Günümüz aydınlarından,hem Daron Acemoğlu,hem Martin Wolf hem de Thomas Piketty’nin kimi farklılıklara rağmen ortak bir dertleri var.İyice hırçınlaşan ve vahşileşen kapitalizmin liberal demokrasiye büyük darbe vurduğunu söylüyorlar ve durumun daha da kötüye gitmemesi için çözüm yolları arıyorlar.
Leyla Alaton’un çok hoşuma giden bir sözü var:
“40 senedir evimde aynı koltukları kullanıyorum. Marka çantalara, lüks tüketime o kadar büyük paralar vermeyi abes buluyorum. 1 saatlik uçuşta business uçunca size ne veriyorlar, fazladan bir kahve mi? Statü insanın içinde olur; beyninde, görgüsünde ve bilgisinde.”
Bence gerçek zenginlik de tam olarak burada başlıyor.
Belirli bir servet seviyesinden sonra para, hayatınıza kattığı faydadan çok gösterişe harcanmaya başlıyor. 2 milyonluk araç da sizi aynı yere götürüyor, 20 milyonluk araç da. Kişi başı 1.000 TL’lik restoranda da midenizin kapasitesi belli, 10.000 TL’lik restoranda da. 20.000 TL’lik salonda da spor yapıyorsunuz, 100.000 TL’lik salonda da.
Üzerinde marka yazan bir tişörte, Saate, çantaya benzer kalitedeki ürünün 10-20 katını ödemek bana çok saçma geliyor. Fosil marka saatte aynı zamanı gösteriyor Roleks marka saatte.
Bence zenginlik algısı artık yavaş yavaş değişiyor.
Gerçek zenginlik; fit bir vücut, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kaliteli zaman, sevdiğin insanlarla vakit geçirebilmek ve mesai kavramına bağlı kalmadan, stres altında olmadan çalışabilme özgürlüğüdür.
Zenginlik, sahip olduğun şeylerin çokluğu değil; ihtiyaç duyduğun şeylerin azlığıdır.
Halit Kakınç yaşamını yitirmiş.
Geniş bir perspektifi ve edebi dili olan araştırmacı bir gazeteciydi. Geriye çarpıcı kitaplar bıraktı. Struma gemisi felaketini anlattığı kitabını okuduğumda günlerce etkisinden çıkamamıştım.
Halit Kakınç ustanın anısına saygıyla...
Ortak Akıl İş Platformu olarak düzenlediğimiz Stratejik Yönetim Zirvesi’nde, 200’den fazla iş insanı ve iş dünyamızın çok kıymetli temsilcileriyle bir araya geldik.
Değişimin hızlandığı, belirsizliklerin arttığı ve rekabetin her geçen gün daha farklı bir boyuta taşındığı bu dönemde; stratejik yönetimin şirketlerimiz için artık ertelenebilir bir başlık değil, sürdürülebilir büyümenin temel şartı olduğunu bir kez daha gördük.
Zirvemizde; ekonomi, yatırım, kurumsallaşma, verimlilik, liderlik, başarı hikâyeleri ve geleceğin iş dünyasına dair çok değerli perspektifler paylaşıldı.
İnanıyorum ki Türkiye iş dünyasının bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; ortak akılla düşünmek, doğru zamanda doğru kararları almak ve geleceği bugünden inşa edebilmektir.
Bu anlamlı buluşmaya katkı sunan tüm konuşmacılarımıza, katılımcılarımıza ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür ederim.
Stratejik yönetim bir tercih değil; geleceğe karşı sorumluluktur.
@erdal_bahcivan@ist_sanayiodasi@AlatonLeyla@adnandalgakiran@ali_hakan_kara@myalcintas@fgecgel
Güçlü kadınların ilham veren hikâyelerini, sanata yön veren sergileri ve özgün markaların yolculuklarını bu sayıda bir araya getirdik.
