107 yıl önce 19 Mayıs 1919’da Samsun’da yakılan bağımsızlık meşalesi, yalnızca bir kurtuluş hareketinin başlangıcı değil, Türk milletinin emperyalizme, işgale ve mandacılığa karşı ayağa kalkışının ilanı oldu. Mustafa Kemal Atatürk, Bandırma Vapuru’yla Karadeniz’e açıldığında Anadolu işgal altındaydı. Ancak en büyük tehdit yalnızca düşman işgali değil, Türk milletine “kendi başına yaşayamaz” düşüncesinin dayatılmasıydı. O gün “Ya istiklal ya ölüm” diyerek bu dayatma reddedildi.
19 Mayıs’ın ruhu, milletin kendi kaderini kendi tayin etme iradesidir. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde manda ve himayenin reddedilmesi, bağımsız Cumhuriyet’in temel taşı olmuştur. Kurtuluş Savaşı yalnızca Anadolu’nun işgalden kurtuluşu değil, Sevr’e ve emperyalist parçalama planlarına karşı verilmiş büyük bir başkaldırıdır.
16 Mayıs’ta İstanbul’dan başlayan yolculuk, 1 Eylül 1922’de “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir” emriyle zafere ulaşmıştır. Kurtuluş; bir avuç yüksek ruhlu, vatan ve bayrak sevgisiyle donanmış fedainin inancı ve cesaretiyle başarılmıştır. Bu topraklarda fedailer tükenmez, bağımsızlık iradesi asla yenilmez.
Bugün de tam bağımsızlık; ekonomiden savunmaya, eğitimden denizlere kadar her alanda kendi kararlarını verebilen Türkiye demektir. Mustafa Kemal’in Samsun’da yaktığı meşale hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.
Tekirdağ Çorlu İlçe Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli kahraman polis memurlarımız Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç, görevleri esnasında bir silahlı kavga olayına müdahale ederken şüpheli şahsın açtığı ateş sonucu şehit olmuşlardır.
Aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet; kederli ailelerine, yakınlarına ve kahraman Emniyet Teşkilatımıza başsağlığı ve sabır diliyorum.
Büyük Türk milletinin başı sağ olsun.
Onunla sohbet her zaman sınava hazır olmanızı gerektirirdi. Neyi ne kadar bilirsek bilelim, dönüp bakışlarında onay arardık. Çoğu zaman katılmadığım görüşleri olurdu ama emin olun o tartışma bile bambaşka ufuklar açardı.
İtiraf edemesek te, çoğumuz icin aynı zamanda "bir gün geçmek" icin konulan bir hedefti.
Ulaşamadım o hedefe.
Tıpkı İnalcık Hoca'da olduğu gibi, erişilmezlerin yanına göçtü İlber Hoca.
Çok üzgünüm.
Değerli Ortaylı Ailesinin, tarih camiasının, Kronik Ailesinin, Milletimizin başı sağ olsun.
Mekânın cennet olsun Hoca'm.💐
🔴30 AĞUSTOS 1922: ULUSAL EGEMENLİĞİN VE BAĞIMSIZLIĞIN KESİN ZAFERİ
📌30 Ağustos Zafer Bayramı, Türk milletinin bağımsızlık idealini gerçekleştirildiği, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşının oluşturulduğu bir zafer olarak tarihte yerini almıştır.
📌Bu zafer, yalnızca geçmiş bir anı olmamış; ulusal birlik, özgürlük ve bağımsızlık hedeflerinin her nesilde yeniden hayat bulması gereken bir miras olarak kabul edilmiştir.
📌Atatürk’ün ifadesiyle, “Türk milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı, varlığının yegâne koşulu saymış bir millettir. Bu millet esir yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”
📌Başta Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız uğruna savaşıp canlarını feda eden aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz. Her birinin ruhları şâd, mekanları cennet olsun. Bu vesileyle, 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
📌Yazının tamamının linki; 👇👇👇https://t.co/HBP2RQ7w3E
30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun.🇹🇷
“Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık fikrinin ölmez anıtıdır. Bu eseri meydana getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkomutanı olduğumdan, daima mutlu ve bahtiyarım.” (Başkomutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)
Vatanın adı; Türkiye,
Devletin adı; Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan tüm yurttaşların ortak kimliği de TÜRK MİLLETİ'dir.
