Stanford Üniversitesi tarafından hazırlanan "Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları" listesinin 2026 yılına ait güncellemesi dün yayınlandı. Bu güzel ülkeden yetişen bir bilim insanı olarak listenin her iki kategorisinde yer almak yaşamımın bahtiyarlıklarındanbirisini bana yaşattı.
🔴 #SONDAKİKA | Adalet Bakanı Akın Gürlek:
“Soruşturmalar kapsamında el konulan villalar, lüks araçlar, arsalar ve banka hesaplarındaki değerler, TMSF bünyesinde oluşturulan fon aracılığıyla hak sahiplerinin alacaklarının karşılanmasında kullanılacaktır."
Helal olsun 💪
Eğer dediğim CLAWBACK yapılırsa,
Yani bu fonlara ilk para koyan ve parasını 100-200-500-700 katına çıkaran PONZİCİLERDEN para geri alınırsa çok ama çok sevinirim.
Gerçekten bu Ülkenin önünü açar.
Lütfen ACIMAYIN, sonuna kadar gidin. Milletin parasını ÇALAN:
1) TERA ve PUSULA ve türevleri Fon Şirketi sahipleri Tezmenler vs,
2) Bu şirketlerin TÜM yönetim kurulu üyeleri,
3) Bu fonların manipülasyon yaptığı hisselerin şirket sahipleri,
4) Bu fonlar kurulduğunda işin içine giren parasını BİNE katlayan çakallar,
5) Bu işi görmezden gelenler,
6) Hangi siyasi partiden olursa olsun bu işten nemalananlar,
Yetkililerden ricam LÜTFEN LÜTFEN bunların gözünün yaşına bakmayın.
İnanın bu işi dediğim şekil ile temizlersek TÜRKİYE çok ama çok daha iyi noktaya gelir:
Fatih Altaylı:
➖Faizlerin yüzde 40 olduğu bir ortamda uyanıklık edip, yüzde 4000 getirisi olan bir fona para yatırıyorsanız yüzde 100 kat fazla risk alıyorsunuz demektir.
➖O riskin karşılığı da budur.
➖O yüzde 4000 getiriyi elde ettikleri zaman “Çok kazandık, bunun yarısını hazineye verelim de milletin maaşına zam yapılsın” mı dediler ki, şimdi göz göre göre aldıkları riskin bedelini millete ödetecekler.
Bu batık fon "mağdurları" çok akıllı maşallah.
Parayı işletecek kafan yok, birileri işletip sana kar versin istiyorsun.
Garanti olan getiriye (banka faizi vb) tamahın yok, herkesten daha çok kazandırsın istiyorsun.
Kazanırken kimseye sorduğun yok, başkasıyla paylaşmıyorsun.
Ama dolandırılınca devlete ağlayıp asgari ücretlinin, esnafın, binbir riskle iş yapanın ödediği vergilerle senin paranı geri ödesin istiyorsun.
Bana mı sordun abicim, kazanırken bana mı verdin? Ben niye senin zararına ortak oluyorum?
Dün akşam, uluslararası arkadaş grubumuzun bulunduğu bir WhatsApp grubunda, Londra’daki viski kokulu salonundan bize akıl vermeye çalışan ukala bir İngiliz profesör belirdi.
Benim konuşmalarıma takıldı, bana aklınca Türk milletinin bin yıllık devlet geleneğini küçümseyecek, üst perdeden bize "kurumsal demokrasi" ve "sivil toplum" dersi verecek.
Yazdığı mesajı görseniz sinirleriniz tepenize çıkar; "Sizin gibi çalkantılı toplumların modern demokrasiyi kavraması için asırlar gerekir" diye yazmış cibilliyetsiz. Baktım bizim gruptakiler de kibarlık olsun diye veya adamı ''Akademisyen'' gördükleri için sessiz kalıyor;
Ben de açtım ağzımı, yumdum gözümü.
"Bak Beyefendi" dedim, "Sen önce dünyayı soyup soğana çeviren, insanlığı sömüren o kanlı geçmişinle yüzleş; Hindistan’da açlıktan kırdığınız milyonların, Afrika’da emdiğiniz kanın hesabını verin önce. Bugün ''medeniyet hamisiyim'' diye övündüğün British Museum’daki her bir parçanın üzerinde yağmaladığınız mazlum halkların kanı ve ahı var;
Siz adanızda birbirinizi yerken biz bu coğrafyada adaletle ve hoşgörüyle hükmediyorduk" diye bastım mesajı.
