Osman Nuri Topbaş Efendi’nin vekili Abdullah Sert hocamız ve ailesi kaza geçirmiş. Değerli eşi Zehra Hocahanım vefat etmiş.
Merhumeye Allah’tan (cc) rahmet diliyorum. Mekânı cennet, makamı âlî olur inşallah.
Hüdayi Camiası, umutlarımızı diri, kalplerimizi dipdiri tutan, Balkan, Kafkas ve Türk dünyasında ve tabii Afrika’da ateizmin tarumar ettiği yaralı gönülleri fetheden kalpleri hakikate açma leziz yolculuğunun öncülüğünü yapıyor…
Sessiz ve sedasız…
Şov yapmadan…
Şovdan özene bezene kaçınarak…
Tam da tasavvufun sadeliğini ve latifliklerini kuşanarak…
Hüdayi Camiası’ndaki kardeşlerimizin başları sağolsun.
Dünyaca ünlü Filistin kökenli Amerikalı modeller Bella ve Gigi Hadid'in babası Muhammed Hadid:
"Artık ateşkes filan istemiyoruz. Terörist İsrail devletinin yok edilmesini talep ediyoruz. Böyle bir şiddeti üreten bir devletin var olmaması gerekir."
ABD 🇺🇸: Bize hava üslerinizi verin
İspanya 🇪🇸: Vermeyeceğiz🔥
ABD 🇺🇸: Ticaret anlaşmasını askıya alacağız
İspanya 🇪🇸: Askıya alın🔥
ABD 🇺🇸: İspanya'dan 3000 ABD askerini çıkaracağız
İspanya 🇪🇸: Çıkarın🔥
ABD 🇺🇸: İspanya'yı NATO'dan sileceğiz
İspanya 🇪🇸: Ne istersen yap🔥
İspanyol PM Pedro Sánchez ile tanışın🔥
Tarih seni bir “kahraman” olacak yazacak, cesur adam! 🔥
Oyuncu İsmail Hacıoğlu:
Neden sürekli "Filistin mesajı" paylaşıyorsun diyen dostlarım, beni takipten çıkabilirsiniz...
Kafamı yastığa rahat koyamıyorum.
Kuzenim, dayımın kızı;
Mukadder Tanok Kırbaş
Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
İman sahibi bir mümineydi.
Kendini bildiğinden bu yana tesettürü ve namazı ile hak yolunda oldu.
28 Şubat mağdurlarındandı.
Mavi Marmara Gemisin de esir alınanlar arasındaydı. Orada çok kötü muamele görmüşlerdi.
3 yıldır ağır bir hastalık içindeydi, bir kez of demedi.
Kendini kaybetmeden önce son anına kadar gözleriyle namazını kılıyordu.
Hastalığının farkındaydı, o haliyle son bir hatim indirdi.
Mekanı cennet olsun, Rabbim rahmet eylesin.
Ruhuna Fatiha🤲🏻🤲🏻🤲🏻
Başta Filistin’de, bilhassa Gazze’de, gönül coğrafyamızın her köşesinde, Türkiye’nin sözü umutla takip ediliyor. Çünkü Türkiye’nin sözü, mazlumun yüreğinde bir güven, mahzun coğrafyalarda bir dua, insanlığın vicdanında bir çağrı olarak karşılık buluyor. İşte bu yüzden bizim duruşumuz da sözümüz de hassasiyetimiz de çok kıymetlidir.
Filistin’e olan hassasiyetimizden rahatsızlık duyanlar çıkacaktır. Kudüs’e olan bağımızdan rahatsızlık duyanlar elbette çıkacaktır. Gazze’de insanlığın gözleri önünde yaşanan soykırıma karşı sesimizi yükseltmemizden rahatsız olanlar da çıkacaktır ama biz, bu duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğiz.
Kudüs’ün özgürlük davasını kalbimizde taşıyacağız. Filistin’in acısını vicdanımızda hissedeceğiz. Gazze’nin feryadına kulak vereceğiz. Mazlumun yanında durmayı, adil bir dünya düzeni için mücadele etmeyi, insan olmanın en temel sorumluluğu olarak göreceğiz.
Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın her platformda Filistin’in hakkını, Gazze’nin mazlumlarını, Kudüs’ün izzetini savunan liderlik duruşu bizlere de istikamet verecektir. Biz de aynı inançla, aynı kararlılıkla, aynı vicdanla bu hassasiyeti taşıyacağız ve bu hassasiyetimizi kimseye sorgulatmayacağız.
🗣️ İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi kendisini hedef alan İsrailli Bakan Katz'a cevap verdi:
- Filistin'e olan hassasiyetimizden rahatsızlık duyanlar çıkacaktır. Biz duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğiz.
- Kudüs'ün özgürlük davasını kalbimizde taşıyacak, mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz.
📢 ÇOK ÖNEMLİ LÜTFEN SONUNA
KADAR DİNLEYİP (2 Dakika) BU SESİ
İLGİLİ MAKAMLARA ULAŞTIRALIM ⚠️
İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi Beye
Çağrımızdır.
Kurân Düşmanı, Sapkın,
Mohsen Namjoo 'nun 13 Haziran
Cumartesi Günü Ankara'da Yapacağı
Konseri İptal Edin...
Depresyon durduk yere gökten düşmez. Bazen de kişinin kendi ihtiyaçlarını, düşüncelerini, hele de öfkesini bastırmasının bedelidir. Niçin? Bir ilişkiyi ayakta tutmak için. İnsan, bağını korumak için sesini kısar. Kısılan ses zamanla koca bir benlik kaybına dönüşür. Dışarıya uyumlu, kibar, fedakâr bir yüz gösterirken içeride bambaşka biri birikir. Kırgın, görünmez, hiç konuşamamış bir gerçek benlik. Hiç itiraz edememiş. Kendi hikayesini anlatamamış. Yani dışarıdan gördüğümüz o sakinlik çoğu zaman sağlığın değil, sorunun ta kendisidir. Üstelik bu hep kişisel bir tercih de değildir. Çoğu zaman “iyi insan, özverili insan, herkesi memnun eden insan” olmamız beklenir ve sessizlik bize bu rolün sessizce ödettiği faturadır.
Bu sessizlik bir kader değil. Çoğu zaman bir kişilik özelliği bile değil, sadece hayatta kalmak için bulunmuş bir yol. Küçükken sevgiyi kaybetmemek, incinmemek için gerçek duygularımızı bastırmayı öğreniriz; uysal bir cephe kurarız. Sorun şu ki o cephe bir süre sonra bizim kendimiz sanılır ve canlılığımız, kendiliğindenliğimiz de o maskenin ardında kalır. İyileşmek susturulmuş o sesi yeniden konuşabilir kılmaktır. Çünkü sessizlik aslında insanı korumaz, sadece onu yalnızlaştırır. Asıl mesele, kişinin kendi hayatının yazarlığını geri kazanması, başkalarının onun üstüne yazdığı, onu tanımlayan o baskın hikâyenin yerine yavaş yavaş kendi sesini, kendi hikâyesini koyabilmesidir.
Suskunluğun yükü ağırdır. Herkes, olabildiğince kendi sesini bulmalı ve hayata cevap vermeli.
ZİLHİCCE NAMAZI VE FAZÎLETİ
Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o kadar sevâb alır.”
Ayrıca başka bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince, siz tâat ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp, her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer kere İhlâs-ı şerîf ve birer kere de Felak ve Nâs sûrelerini okusa ve namâzı bitirince, ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-’izzeti ve’l-ceberût. Sübhâne zi’l-kâ‘ideti ve’lmelekût. Sübhâne’l-hayyü’llezî lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Sübhâna’llâhi rabbi’l-’ibâdi ve’l-bilâdi ve’l-hamdü li’llâhi kesîran tayyîben mübâraken ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber kebîran. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin” dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese, Beytullâh’ı haccetmiş, Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd etmiş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye, o kimsenin, dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce’nin ilk on gecesinin her gecesinde bu namâzı kılsa, bu duâyı okusa ve diledigi gibi duâ etse, Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevsü’l a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber verildiği üzere duâ etse, Allâhü Te‘âlâ’ya yalvarsa; Allâhü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o kulumu bağışladım. Beytullâh’ı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlâ’nın o mü’min kulunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurduğu ecir ve sevâblardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.”
(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, s.320)