@ogretmensitemiz Çocuğun tuvalete gitmesini engelliyenin Allah bin belasını versin. Yavrum o çocuk bir ömür bu durumu unutamaz. Gözetmen eşliğinde gitmeli yoksa sonuç böyle olur.
Ankara Sincan Anadolu Lisesi Okul Müdürü Ali Osman Köse, zehir zemberek bir açıklamayla görevinden istifa ettiğini duyurdu.
Köse, okula müdür yardımcısı olarak atanan kişilerin, bir sendika temsilcisinin referansıyla görevlendirildiğini iddia etti.
“İki tane münhal müdür yardımcısı pozisyonumuz vardı, yani açıktı. Oraya gerçekten çok değerli, çok kıymetli, çok liyakatli, işini çok iyi yapan, buraya değer katacak insanları önerdik. Çünkü proje okulu olmanın mantığı zaten böyle bir imkân veriyor.
Ama beni burada gerçekten hiçbir resmî sıfatı olmayan, sanki amirimmiş gibi arayıp ‘Sizin okula şunları uygun gördük.’ diyen bir sendika temsilcisi… O dönem buna çok şaşırdım. Biz ise lisanımünasiple, en kibar ve saygılı şekilde, ‘Biz iki arkadaş üzerinde anlaştık, naçizane onları önerdik.’ dedik.
Ama günün sonunda bir baktık ki gerçekten de ‘tırnak içinde’ uygun gördükleri insanlar buraya atanmış.
Hangi yapıya, hangi gruba, kime hizmet ediyorsunuz bilmiyorum ama vatana hizmet etmediğiniz kesin. Ben vatana hizmet ediyorum. Ben devlete, ben millete, ben bu bayrağa hizmet ediyorum. Bu can bu bedende oldukça da böyle olmaya devam edecek.
O yüzden, sizin sözünüz geçer akçe ve onay olduğu sürece burada okul müdürlüğü yapamam. Bu nedenle istifa ediyorum.
Baby Sees Twin Brother Clearly for the First Time After Getting Glasses
My daughter has been struggling with her vision since birth. The moment the doctor placed those tiny glasses on her she locked eyes with her twin brother across the room. She reached out touched his face and started giggling like she finally understood they were the same. Twins recognizing each other. My heart completely exploded.
@ogretmensitemiz Azra Akın burda yetişmedi, aldığı eğitim onu Azra Akın yaptı. Bunu yazmak ülke adına üzücü ama yazık ki gerçek bu. Anlayacağınız öğretmeni Azra'nın ve arkadaşlarının kirletiği sınıfı onlara temizletince annesi öğretmenini şikâyete gelmedi.
AZRA AKIN'DAN ANLAMLI DAVRANIŞ
Azra Akın, aldığı özel izinle Bakırköy Kadın Cezaevi'nde anneleriyle birlikte kalan 40 çocuğu bir günlüğüne dışarı çıkararak İstanbul'u gezdirdi.
Akın, bu anlamlı etkinlikle ilgili şu ifadeleri kullandı:
"Bu güzel çocuklar içeride olmayı kendileri seçmedi. Bu çocuklar hepimizin. Onları düşünmemiz lazım. Sağlıklı büyümek her çocuğun hakkı."
💙 Helal olsun sana, Azra Akın.
Gençliğimde Şişhane'de "Sarı Madam" adında bir kahve vardı. İnsanlar oraya gelir, oyun oynardı. Aileler de gelir çay içer, simit yer, sohbet ederdi. Çok güzel bir Haliç manzarası vardı. Şişhane'den Hasköy'e dönen köşedeydi. Eskiden kahvenin anlamı, sadece oyun oynanan yer olmaktan çok uzaktı, tam anlamıyla sosyal bir ortamdı. Kaçamak sigara içmek için de çoğu zaman oraya giderdik..
Bir gün oranın müdavimlerinden Şapat diye bir bey geldi. Biz de yandaki masada arkadaşlarla oturmuş, çay içiyorduk. Adamın orta halli bir görüntüsü vardı ama sıkıntılı olduğu her halinden belliydi. Arkadaşları da bu durumu fark etmiş olacak ki, içlerinden biri.
