamber devri dâhil” uygulaması da buna mutabıktır. Dolayısıyla cinsiyet rollerini tartışmaya açan bu durumun “çalışmak” kapsamında meseleye dâhil edilmesi de manipülasyonun ikinci ayağıdır ve başlı başına bir itiraz noktasıdır.
Son söz
Tarih boyunca da ilkel toplumlarda kadın erkek rolleri birbiriyle iç içe olmuştur. Avlak ile mağara, tarla ile ev arasında bir rol paylaşımı yoktur. Şehirleşmeyle birlikte kadın erkek arasında rol paylaşımlarının ayrıştığı görülmektedir. Bugün de henüz tecrübesi oluşmamış bu teknoloji çağının ilkel toplumu olan bizler benzer bir durumla karşı karşıyayız. Siz de takdir edersiniz ki mevcut durum insanlığın devam ve bekası açısından sürdürülebilir değildir. Ve dahi bu durum kadınların bilek gücüyle elde ettiği bir kazanım da değildir. Kapitalist dünyanın altın tepside sunduğu bir eşantiyondur. Yarın biz bu politikalardan vazgeçtik dediklerinde kim buna itiraz edebilir? Dolayısıyla istikbali olmayan mevcut duruma aldanarak diniyle arasına mesafe koymasını kimseye tavsiye etmeyiz. Allah insanı nasıl ki en güzel surette yaratmışsa ona tanzim ettiği yolu da en güzel surette tesis etmiştir. Bugün kapitalizmin altın tepside sunduğu hayatın(!) “kadına kadın kalarak” mutluluk getirmediği inkârı mümkün olmayan bir hakikat olarak önümüzde durmaktadır. Kadınların zulme uğradığı, haklarının gasp edildiği durumlar söz konusudur; lakin bunu giderecek olan kadınları erkekleştirip erkekleri kadınlaştıran batıl anlayışlar değildir. Çare geride de geçtiği üzere; erkeklerin İslâm ahkâmının belirlediği şekilde kadınlarının/kızlarının maişetlerini üstlendikleri, İslam ahlâkının ön gördüğü üzere onlara hoşça muamele ettikleri toplumsal bir zeminin oluşturulması ve "şahsi tercihlerine bağlı olarak" fıtrat ve inançlarına elverişli meslek, sanat, ticaret vb. faaliyetler yürütebilecekleri ortamların tesis edilmesidir.
Şununla bitirelim; Hz. Peygamber’in hanımlarından Ümmü Seleme, “Ey Allah’ın Rasûlü! Erkekler savaşıyor, biz savaşamıyoruz, biz mirasta onların aldığının yarısını alıyoruz” diyerek açıklama istemişti. Yine aynı hanım ve başkaları, kadınların hicretlerinin Kur’an’da zikredilmemesi, bir erkek şahide karşı iki kadın şahidin gerekli bulunmasına paralel olarak amellerin karşılığının da böyle olup olmadığı gibi hususlarda aydınlanma ihtiyacında olduğunu belirtmişti. Bu tür tereddütleri giderici birkaç âyet nazil olmuştur ki biri şudur: “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.” (Kur'ân Yolu, en-Nisâ, 32)
CNN: Ayub Junaid, 6 years old, Gaza. Neurological condition. Specialized glasses - broken. Can't replace them. Surgery not available in Gaza. Displaced. Lost in a maze of tents
Israel agreed to evacuate 50 Gazan patients per day as part of the ceasefire. Average since October? Fewer than eight per day. Eight. Out of 50.
"Tomé mi lanzacohetes y ordené a los soldados bombardear un edificio donde vivía una familia palestina, les ordené que los quemaran a todos vivos. Cuando los bombardeamos, miré a mi amigo y le dije que era muy divertido oírles gritar mientras se quemaban vivos".
Yarden Megira, soldado sionista, criminal de guerra y psicópata profesional, confiesa que quemó viva a una familia palestina y luego se quedó a escuchar como gritaban de dolor mientras ardían.
Az önce İsrail'in hapishaneleri hakkında iğrenç bir rapor okudum.
Cinsel işkence organize devlet politikası,
En yüksek otoriteler tarafından onaylanıyor.
Kadınlar günlerce tecavüze uğruyor.
Erkekler köpekler tarafından tecavüze uğruyor.
Yangın söndürücü hortumları vücutlara sokuluyor.
Batı medyasının ahlaki durumu böyle savunuluyor ve rapor etmeyi reddediyorlar.
Devlet politikası olarak tecavüz. Organize uygulama olarak işkence.
Kadınlar ve erkekler en vahşi şekillerde ihlal ediliyor.
İsrail komşularına böyle davranıyor.
BREAKING:
Israel is dropping bombs near Jabal Amel hospital in Tyre — striking residential buildings packed with civilians.
These are not military targets.
They are homes. A hospital vicinity.
The scenes are horrifying.
Israel struck near Jabal Amel Hospital in Tyre, Lebanon, damaging a vital healthcare facility and further weakening access to medical care for civilians already enduring a worsening humanitarian crisis.
Kassam Tugayları komutanı Muhammed Avde'nin cenazesinde konuşan Filistinli çocuk:
"Şu an komutan Muhammed Avde’nin cenazesindeyiz. Allah ona rahmet etsin.
Siyonist düşmana şunu söylüyoruz:
Bir komutan gider, yerine komutanlar gelir.
Bir asker gider, yerine on asker gelir.
Bir şehit gider, yerine bin direnişçi doğar.
Bu toprak, kekik ve zeytin ağacı yetiştirdiği gibi direnişçi de yetiştirir."
- International law
- The laws of war
- Women’s rights
- The right to protest
- Freedom of speech and many more..
Every principle they spent decades preaching, abandoned overnight to legitimize a gen-o-cide. Western civilization has forfeited its moral authority. It has nothing left to say.
BREAKING:
Israel just wiped out an entire residential building inside a Palestinian refugee camp in Tyre — packed with civilians.
Children, women, men, entire families are now buried under the rubble of their own homes.
This is a massacre.
جنود إسرائيليون يلتقطون صورة تذكارية مع طفلة فلسطينية مختطفة !
الصورة المنتشرة كانت وجوه الجنود مغطاة، لكن أحد الأشخاص استطاع الوصول إلى الصورة الأصلية .
أفضحوهم !
İNCELDİĞİ YERDEN KOPSUN DEDİRTEN RESİM
Masum Filistinli bir kız çocuğunu kaçıran katil soykırımcı siyonist teröristlerin gözlerini bağlayıp çektirdileri bu fotoğraf kıyametin adeta habercisi.
Zira arşı titreten bu zulme 57 İslâm ülkesi ile 8 milyarlık dünya nüfusu sessiz. Kadir-i mutlak, Hakim-i mutlak ve Adil-i mutlak olan Allah bunu es geçer mi?
Batı Şeria’da bir grup İsrailli işgalci, Filistinli bir adama eşinin ve çocuklarının önünde saldırdı.
Bu zulme yürek dayanmıyor artık!
Bu zulme sessiz kalan suç ortağıdır.
🧑🤝🧑 “Gazze’ye Bayram”
#ProtectPalestine (Filistine Sahip Çık)
If 9 Jewish paramedics were killed ANYWHERE in the world it would be called terrorism.
And we’d never hear the end of it.
Israel slaughtered 9 paramedics in 72 hours, most of which we’ve seen on film, and we only hear their names on Twitter.