2100 sene sonra Mete'yi,
1500 sene sonra Atilla'yı,
1150 sene sonra Bilge Kağan'ı,
1000 sene sonra Alparslan'ı asla unutmadı..!
* Bastırdığı kağıt paranın üzerine Bozkurt koydu...
* Yakın arkadaşlarına, Bozok, Bozkurt gibi soy isimler koydu...
* Manevi kızına Ülkü adını verdi...
* Yusuf Akçura Bey'i İstanbul'u teslim almaya yolladı...
* Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu'nu kurdu...
* Asırlar sonra Türk adını vererek Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu...
* İbrahim Çallı'ya "Ergenekondan Çıkış" tablosunu yaptırdı...
*Türk Tarih Tezi'ni hazırlattı...
* Anadolu da kazı çalışmaları yaptırıp, Türklüğün izlerini buldurdu...
* Petrol Ofisine Göktürk simgesi Bozkurt logosunu koydu...
* Bozkurt isminde sigara çıkarttı...
* Her konuşmasında Türklük vurgusu yaptı...
* Anadolu'nun 7 bin yıldır Türk Beşiği olduğunu hep vurguladı...
* Türklüğün ebedî olduğunu haykırdı...
* Türk devrimlerini Osmanlının son döneminde unutulan Türklük özüne dönerek yaptı...
* Türk'ü Türk yönetmelidir dedi...
* Türk kültürünü yaşamın her alanında hakim kılmak için çalışmalar yaptı...
* Anadolu'da, unutulmuş, sinmiş, hor görülmüş Türklüğü şahlandırdı...
*"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur..." diyerek unutulmuş Türklüğü hatırlattı...
* Bir Türk Dünyaya bedeldir dedi...
Atatürk ve Silah arkadaşlarını Saygı,Minnet ve Rahmetle anıyorum...
DAILY REMINDER
In Cyprus, exercising its rights under the 1974 Treaty of Guarantee, Turkiye stopped the Greek junta coup, blocked Enosis, and saved Turkish Cypriots from EOKA terror. Turkiye remains the guarantor of peace for 52 years.
"My horse's hooves did not touch the ground from the gate to the citadel because of the bodies."
September 23, 1821 — Greek forces captured Tripolitsa, the Ottoman center of the Peloponnese.
What followed was days of mass killing.
Muslim and Jewish communities sheltering behind the walls were devastated.
1821'deki Yunan isyanında Mora’da büyük bir Türk soykırımı yapılıp, onbinlerce Türk, kadın ve çocuk ayırt edilmeden acımasızca katledildi. Mora'da soykırıma uğrayan Mora Türkleri'ni rahmetle anıyorum.
Bu katliamlar 1821'den 1974'e kadar farklı coğrafyalarda devam etmiştir. Yunanistan’ın tarih boyunca katlettiği Türkler ve akraba topluluklar için ülkemizin en fazla ziyaret edilen yerlerine (Sultanahmet, Ankara, Antalya, İzmir, Konya...) vakit kaybetmeden Yunan katliam ve mezalim anıtları dikmeliyiz. Mora Türkleri Katliamı, Teselya Türkleri Katliamı, Adalar Denizi (Ege) Türkleri Katliamı, Girit Türkleri Katliamı, Balkan Savaşları Katliamı, Batı Trakya Türkleri Katliamı, Trakya İşgali Katliamı, Anadolu İşgali Katliamı anıtlarının önemli sanatkârlarımıza yaptırılıp, bir an önce dikilmesi katledilen onbinlerce masum Müslüman'ın anısını yaşatacaktır.
https://t.co/cWJn1R15uL
THE FORGOTTEN GENOCIDE: HOW THE "GREEK REVOLUTION" ERASED AN ENTIRE PEOPLE
The slogan was explicit: "Not a single Turk must remain in the Morea." Genocide...
23 September 1821, Tripolitsa. The date is remembered in Greece as part of a "liberation". The surviving records tell a far darker story.