Baktı pabuç pahalı, hemen "Ama akademik nezaketi koruyalım" diye çark etmeye kalktı; "Ne nezaketi bir dakika " dedim, "Gerçeklerin yüzünüze vurulması işinize gelmeyince mi nezaket aklınıza geliyor.
O kibirli oryantalist burnunu kafana vura vura kırarlar senin, bir daha Türk tarihine laf etmeden önce haddini bileceksin !" diyerek noktayı koydum.
O mesajdan sonra grupta tam bir ölüm sessizliği oldu; O havalı İngiliz kibri bir anda pıstı, tek bir kelime dahi cevap veremedi.
Bizim sorunumuz işte tam olarak buradadır;
Batı’nın bu kanlı, yağmacı geçmişini yüzlerine vurmak yerine, onların karşısında ezilip bükülen, aşağılık kompleksine kapılan bir kitle var.
Oysa bizim kimseden medeniyet dersi almaya ihtiyacımız yok.
Yeter ki kendi tarihimizi ve gücümüzü doğru bilelim, bu oryantalist ukalalara hak ettikleri cevabı anında verelim.
TAYİNCİ ÇOCUĞU TAHSİN
Hele bi bak Tahsin ...
Tahsin'in babası subaydı.
Tayinci çocuğu derlerdi.
Erzurum'a gittiler okul yıllarında...
Bir oda, beş sınıf; ikiden başladı. Konuşmadı, konuşamadı; okuyamadı da...
Derken yine tayin; Erzurum'dan Kayseri'ye...
▫️
Okuyamayan, konuşmayan Tahsin'i birinci sınıfa geri çektiler.
Birinci sınıflarda Aliye Öğretmen vardı. Kekemelik tutmuştu Tahsin'i...
Her gün, bütün çocuklar gittikten sonra Aliye Öğretmen Tahsin'le çalıştı, konuşma çalıştılar.
Bir buçuk yıl sürdü bu konuşma talimleri...
▪️
Birgün Aliye Öğretmen;
"Senin en kolay söylediğin kelime nedir," diye sordu.
"Hele'dir öğretmenim"
"Peki, bu kelimenin arkasına kelime ekleyerek konuş, hele be, hele sen gel, hele git gibi..."
"Hele be öğretmenim, hele sen gel öğretmenim..."
Sorun çözüldü.
5'inci sınıfta okul birincisi oldu Tahsin. Aliye Öğretmen tuttu elinden bilgi yarışmalarına katıldı. Tayinci çocuğu...
Yine tayin Kayseri'den İstanbul'a
▪️
Okudu. Makine mühendisi oldu.
Bir daha okudu. Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi.
Yıllar sonra...
Kayseri PTT'den ismi Aliye olan ne kadar insan varsa hepsinin telefonunu aldı. Bir bir aradı.
▪️
"Aliye isminde, şu şekilde, şurada bir öğretmenim vardı, onu arıyorum..."
Yılmadı Tahsin.
Telefonlardan biri "bir akrabasının tanıma uyduğunu" söyledi ve ekledi "hep sizin adınızı söylerdi..."
İzini sürdü ve buldu.
Ellerinden öptü öğretmeninin...
▪️
Tahsin...
Reklamı sevmedi.
Bir tıraş bıçağının tüm dünyada yayınlanacak reklamını da otomobil markasının reklamını da kabul etmedi. Şampuan, diş macunu, banka hepsine "hayır" dedi.
▪️
"Dünyada her şey para değildir," dedi.
Yine tayin...
Bu dünyadan
16 Eylül 2016'da tayini çıktı...
Hele bir gitti...
Hele Allah rahmet eylesin...
Hele saygıyla...
▪️
Tahsin!
Tahsin Tarık Üregül
Tarık AKAN diye bilinir.
İBB Başkanvekili Nuri Aslan:
"İstanbul’da okuyorsanız ve indirimli abonman hakkınız varsa ki öğrenciyseniz var. 21 Eylül’den 17 Ekim’e kadar herhangi bir gişemizden 1 TL'ye abonmanınızı alacaksınız.
Abonman öğrenci için normalde 653 TL biz ailelerin rahat edebilmesi için 1 TL yaptık.
Hiçbir aile kendini yalnız hissetmesin, İstanbul Büyükşehir belediyesi var ve onların yanında."