Bu kimlik ölümsüzdür. "Türkiye Milleti" kavramı uydurmadır ve yok hükmündedir.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti,
Yaşasın Büyük Türk Milleti.
🔥Sözde açılımı #TürkMilleti’ne anlatmakta ve ikna etmekte zorlanan medya organları ve seçilmiş kişiler iyi örgütlenmeye çalışmışlar ama dökülüyorlar.
🔥Ayrıca, #PKK destekçisi grup ise ağız birliği etmişcesine aynı söylemleri ve örgüt ağzını mecburen kullanıyorlar.
🔥#DEM üyeleri de kendilerinin ellerine tutuşturulan sözüm ona felsefik ve saçma metinleri kâğıttan okurken bile zorlanıyorlar.
🔥#PKK silah yakmayı masum insanları öldürüp köyleri yakarak öğrenmiştir.
ADAM TBMM'DE TÜRKİYE'Yİ SOYKIRIMCILIKLA SUÇLUYOR!
Ve "MİLLET"VEKİLLERİNDEN DOĞRU DÜRÜST TEPKİ YOK!
Tam tersi bu iğrenç iftiraya tepki gösterenler kınanıyor.
ARTIK KESİNLİKLE EMİNİM
Bu meclis zerre-i miskal Türk milletini temsil etmemektedir.
UTANIYORUM!
Talat Paşa'dan rahatsız olanların Ermenistan'a diktiği, Talat Paşa'nın katili Soğoman Tehliryan heykeli.
Ayağının altındaki tasvir edilen kafa ise Talat Paşa'nın başı.
Sizin bize hümanizm konusunda verebileceğiniz zerrece ders, söyleyebileceğiniz tek bir söz yoktur.
Nedense bu konuda sıfır bilgiye sahip bu gibi kişiler meydanı boş buluyor ve hâlâ utanmadan belgeleriyle ortaya koyduğumuz Ermenilere soykırım yapılmadığı gerçeklerini gözardı ediyor. Zaten öldü denilenlerin de ölmediği bir gerçek ve en büyük ispatı kendisinin mecliste yer alması. Ermenilere soykırım yapılmadığı, bugün içimizde Müslüman ismiyle mevcut yüzbinlerce dönme bulunmasından anlaşılıyor. Buyur TV’de tartışalım. Nişanyan’ın durumuna düşersiniz. Artık sıktınız.
Bir emperyalist yalan "Ermeni kırımı" iftirası, 1921-1923'te, yaklaşık 100 yıl önce çöktü.
Şöyle ki:
👉1915'te I.Dünya Savaşı başlarında Rus Çarlığı himayesinde Türkleri arkadan vuran Ermeni çetelerinin saldırıları sonunda Ermeniler tehcir edildi.Tehcir sırasında yaşanan ölümleri "soykırım" diye adlandırmak yüzleşme değil ifitaradır.
👉Milli Mücadele sırasında İtilaf Devletleri İstanbul'u iki defa (1918 ve 1920) işgal edip Osmanlı'nın tüm kurumlarına el koydular.Devlet daireleri, tüm yazışmalar, arşivler İngilizlerin kontrolüne geçti.
👉İngilizler, İstanbul'u işgal edince 1915 Ermeni tehcirinde rol alan asker-sivil herkesi tutuklayıp Malta'ya sürdüler. Bu arada 16 Aralık 1918’de tehcir suçlularını yargılamak için bir Harp Divanı kuruldu.13 Şubat 1919’de Tevfik Paşa hükümeti,Danimarka, Hollanda, İsveç, İspanya hükümetlerine müracaat ederek tehcir komisyonuna üye göndermelerini istedi.Ancak bu isteği İngiltere reddetti.Çünkü İngiltere, tehcirin “kırım olmadığının” anlaşılmasını istemiyordu.Bu nedenle konunun tarafsız yargıçlarca incelenmesini göze alamadı.