Historian S.R. Sonyel, drawing on British archives, records that around 50,000 Turkish lived in the Peloponnese in March 1821. By the time Greeks celebrated Easter a month later, the Turkish population had been almost entirely wiped out.
The slogan was explicit: "Not a single Turk must remain in the Morea."
This was not confined to Tripolitsa.
Historian Stanford Shaw highlights that the massacres were not limited to Tripolitsa.
From Kalavryta and Patras to Navarino, Corinth, Athens and Kalamata, Muslim communities were attacked, expelled or massacred.
Villages were burned, refugees were intercepted on the roads, and those who surrendered after being promised safety were often killed anyway.
British historian William St Clair records that more than 20,000 Turkish men, women and children were deliberately killed within weeks.
Families living on isolated farms were slaughtered and their homes burned over their bodies. In some towns, starving Muslims surrendered after receiving promises of protection.
The men were killed, while women and children were enslaved and later killed.
Then came Tripolitsa.
After the city fell, a three-day massacre followed. St Clair records that more than 10,000 Turks were killed between Friday and Sunday.
Prisoners were tortured, mutilated and burned. Pregnant women were murdered. Children and the elderly were not spared. The Jewish community was also systematically attacked. Contemporary European observers witnessed the carnage.
The scale of the slaughter shocked even some European philhellenes who had come to support the "Greek cause". German doctor Wilhelm Boldemann, horrified by what he witnessed, is reported in contemporary accounts to have taken his own life by poisoning himself.
The destruction went beyond human lives.
Turkish property was seized, charitable foundations were plundered, mosques were desecrated and destroyed, cemeteries were violated, and the physical traces of a centuries-old Muslim presence were systematically erased.
Sonyel argues that the massacres bore the essential characteristics of genocide: intent, systematic extermination, the destruction of entire communities and the obliteration of their cultural presence.
Other scholarship has likewise described aspects of the destruction of the Morean Turks as genocide.
And the evidence did not come only from Turkish sources. St Clair's account describes the Turks of Greece as disappearing "suddenly and finally" in the spring of 1821, while European observers later found it difficult to believe that large Turkish communities had once lived throughout the Peloponnese.
This is the part of the "Greek Revolution" that the heroic liberation narrative leaves out.
A people who had lived across the Peloponnese for generations was destroyed, its property confiscated and its cultural traces erased.
23 September should be remembered as the day Tripolitsa became a symbol of the destruction of an entire community.
You morons killed innocent people—Turks, Jews, and Arvanites—who had no weapons, had not attacked you, and had not rebelled, just to seize their property.
And this is what you call a victory?
Congratulations. 🤦🏻♀️
Muharrem İnce'yi geçmişte en çok destekleyenlerden biriyim. Kırgınım da üzgünüm de. Fakat gerçekleri de söylemem gerek.
-Adam CHP'nin ne mal olduğunu 16 sene önce gördü mü? Gördü.
-Parti içinde 10 sene mücadele etti mi? Etti.
-3 defa genel başkan adayı oldu mu? Oldu.
-Ülkenin nereye götürüleceğini, TBMM tablosunun nasıl olacağını ve bize bir Bölücü Anayasa dayatacaklarını yıllar önce gördü mü? Gördü.
-6'lı masaya , CHP'nin milletvekili listelerine, AKP-MHP'ye, RTE'a ve Kılıçdaroğlu'na mecbur kalmayın diye, yokluklar içinde parti kurdu mu? Kurdu.
-3 yıl boyunca bütün ülkeyi gezip, maddi-manevi varını yoğunu ortaya koydu mu? Koydu.
-Size 6'lı masayı desteklerseniz ve CHP listelerine oy verirseniz, ne olacağını söyledi mi? Söyledi.
-Memleket Partisini desteklediniz mi? Hayır.
-Linç ettiniz mi? Evet
-Ağzınıza geleni söylediniz mi? Evet
-Yalan haberleri bile bile paylaştınız mı?
Evet.