"Hayrola Şapat, bir derdin mi var." dedi.
"Sormayın..."
İlk bulduğu boş sandalyeye çökercesine oturdu.
"Anlat be Şapat."
Adam anlatmaya başladı. Yanımızdaki masada oturduğu için anlattıklarını bir bir duyuyorduk.
"Benim dört tane dairem vardı. Bankada param vardı. Karımdan kalan ufak tefek birkaç mücevher de vardı. İki kızımı ve damatlarımı çağırdım ve 'Bunları size taksim edeyim, sonra birinizin evinde kalırım, yalnız yaşamak istemiyorum,' dedim. Yaptım da. Her şeyimi onlara verdim. İki kızımda birer yıl kalacaktım, böyle konuşmuştuk. Baştan her şey yolunda gitti. Sonra bu anlaşma aylara, haftalara, şimdi de günlere indi. İkisi de kendi düzenleri bozulduğu için beni evinde istemiyor. Anlayacağınız, beni kapının önüne koyacaklar."
İshak Efendi diye bir adam, "Bu mudur senin bütün derdin" dedi ; "Sen merak etme, yarın sabah burada buluşalım, senin derdini çözeceğim."
Biz olanları sonradan kahvenin sahibine sorarak öğrendik. Zavallı amcanın sonunu çok merak etmiştik. Bu iki amca, ertesi gün buluşmuş, İshak Efendi cebinden bir anahtar çıkarmış ve Şapat'a vermiş. Bu bir banka kasası anahtarıymış ve üstünde "OB" harfleriyle bir de numara varmış. "OB", Osmanlı Bankası'nın kısaltmasıydı. Bankanın itibarı da çok büyüktü.
"Bak, bu anahtarı hangi kızının evinde daha çok kalmak istiyorsan o evde kaybetmiş gibi yapacaksın. Dikkat et de nereye attığını unutma. Sonra 'anahtarım kayboldu' diye ortalığı ayağa kaldıracak, sonra da bulacaksın. Kızın sana 'Bu ne anahtarı.' diye sorduğunda, 'Ne anahtarı olacak, kasa anahtarı. Sen bütün varlığımı size verdiğimi mi zannediyorsun Paralarım, tahvillerim, banka kasasında duruyor. Kimin evinde ölürsem, anahtar ve kalan servetim onun olacak. Kafamdaki plan bu' diyeceksin."
Şapat Bey, İshak Efendi'nin bütün dediklerini yapmış ve sonradan takip ettiğimize göre de küçük kızının evinde krallar gibi yaşayıp ölmüş. Öldükten sonra kızı ve damadı anahtarı alıp bankaya gitmiş. Banka da onlara.
"Ne böyle bir kasa numaramız var, ne de böyle bir anahtarımız," demiş.
Şapat Bey bir de yazı bırakmış ardından.
"Sizi ancak böyle adam edebilirdim.!"
Sonsöz İbranice bir söz ..
“Yeş mamod, yeş kavod" yani
"Paran varsa, İtibarın da vardır."
Okuma için teşekkürler.
Alıntıdır......
76 yaşında Richard Gere'in söylediği, yalnızca yaşlanmaktan korkanların değil, herkesin duyması gereken sözler…
Yaşlılık sadece kırışıklık değildir.
Sadece beyaz saç da değildir.
Kimlikte yazan bir sayı hiç değildir.
Asıl yaşlılık, hayatın peşinden durmadan koşmak yerine onu yaşamayı öğrendiğiniz andır.
Evet, beden değişir.
Yüz, gençlikteki gibi kalmaz.
Hareketler yavaşlar.
Ayna ise gerçeği her zamankinden daha açık gösterir.
Ama zamanın elinden alamadığı bir şey vardır:
Kalp.
Çünkü kalp, beden gibi yaşlanmaz.
İlk sevgiyi, ilk hayali, ilk acıyı, ilk kaybı ve dünyayı kucaklamak istediğiniz o ilk sevinci hep hatırlar.
Ruhun yaşı yoktur.