İBB Başkanvekili Nuri Aslan:
"Bir öğrenci yurdunda biz 3840 TL’ye bir öğrenciyi 30 gün boyunca konaklatıyoruz. Sabah kahvaltısı, akşam yemeği, kütüphanesi, dinlenme merkezi, her şeyiyle Dört yıldızlı otel konforunda bir alan sunuyoruz.
40.000 TL aylık ortalama ödeyecek bir çocuk, 3840 TL ödüyor. 36.000 TL bir üniversite öğrencisinin annesinin babasının cebinde kalmasını sağlıyoruz."
#DUYURU | Sağlık Bakanlığı Personeline Özel Dev İndirim Anlaşmaları Açıklandı!
📢 Sağlık Bakanlığı, bünyesinde görev yapan sağlık çalışanları ve personeli için eğitimden giyime, teknolojiden konaklamaya kadar onlarca markada geçerli yeni indirim protokollerini duyurdu.
📌 Öne Çıkan Fırsatlar:
Eğitim & Dil Okulları: American Life (%60), English Time (%50), Düşünür Koleji (%50), Doğa Koleji (%40) ve Hayat Koleji (%46).
Giyim & Alışveriş: Hatemoğlu (%35), Süvari (%15), Armağan Giyim (%15), Altınyıldız Classics (%10) ve DeFacto (500 TL indirim).
Teknoloji, Kargo & Perakende: PTT Kargo (%25), Samsung (%5–%30), Yeşilay Market (%25) ve Eyüp Sabri Tuncer (%10).
Konaklama & Turizm: Yalova Termal Kaplıcaları (%50), Armada Grannos Otel (%25), Çam Hotel (%17) ve Kapadokya bölge otelleri (%15).
📌 Kurumsal indirim kodları (SAĞLIK10, SAGLIK25, SGLKB1924 vb.), SMS tanımlı özel kodlar veya kurumsal kimlik kartı ibrazı yoluyla avantajlardan tüm sağlık emekçileri faydalanabilecek.
🔗 Anlaşmalı tüm marka listesi ve kullanım şartları: https://t.co/jJFYVq16wd
#SağlıkBakanlığı #SağlıkÇalışanları #İndirim #PersonelHaberleri #saglikhaberinet
Anadolu’da kurtlar bir belalıdır demiş ve devam etmiş büyük usta Yaşar Kemal
Bir kurt, koyun veya keçi sürüsüne dalar…
Sadece bir tanesini alır götürür ancak bütün sürüyü parçalar…
Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur...
Koyundan, keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine kurt girmişse çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır…
Bu nedenle kurt gittikten sonra, sabah olduğunda sürü sahipleri gördükleri manzara karşısında donar kalır ve içleri kurda karşı kinle, öfkeyle dolar…
Bu durumda köylü, kurttan öcünü almak ister…
Atlarına binerler, köpeklerini, iplerini alırlar, kurt avına çıkarlar…
Kurtları intikam için diri yakalamaktır en büyük amaçları…
Usulünü de bilirler ve sonuçta kurtları diri diri yakalarlar…
Kin bağladıkları, öç almak istedikleri kurda bir fiske bile vurmazlar…
Kurdu hiç incitmezler…
Yalnız sağlam bir telle ya da kirişle kurdun boğazına bir çıngırak takarlar ve kurdu okşayarak, sırtını sıvazlayarak ve sevecenlikle öperek salıverirler…
Boğazı çıngıraklı kurt sevinerek, koşarak ayrılır köylülerden…
Ancak çıngıraklı kurt hiçbir canlıya yaklaşamaz çünkü çıngırak sesini duyan her hayvan önceden kaçar, kurt ise boğazında çıngırak, bozkırlar boyunca, dağlar boyunca boşu boşuna koşar durur…
Sonunda kurt dağlarda açlıktan önce yavaş yavaş zayıflar, sonra zayıflıktan güçsüz düşer ve sonunda bağıra, bağıra, bağıra ölür…
Bu, insan aklına gelen işkencelerin, zulümlerin en korkunçlarından birisidir…
Kurt ancak aç kalınca anlar boynuna çıngırak geçirilirken kendisini okşayanların, sırtını sıvazlayanların ve kendisini sevencenlikle öpenlerin niyetini…
Ancak çoktan iş işten geçmiştir…
Yaşar Kemal, zilli kurt