-Sahte porno yayınladılar, ona bile güldünüz mü? Evet.
-Oy verdiniz mi? Hayır.
Eee? Şimdi bu adam "ne haliniz varsa görün" deyip, evinde torunuyla vakit geçirmesin mi?
İstediğiniz oldu, aktif siyaset yapmıyor.
Ne Federasyoncu Kılıçdaroğlu'nu destekliyor, ne de diğer Federasyoncu Özgür Özel'i.
Tweet atıyor.
Size 2023'de akıl veren ve %60'la kazanacağız diyen, binlerce emekli asker, polis, akademisyen, yazar, gazeteci ve sanatçılar gibi !!
Hakkıdır...
Kimin yazdığını bilmiyorum.
-------------
"Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu; nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?
Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?
Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?
Artık öyle iğrenç bir hale geldi ki; KEMAL yazanlar (islamcı zekası bu kadar), Kurtuluş Savaşı’na ‘tiyatro’ diyecek kadar gözü dönüp, gerçek tiyatrolarda tankın namlusunu kıçına sokarak durdurduğunu iddia edenler, “put” diye heykellerine saldıranlar ve en kötüsü; yazılı, belgeli tarihin yalan olduğunu iddia eden cahiller. Belki cahil diyerek onları aklıyorum, aslında düpedüz hain demek lazım..
Yarattıkları alternatiflere bakıyorsun; Abdülhamid, Vahdettin bu ülke tarihinin yüz karaları. Saraydan çıkamayan, halkı birbirine kırdırmış bir şizofren ve “bana dokunmayın da, ülkeye ne yaparsanız yapın” diyen bir korkak. Gene bakıyorsun, dünya tarihine geçmiş savaşların, destanların var ama senin seçilmişin onları silip, senden aldığı vergiyle beslediği ekranında yalan tarih kahramanları yaratıyor. Taptığı kabile reisini bile, o adamın yönetim sistemiyle başa getiren soysuz da o yalan tarihi alkışlıyor.
“Atatürk sana ne yaptı?” diye soruyorsun;
“Dinimi yaşayamadım” diyor. “Ulan soysuz, Yunan’ı, İngiliz’i memleketi işgal etse mi yaşayacaktın dinini?” diye soruyorsun. “Daha hayırlı olurdu” diyor. (üstadları fesli soytarı)
Kadına bakıyorsun, “bak sana seçme, seçilme hakkı verdi, kimse de yokken sende vardı” diyorsun, “sen mal gibi alınıp, satılma diye kanunlar yaptı” diyorsun, “Ben çarşafla özgürüm” diyor, kocasından dayak yiyor, öldürülüyor, on iki yaşında tecavüze uğruyor! O hırsla çocuğunu da kendi gibi yetiştiriyor.
“Bir gecede cahil kaldık” diyor. “Bak o savunduğun Osmanlı’da sen ırgattın, senin dedenin dedesi okuma yazma bilmezdi. Osmanlı’da okur yazar bu kadar, Cumhuriyet dönemi bu kadar” diyorsun; “o iş öyle deeel” diyor.
Örnekler uzar gider ama aslında gerçek ne biliyor musun?
Atatürk’ü sevmiyor!
Sevmiyor çünkü halk olmayı sevmiyor, ümmet olsun biri onu gütsün istiyor.
Sevmiyor çünkü derdi vatan, millet, birlik falan değil. Kendisi gibi olmayan ölsün istiyor.
Sevmiyor çünkü “Allah, kitap” deyip hırsızlık yapsın, kimse hesap sormasın istiyor.
Sevmiyor çünkü medeni kanun, hukuk falan işine gelmiyor. İstediğine tecavüz etsin, sıkıldığı kadını sorgusuz sualsiz kapının önüne koyabilsin istiyor.
Sevmiyor çünkü yaşadığı yerin içine sıçıp, içine sıçamadığı bir cennetin hayaliyle yaşıyor.