Kapak konuğumuz Leyla Alaton:
Yalnızlıktan güce, sezgiden stratejiye uzanan etkileyici yaşam yolculuğu ile fark yaratan bir lider…
#glowcelebritybossmag #glow #leylaalaton #mag #işdünyası #başarıhikayesi #cemiyet
@AlatonLeyla
Beyniniz size sürekli yalan söylüyor.(Herkesin okumasını öneririm)
Ve en rahatsız edici kısmı bu: Ne kadar zeki olursanız, o yalanlar o kadar ikna edici oluyor.
Adı Daniel Kahneman. 2002'de Ekonomi Nobel'ini kazandı. Hiçbir zaman ekonomi dersi almadı psikologdu. Ama insanların nasıl karar verdiğini o kadar iyi açıkladı ki, iktisat bilimini kökünden değiştirdi.
Kahneman'ın keşfettiği şey basit ama ürkütücü:
Beynimiz iki modda çalışıyor.
Sistem 1: Hızlı, otomatik, sezgisel. Yüzü tanıma, tehlike hissetme, "bu kişi güvenilir gibi görünüyor" deme. Çaba harcamaz, sürekli çalışır. Sorun? Atlayıp gider, çabuk yargılar verir ve asla durmaz.
Sistem 2: Yavaş, dikkatli, mantıklı. Matematik yapma, planlama, kanıt değerlendirme. Ama tembel sadece zorunlu olduğunda devreye girer.
Günlük hayatınızın %95'i Sistem 1 ile geçiyor. Ve Sistem 1'in bir sorunu var: Size hissettirdiği her şey "gerçek" gibi gelir.
Kahneman bunlara bilişsel yanlılık (cognitive bias) diyordu. En önemlileri:
Çapa Etkisi (Anchoring): İlk duyduğunuz rakam tüm kararlarınızı etkiler. Bir ürün 1000$ ise sonra 500$ görünür "ucuz". Aslında hiçbir referans noktanız yoktu.
Kaybetme Korkusu (Loss Aversion): 100$ kaybetmenin verdiği acı, 100$ kazanmanın verdiği mutluluktan yaklaşık 2 kat fazla. Bu yüzden riskten kaçınırsınız genellikle kendi zararınıza.
Aşırı Güven (Overconfidence): Özgüven, doğruluğun göstergesi değildir. Bir hissi. Hikayeniz ne kadar tutarlıysa, kendinize o kadar çok inanırsınız kanıttan bağımsız olarak.
İşte burası en çarpıcı kısım:
Daha zeki insanlar daha fazla yanılıyor.
Neden? Çünkü zeki bir beyin, Sistem 1'de daha hızlı ve daha tutarlı hikayeler üretir. O hikaye ne kadar akıcıysa, Sistem 2 o kadar az şüpheyle yaklaşır. Sonuç? Aynı hatayı ama daha yüksek özgüvenle tekrarlarsınız.
Kahneman bunu Geçerlilik İlüzyonu (Illusion of Validity) adında formüle etti. Uzmanların bile hatta özellikle uzamanın kendi yargılarına aşırı güvenme eğilimi vardır. Çünkü uzmanlık, deneyimin yarattığı "ben biliyorum" hissidir. O hisse güvenmek kolaydır. Sorgulamak zordur.
2002 Nobel Komitesi'nin Kahneman'a verme gerekçesi şuydu:
"Psikolojik araştırmaları iktisat bilimine entegre etmesi, özellikle belirsizlik altındaki insan yargısı ve karar verme konularında."
Amos Tverski ile birlikte 50'den fazla makale yayınladılar. Her biri, insanların "rational actor" (akılcı aktör) varsayımının ne kadar yanlış olduğunu gösterdi.
Kahneman Mart 2024'te, 90 yaşında hayata veda etti. Ama bıraktığı miras her gün elimizdeki telefonlarda, aldığımız kararlarda, güvendiğimiz "sezgilerde" yaşıyor.