Yıllar geçtikçe belki de en önemli gerçeği anlarız:
Her yaş, yaşanması gereken doğru yaştır.
• 20'li yaşlar cesaret verir.
• 30'lu yaşlar inşa etme gücü kazandırır.
• 40'lı yaşlar insanı kendisiyle dürüst olmaya götürür.
• 50'li yaşlar derinlik kazandırır.
• 60'lı yaşlar bilgelik getirir.
• 70'li yaşlar ise artık kimseye bir şey ispat etme ihtiyacı duymayan huzuru sunar.
Her yaşın kendine özgü bir armağanı vardır.
Yaş almak bir yenilgi değil, bir ayrıcalıktır.
Çünkü herkes saçlarının beyazladığını göremez.
Herkes çocuklarının büyüdüğüne tanıklık edemez.
Herkes yeni bir baharı karşılayamaz.
Herkes sabah uyanıp, "Ben hâlâ buradayım." diyemez.
Çoğu zaman zamana karşı savaşırız.
Kırışıklıkları gizleriz.
Yaşımızdan utanırız.
Eski fotoğraflarla kendimizi kıyaslarız.
Oysa gerçek zafer, dışarıdan genç görünmek değil; içten yaşlanmamaktır.
Merakını koruyabilmek…
Nezaketini kaybetmemek…
Hayata hâlâ şaşırabilmek…
İçtenlikle gülebilmek…
Korkmadan sevebilmek…
Küçük şeylere şükredebilmek…
Sessiz günlerde bile güzelliği görebilmek…
Çünkü genç görünmenin değil, son güne kadar canlı bir ruha sahip olmanın sırrı önemlidir.
O zaman geçen her yıl bir kayıp olmaktan çıkar, bir armağana dönüşür.
Yaş almaktan korkmayın. Asıl korkulması gereken, hayatı gerçekten yaşamadan ömrü tüketmektir. Çünkü yaşlanmak solup gitmek değil, bazen insanın içten içe parlamaya başlamasıdır.
Alıntı
𝗬ı𝗹𝗹𝗮𝗿 𝗼̈𝗻𝗰𝗲 𝗯𝗶𝗿 𝘀̧𝗲𝗵𝗶𝘁 𝗰𝗲𝗻𝗮𝘇𝗲𝘀𝗶𝗻𝗱𝗲 𝗯𝗶𝗿 𝗕𝗶𝗻𝗯𝗮𝘀̧ı𝘆ı 𝗱𝘂𝘆𝗴𝘂𝗹𝗮𝗻𝗱ı𝗿𝗮𝗻 𝗱𝗶𝘆𝗮𝗹𝗼𝗴.😥
Bazen birşey okurken boğazınız düğümlenir konuşamazsınız, hani iki damla yaş gelir ya gözlerinizden,İŞTE ÖYLE BİR HİKAYE.😢
Alıntı
Aziz Nesin'den Sürekli Gürültü Çıkaran Üst Komşusuna Mizah Dolu Bir Mektup
Sevgili Kazım Bey'ciğim,
Hiç grev yapmadan, Pazar günleri bile çalışan, apartmanın ikinci katındaki fabrikanızdan dolayı sizi candan kutlarım. Büyük bir icat üzerinde çalıştığınızı tahmin ettiğimden, bu saate kadar kıyıp da fabrikanızın çalışmasını engellemek istemedim.
Ama böyle giderse, her zaman faal olan fabrikanızın altında çalışıp para kazanamayacağımdan, bizim aileyi de geçindirmek size düşecek. Çok uzun zamandan beri fabrikanız çalıştığına göre, bir büyük gemiyi parça parça yapmakta olduğunuzu tahmin ediyorum. Herhalde parçaları birleştirip gemiyi yapınca hepimizi şaşırtacaksınız. Artık bugün akşam olmak üzere. Acaba fabrikanızı bir iki saat paydos edip, biraz da benim çalışmama müsaade eder misiniz?
Bu iyiliği bir yazardan esirgemeyeceğinizi düşünerek, size hürmet olarak imzalı bir kitabımı gönderiyorum. En iyi komşuluk duygularımla...