@1aksehirli o zaman kadının beğenmesi daha zor? çünkü birinin ahlakını beğenmek birinin güzelliğini beğenmekten daha zor. düşünsenize 100 kızdan zaten 90 ını muhtemelen tercih edilesidir.
"İtaat" kavramı üzerine;
Hepimiz gündelik yaşamda aileden iş yerine, devletten toplumsal ilişkilere kadar sayısız kurumsal ve sosyal düzenin kurallarına büyük ölçüde uyuyoruz. Buna rağmen dikkat edin; "itaat" kelimesi yüksek sesle telaffuz edildiğinde çoğumuz rahatsız oluyoruz.
Modern bireyselleşme paradigması, "itaat" kavramının anlamsal bir kaymaya uğramasına neden oldu. Bugün bu kelime, çoğu kişinin zihninde tahakküm, edilgenlik ve irade kaybıyla özdeşleşmiş durumda. Bu yüzden itaatten söz etmek, yalnızca bir davranışı tarif etmek değil; aynı zamanda kişinin özerkliğini ve faillik duygusunu tehdit eden bir söylem gibi algılanıyor.
Oysa toplumsal düzenin sürdürülebilirliği, mikro ölçekte aileden makro ölçekte devlete kadar bütün kurumsal yapılarda belirli kurallara uyulmasına dayanır. Başka bir ifadeyle hepimiz, görünmez bir sosyal sözleşmenin parçasıyız. Günlük hayatımızda bu sözleşmeye fiilen uyarız; ancak onu "itaat" olarak adlandırmaktan kaçınırız.
İlginç olan da tam burada ortaya çıkıyor. Fiilî davranışlarımız ile söylemsel tepkilerimiz arasında belirgin bir bilişsel uyumsuzluk oluşuyor. İnsanlar çoğu zaman düzene uymayı değil, "itaat ediyorum" demeyi reddediyor. Çünkü rahatsızlık veren şey davranışın kendisi değil; kelimenin çağrıştırdığı semantik acziyet hissi.
Bunu yalnızca aile içinde değil, hayatın her alanında gözlemlemek mümkün. Birey devletin yasalarına büyük ölçüde riayet ettiği hâlde "devlete itaat ediyorum" demeyi tercih etmez; bunun yerine "kanunlara uyuyorum" veya "vatandaşlık görevimi yerine getiriyorum" der. Benzer şekilde bir çalışan, yöneticisinin talimatlarını yerine getirse bile bunu "müdürüme itaat ediyorum" şeklinde ifade etmek istemez; "profesyonellik", "kurumsal düzen" ya da "iş tanımım" gibi kavramlara başvurur. Davranış değişmez; değişen, onu meşrulaştırırken kullandığımız dildir.
Düşünsenize: Vergini veriyorsun, trafik kurallarına uyuyorsun, iş yerinde yöneticinin belirlediği sistemi takip ediyorsun ama biri çıkıp “Demek itaat ediyorsun” dediğinde bir anda huzursuz oluyorsun. Çünkü modern insan kurala uymaktan çok, “itaat eden kişi” olarak tanımlanmaktan kaçıyor.
Bu nedenle bugün Müslüman kadınların aile içindeki "itaat" kavramına karşı geliştirdikleri mesafeyi yalnızca toplumsal cinsiyet ekseninde okumak, meselenin önemli bir boyutunu gözden kaçırabilir. Buradaki huzursuzluğun kaynağı sadece kadın-erkek rolleri değil. Aynı huzursuzluğu devlet, iş hayatı ve diğer hiyerarşik yapılarda da görüyoruz. Modern öznenin hiyerarşiyle kurduğu dilsel ve psikolojik ilişkide bir gerilim var.
Modern insanın paradoksu tam da burada yatıyor: Hiçbir toplum mutlak özerk bireylerden oluşamaz; ç��nkü birlikte yaşayabilmek belirli kurallara ve ortak kabullere bağlıdır. Buna rağmen modern kimlik, kendisini bağımsızlık ve özerklik üzerinden tanımlar. Bu yüzden birey hem toplumsal düzenin bir parçası olur hem de o düzen karşısında tamamen bağımsız bir özne olduğunu hissetmek ister. "İtaat" kelimesinin yarattığı gerilim de tam olarak bu iki ihtiyacın kesişim noktasında sanırım.
Belki de bugün tartışılması gereken asıl mesele, insanların itaat edip etmediği değil; neden aynı davranışı farklı kelimelerle ifade etmeye ihtiyaç duyduğudur. Çünkü görünüşe göre modern insan, görünmez sosyal sözleşmeye imza atmaktan değil, o sözleşmenin adını koymaktan çekiniyor.
şarkıda, özlemek bu dokunmakla geçmiyor ile
yanımda dahi olsan seni o kadar özlüyorum ki içime sarıp sarmalamak istiyorum, ruhumun ruhuma değdiği anlarda özlemim az da olsa diniyor, diyordu.
UTANMADINIZ MI?
"Doğu Türkistan’a kendi imkânlarıyla bizzat gitmiş, orada Uygur Türklerine Çin tarafından uygulanan katı asimilasyon politikalarını hayatın her alanında gözlemlemiş, tarihî eserlerin ve ibadethanelerin güncel durumunu kayıt altına almış, döndükten sonra da gördüklerini kitaplaştırmış biri olarak, bu avanta geziye katılanlara sormak istediğim bazı sorular var..."
Çin tarafından propaganda amacıyla Doğu Türkistan'a götürülen malum heyetle alakalı, Taha Kılınç'ın bugünkü yazısı:
https://t.co/idLwEH527v
Fotoğraflar:
1. İçinde namaz kılınmasına müsaade edilmeyen, sadece turistlerin ziyareti için açık tutulan İydgâh Camii, Kaşgar.
2. Kaşgarlı Mahmud'un kapısına zincir vurulan ve ziyarete izin verilmeyen türbesi, Opal.
3. Müzeye çevrilen, dış cephesindeki Arapça kitabeler sökülen ve yerleştirilen led ekranla Komünist propaganda sahnesine dönüştürülen Altun Mescid, Yarkent.
4. Çin bayrağı önünde kendilerine zorla Çin'e bağlılık yemini ettirilen yaşlı Uygur Türkleri, Hoten.
📷 Taha Kılınç