Peki ne yapabilirsiniz?
Kahneman'ın kendi tavsiyesi basitti: Karar vermeden önce kağıt kalem alın. Fikrinizi yazmadan başkalarının fikrini duymayın. Çünkü bir kez başkasının görüşünü duyduğunuzda, beyniniz o görüşü "kendisinmiş" gibi yeniden yazar.
Bilişsel özgürlük, ilk adımı atmakla başlar: Kendi beyninize güvenmeyi bırakmak.
kaynak: What we learned from Nobel Prize winner Daniel Kahneman | World Economic Forum
MIT Profesörü Patrick Winston’dan etkili konuşma kuralları:
🔹 Hayattaki başarını en çok konuşma becerin, sonra yazma yeteneğin, en son da fikirlerinin kalitesi belirler. En iyi fikir bile iyi anlatılamıyorsa etkisiz kalır.
🔹 İyi iletişim büyük ölçüde bilgi ve pratik işidir. Doğuştan yetenek tek başına belirleyici değildir.
🔹 Fikirlerini özensiz sunma. Ne kadar iyi olursa olsun, kötü paketlenmiş bir fikir hak ettiği etkiyi yaratmaz.
🔹 Konuşmaya şakayla başlama. Dinleyici henüz sesine ve ritmine alışmadığı için şaka çoğu zaman havada kalır.
🔹 Açılışı “güçlendirme vaadi” ile yap. İnsanlara bu konuşmanın sonunda ne öğreneceklerini en baştan söyle.
🔹 Önemli fikrini tek sefer değil, farklı biçimlerde en az 3 kez tekrar et. Çünkü dinleyicinin bir kısmı her an dikkat kaybı yaşayabilir.
🔹 Fikrinin sınırlarını net çiz. Onu benzer başka fikirlerden ayır ki dinleyici kafasında karıştırmasın.
🔹 “Özetle”, “ikinci nokta”, “buradaki asıl mesele” gibi sözlü işaretler kullan. Bu, dinleyiciyi sürekli yeniden toplar.
🔹 Soru sorduktan sonra hemen konuşmaya dönme. Cevap için birkaç saniyelik sessizlik tanımak gerekir.
🔹 En verimli konuşma saatlerinden biri sabah 11 civarıdır. İnsanlar o saatlerde genelde daha açık zihinlidir.
🔹 Konuşma yapacağın salonu önceden incele. Kürsü, ışık, ekran, oturma düzeni; hiçbir şey sürpriz olmamalı.
🔹 Salonun aydınlık olmasına dikkat et. Loş ortam, dinleyicide uykululuk hissi yaratır.
🔹 Tahta anlatmak için, slayt göstermek içindir. Tahtanın temposu, insanların bilgiyi sindirme hızına daha uygundur.
🔹 Fiziksel nesneler kullanmak anlatımı güçlendirir. İnsanlar somut objeleri ve onların çağrıştırdığı fikri daha iyi hatırlar.
🔹 Slaytlarda gereğinden fazla kelime kullanma. Slayt destekleyici unsur olmalı, anlatımın yerine geçmemeli.
🔹 İnsan aynı anda hem slayttaki yoğun metni okuyup hem seni dikkatle dinleyemez. Kalabalık slayt, konuşmacıyı arka plana iter.
🔹 İş görüşmesi ya da kritik sunumlarda ilk 5 dakika belirleyicidir. Daha başta vizyonunu ve bir değer ürettiğini göstermen gerekir.
🔹 Fikrini unutulmaz kılmak için Winston’ın “5S” yaklaşımını kullan: sembol, slogan, sürpriz, öne çıkan fikir ve hikâye.
🔹 Konuşmayı sadece “Teşekkür ederim” diyerek bitirme. Daha güçlü, akılda kalıcı ve karakter taşıyan bir kapanış yap.
🔹 Sonuç olarak etkili konuşma doğuştan gelen bir ayrıcalık değil; bilgi ve pratikle geliştirilebilen bir beceridir.