👉İngilizler, Malta sürgünlerini, sözde Ermeni kırımı suçuyla yargılamak istediler. Ancak İngiliz Başsavcılığı,İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’nin hazırladığı suç dosyalarını dikkate almadı. Çünkü o dosyaların içi boştu. İngiliz Başsavcılığı, 8 Şubat 1921’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na bir yazı gönderdi. Malta’da bulunan 140 Türk sürgünden sadece 8’i hakkında iddianame hazırlanabileceğini söyledi. Onlar da I. Dünya Savaşı’nda İngiliz esirlere kötü davranmaktan yargılanabilirdi. İngilizler, İstanbul
'daki tüm arşivler ve tüm belgeler ellerinin altında olmasına karşın Malta sürgünlerini Ermeni kırımı suçuyla yargılamak için hiçbir delil bulamamışlardı. Bunun üzerine Amerika’ya başvurdular. Amerikan arşivlerinde belge bulmaya çalıştılar. Washington’daki İngiliz Büyükelçiliği, Londra’ya çektiği telgrafta şöyle diyordu: “Üzülerek arz edeyim ki Amerikan belgeleri içinde Malta’da bulunan Türkler aleyhinde delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur.”
👉Lord Curzon,10 Ağustos 1920’de İstanbul Yüksek Komiserliği’ne gönderdiği bir yazıda Malta sürgünlerinin yargılanamayacağını duyurdu. İngilizler, ortada hiçbir delil olmadığı için sürgünleri yargılayamadan serbest bırakmak zorunda kaldılar. (Şimşir, Malta Sürgünleri, 17-21)
Bilal Şimşir’in “Malta Sürgünleri” adlı kitabında dediği gibi “Ermeni katliamı” iddiası hukuki açıdan
Ağustos 1921’de çöktü. (Şimşir, s. 21)
👉Kurtuluş Savaşı sonrasında Lozan Konferansı'nın başlarında 26 Kasım 1922'de Lozan'da İsmet Paşa'ya başvuran bir Ermeni heyeti, dışarıdaki 700.000 Ermeni için Anadolu'da bir Ermeni Yurdu istedi. Ayrıca Lozan Konferansı'nda İngiltere de, tehcir edilen Ermeniler için Anadolu'da bir Ermeni yurdu istedi. Lozan'daki Türk heyeti bu isteği kabul etmedi. Eğer, iddia edildiği gibi Ermeniler (1.5 milyon Ermeni) soykırıma uğratıldıysa 1923'te Anadolu'ya 700.000 Ermeni nasıl ve nereden gelecekti?
👉İkincisi Lozan'da, 1. Dünya Savaşı ve sonrasındaki savaş suçları da masaya yatırıldı. Nitekim
Lozan Md.59'da “Yunanistan, savaş yasalarına aykırı olarak Anadolu'da Yunan Ordusunun ya da yönetiminin eylemlerinden doğan zararların onarımı yükümünü tanır" denilerek Yunanistan'ın savaş suçları tescillendi. Lozan'da 1915 Ermeni tehciri de gündeme geldi, ancak Lozan'da, 1915'te Türklerin Ermenilere kırım, katliam yaptığına ilişkin bir maddeye yer verilmedi. Neden mi? Çünkü, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve ABD, bu konuda Türkiye'yi suçlayacak bir kanıt, bir delil bulamamıştı. Üstelik İngiltere, 1918-1923 arasında Osmanlı başkenti İstanbul'u elinde tutmasına karşın Ermeni Kırımı iddiasını kanıtlayacak kanıt bulamamıştı. Eğer Lozan'a giderken İtilaf devletlerinin elinde en ufak bir kanıt olsa Türkiye'nin Ermeni Kırımı nedeniyle "savaş suçlusu" olduğu bir şekilde Lozan'a sokulurdu. Nitekim Lozan'da Yunanistan'a Kurtuluş Savaşındaki savaş suçları kabul ettirilmiştir.
Ayrıca bkz.👇
https://t.co/zV8JosHl94