Sevmiyor çünkü sanat, doğa, bilim falan işine gelmiyor. O istiyor ki beyni hiç çalışmasın, osurana gülsün, küfredeni sevsin, ağaç keseni baş tacı etsin.
Sevmiyor çünkü onun yaşayamadığı hayatı o Atatürkçüler yaşıyor, onun giyemediği kıyafetleri Atatürkçüler giyiyor, onun anlamadığı insanca sohbetleri Atatürkçüler yapıyor. Hayalini kurduğu hayatı Atatürkçüler yaşıyor.
Eline ilk para geçtiğinde de, o Atatürkçülerin yaşadığı yere taşınıyor, çocuğunu onların okuluna yolluyor.
İçten içe biliyor kendisi gibi olanların sapkınlığını, içten içe biliyor insanca yaşamın Ata’mın yolundan geçtiğini. İtiraf edemiyor sadece. Biliyor kendisi gibi olanların insanlıkla alakası olmadığını. Korkuyor yutarlar onu diye.
Gene de; ilk kıçı sıkıştığında “iki ayyaş” dediğinin gölgesine sığınıyor, afişlerini asıyor partisinin binasına yıllar sonra.
Bizler? Biz hiç kandırılmadık. Biz hiç o kadar salak olmadık. Biz hiç o kadar güzel salak ayağına yatmadık. Neysek oyuz.
Özlemle, saygıyla, sevgiyle, belki biraz buruklukla.
Ne “ona dokunmak ibadettir” dedik, ne de peygamber ilan ettik. Biz onu bizim gibi olduğu için, bir baba gibi sevdik. Ömrünü kendi evlatlarının cebini doldurmak için değil, milletine adadığı için sevdik.
En nihayetinde; yaşımız kaç olursa olsun “Ey Türk Gençliği!” nin gençleriyiz. Son nefese kadar."
Alıntıdır
Lozan'da Lord Curzon bir ara İsmet Paşa'yı uyardı:
"Siz Yunanistan'ı yendiniz, İngiltere'yi değil. Bunu unutmayın!"
İsmet Paşa;
"Hayır!" dedi..
“Yalnız Yunanı yenmedik, güneyde müttefikiniz Fransızları yendik, onun silahlandırdığı Ermenileri yendik, müttefikiniz İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırdık, sizin silahlandırdığınız Doğu Ermenilerini ve Pontus çetelerini yendik, sizin İstanbul yönetimiyle birlikte azdırdığınız isyancıları yendik, silah ve para ile desteklediğiniz Kuva-yı İnzibatiye'yi yendik, en son olarak da maşanız Yunan ordusunu yenip denize döktük, Mondros'u yendik, Sevr'i yendik, Üçlü Anlaşmanızı yendik... Bunların hepsinin arkasında siz vardınız, hepsinin ipleri, dümeni, düğmesi sizin elinizdeydi.
Biz asıl sizi yendik!
Hırçınlığınızın, telaşınızın, durmaksızın entrika çevirmenizin nedeni bu! Bunu örtbas etmeye, kaybınızı gidermeye çalışıyorsunuz.
Biz sizi burada da yeneceğiz!..."
Büyük Atatürk’e, İsmet İnönü’ye, Anadolu Türk’ünün idam fermanı Sevr’i yırtıp atan Kuvayı Milliye kahramanlarımıza ve yüce milletimize minnet, aziz şehit ve gazilerimize tazimle…
Avrupa ADD Birliği
4 kardeşi difteri ve kuş palazından öldü.
Askeri lisede öğrenciyken sıtma oldu. Hayatı boyunca sıtmanın etkileri devam etti.
Hasta hasta zindana atıldı.
Trablus'da gözünden, Çanakkale'de göğsünden yaralandı.
Bu fotoğrafın çekildiği anda üç kaburgası kırık, böbrek sancısı çekiyor.
1 sene sonra da kalp krizi geçirecek.
Tarihte mucize yoktur.
Mucize denilen şey, halk sevgisi, zeka ve inattır.
Zekasına, inadına ve sevgisine müteşekkiriz.