Başkasının iyiliğine tahammül edememek maalesef yaygın bir zaaf.
Nietzsche buna ressentiment dedi: Güçsüzlüğünü kabul edemeyen insanın, güçlüye duyduğu karanlık ve donuk kin. Güçlü olamıyorsan, güçlüyü aşağılarsın. Yükselemiyorsan, yüksekte olanı indirmeye çalışırsın. Ve buna erdem dersin.
Almancada bu duruma eşlik eden başka bir kavram daha var: Schadenfreude. Başkasının talihsizliğinden gizlice duyulan haz. İnsan, kendi başarısızlığını sindiremediğinde başkasının düşüşünü bir teselli gibi görür.
Oysa birinin başarısı, başkasının mağlubiyeti değildir. Dünya, herkesin parlayabileceği kadar geniştir. Yeter ki bakışlarını başkalarından çekip kendi hayatına odaklan.
James Bond serisinin ilk 'Bond kızı', yaşayan efsane Ursula Andress 90 yaşına büyük bir krizle girdi
Ünlü oyuncu, 16 milyon sterlinlik (yaklaşık 939 milyon TL) servetini menajerine kaptırdı
#aktüel
https://t.co/F2w5ldEjrk
Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Alvimedica Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Leyla Alaton, Global Satış Direktörü Sayın İsmail Zerey ve Teşvik Uzmanı Sayın Aylin Ayvazoğlu Apaydın’ı Ankara Ticaret Odamızda konuk etmekten büyük memnuniyet duydum.
Sayın Alaton, babası İshak Alaton’un hayatını ve fikir dünyasını anlattığı “Lüzumlu Adam” ve “Lüzumsuz Adam” adlı kıymetli kitaplarını nazik bir hediye olarak takdim etti.
Türkiye’de girişimciliğin, üretimin ve değer odaklı iş yapma anlayışının güçlü temsilcilerinden biri olan İshak Alaton’un hayat hikâyesi; azim, vizyon ve çalışkanlığın başarıya nasıl dönüştüğünü gösteren önemli bir örnek. Türkiye ekonomisine uzun yıllardır önemli katkılar sağlayan Alarko Holding’in ortaya koyduğu başarı hikâyesi, girişimcilik ruhunun ve kurumsal değerlerin ülkemizin kalkınmasındaki rolünü bir kez daha hatırlatıyor.
Nazik ziyareti ve kıymetli hediyesi için Sayın Leyla Alaton’a teşekkür ediyor, bu değerli eserin iş dünyasına ve genç girişimcilere ilham vermeye devam edeceğine inanıyorum.
@AlatonLeyla@alarkoholding
GÜÇLÜ KADIN, GÜÇLÜ EKONOMİ DEMEKTİR
Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi olarak 40 yıla yaklaşan kariyeri boyunca erkek egemen iş dünyasında etkin bir liderlik sergileyen Leyla Alaton “Ben her zaman şuna inandım: Güçlü kadın, güçlü ekonomi demektir. Kadınların ekonomik bağımsızlığı arttıkça, toplumsal refah artar. Çünkü kadın kazandığında sadece kendine değil; ailesine, çevresine ve gelecek kuşaklara yatırım yapar. Bu çarpan etkisi, sürdürülebilir kalkınmanın en sağlam temellerinden biridir” ifadelerini kullandı.
@AlatonLeyla , @alarkoholding
https://t.co/4E0wF7x7g0
DIŞ TİCARETTE GÜNDEM | Tarımda Kadın Gücü ve Sürdürülebilirlik
🗣️Leyla Alaton: Alarko olarak, 35 yıl önce meyan kökü yetiştirmiş bir firmayız.
🔴Yayının tamamı için: https://t.co/zxAKbpG8fP
[@GumrukTV & @DrHakanCinar & @AlatonLeyla]
Mikrofonun açık kalmasına gerek yok. Onlar seni dinlemiyor, seni "simüle" ediyor.
"Sadece aklımdan geçirmiştim, önüme reklamı düştü. Bu nasıl olur?" diyorsunuz.
Cevap korkutucu derecede basit: Predictive AI (Tahmine Dayalı Yapay Zeka).
Teknoloji devlerinin sunucularında, her birimizin birer "Dijital İkizi" (Digital Twin) var.
Senin nerede duraksadığını, kiminle mesajlaştığını, ayın hangi günü maaş aldığını, modunun ne zaman düştüğünü biliyorlar.
Veri o kadar büyük ki, sistem senin 3 gün sonra tatile gitme ihtiyacı hissedeceğini, sen daha bunalmadan önce hesaplıyor. Senin canının tatlı çekeceğini, kan şekerin düşmeden önce biliyor.
Sen "Aklıma geldi" sanıyorsun. Hayır. Algoritma o düşünceyi senin zihnine ekmedi, sadece o düşüncenin oluşacağı anı senden daha iyi hesapladı.
Eskiden bizi dinliyorlardı, bu ilkeldi. Şimdi bizi bizden daha iyi tanıyorlar.
Özgür irade sandığınız şey, aslında mükemmel işleyen bir veri madenciliği olabilir mi?
Matematik yalan söylemez. Siz tahmin edilebilirsiniz.
Doğan Cüceloğlu:
"ABD'ye doktoraya gittim. Hoca geldi, soruları dağıtıp gitti. Akşam ev arkadaşıma anlattım, 'Sen bilim adamı olacaksın, başına gözcü mü konmalıydı, utan' dedi.
3 gün depresyona girdim. 26 yaşıma kadar ülkemde bana dürüst bir insan olarak bakılmamıştı..."
Televizyon dizileri arasında 'Kral Kaybederse' kadar güçlü ve etkileyici final yapan dizi çok azdır. Başta Halit Ergenç olmak üzere huzurevindeki karakterleri canlandıran tüm oyuncular harikalar yaratmış. Nur içinde yatsın dünyanın en iyi kalpli insanlarından biri olan canım anneciğim Şişli Şubesi başkanı olarak Kızılay'a 50 yıl hizmet etmiş ve 85 yataklı Zeynep Oyvar Huzurevi'ni yapılmasında büyük fedakarlık ve gayret göstermişti. Anneciğimle hep gurur duydum. Hayatını yaşlılara ve muhtaç insanlara yardım etmeye adadı. Pırlanta kalpli süperstar Ajda Pekkan kendisini kırmayıp huzurevindeki yaşlılara çok güzel bir konser vermiş hepsine teker teker sarılmış dans bile etmişti. Hayatlarının ilerlemiş döneminde yalnız kalmış ya da bırakılmış yaşlılara unutulmaz bir gün yaşatmış onları inanılmaz mutlu etmişti. Anneciğimin ve şubesindeki arkadaşlarının çalışmalarıyla yapılan o huzurevine çok sık giderdim. Fırsat buldukça da orda kalan yaşlılarla sohbet ederdim. Hepsinin yaşam öyküsü çok farklı ve hüzünlüydü. Dizideki huzurevi bana o günleri hatırlattı. Yapımcı @OGMPictures gösterdikleri özenden dolayı hem tebrik hem teşekkür ederim. Son derece gerçekçi bir çekim yapmışlar. Benim için çok duygusal bir finaldi hatta dizinin bir bölümü değil uzun metrajlı film gibiydi. Başta Kral Halit Ergenç olmak üzere emeği geçen tüm oyuncuları başarılarından dolayı yürekten kutluyorum. Hem finali hikayenin hakkını vererek tamamladıkları için hem de her gün masamda duran resmine bakıp cennete sevgimi gönderdiğim canım anneciğim Vesile Dilşan Hanım'ı gözyaşlarımı tutamayarak anımsamama vesile oldukları için. Sağolsun varolsunlar🙏