28 Şubat zulmünü yaşamış bir millet olarak, Azerbaycan'da başörtülü kızlarımızın okul kapılarından çevrilmesine sessiz kalamayız!
Daha vahimi, bu zulme itiraz edenlerin de sindirilmeye, haklı seslerinin susturulmaya çalışılmasıdır.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu zulme de teslim etmez.”
(Buhârî, 2442)
Kardeşlik, zulme göz yummak değil, zulme engel olmaktır!
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Görevlendirdiğimiz kimse bizden bir iğne veya fazlasını gizlerse bu hıyanettir; kıyamette onu getirir.” (Müslim, 1833)
Devletin malını sahiplenip hesabı sorulunca “Bunca hizmetimiz var” denmez. Hizmet etmek, emanetten pay alma hakkı vermez.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Güneşin doğduğu en hayırlı gün cumadır. Âdem aleyhisselam o gün yaratıldı, cennete o gün konuldu, oradan o gün çıkarıldı. Kıyamet de ancak cuma günü kopacaktır.”
(Müslim)
Cuma, başlangıcımızı da dönüşümüzü de hatırlatır.
7 Ekim Aksa Tufanı'nın yıl dönümünde sözümüz açık: Gazze’nin acısı acımız, Filistinin hürriyeti davamızdır.
Çocukların korkmadan büyüdüğü, insanların sürülmeden yaşadığı özgür bir Filistin’den vazgeçmeyeceğiz. Zulme alışmayacak, işgali normal görmeyecek, Filistin’i yalnız bırakmayacağız.
Gazze biziz, Kudüs bizimdir!
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine güvenildiğinde ihanet eder.” (Buhârî)
İnsanın karakteri en çok üç yerde görünür: söylediği sözde, verdiği sözde ve kendisine emanet edilende.
Resûlullah ﷺ buyuruyor: “Dünyanın yok olması, Allah katında bir Müslümanın öldürülmesinden daha hafiftir.” (Tirmizî,)
Şiddeti seyirlik hâle getiren diziler, filmler; suçluyu kahramanlaştıran, zorbalığı güç diye pazarlayan hayatlar… Cezaevini bile tatil köyü gibi gösteren sahneler, şiddeti eğlenceye çeviren oyunlar, “Çocuklar arasında olur böyle şeyler.” denilerek geçiştirilen akran zorbalığı… Sayılacak onlarca şey var.
Sonra bir haber düşüyor önümüze: Yine bir okul, yine şiddet, yine kan, yine çocuk…
Bir çocuğun elindeki bıçağı konuşuyoruz. Konuşalım. Ama o bıçağa gelene kadar normal saydığımız, güldüğümüz, alkışladığımız ne varsa onları da konuşalım.
Canın bu kadar ucuzlatıldığı, şiddetin sıradanlaştırıldığı bir iklimde insan hayatının kutsiyetini yeniden hatırlamak ve çocuklarımızı bu karanlıktan korumak/kurtarmak için üzerimize düşeni yapmak zorundayız.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim)
Biz ise insanın kıyafetine, arabasına, unvanına bakıyoruz. Allah katında ölçü olmayanları, insan değerinin ölçüsü yapmışız.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Bir kimse bir söz söyleyip etrafına bakınırsa, o söz emanettir.” (Ebû Dâvûd)
Birinin bize güvenerek anlattıklarını, aramız bozulunca başkalarına anlatmaya hakkımız olduğunu sanıyoruz. Oysa biten dostluk, emanet edilen sırrı sahipsiz bırakmaz.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”
(Tirmizî)
İnsanın gerçek ahlâkı, yabancılara gösterdiği nezaketten çok; kendini saklama ihtiyacı duymadığı evinde görünür.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.”
(Tirmizî)
“Zaten yapması gerekiyordu” diye karşıladığımız her emek zamanla görünmezleşir. Teşekkür bir nezaket süsü değil; verilen emeği fark ettiğimizi göstermektir.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“İnsanlar cahilleri önder edinir; onlara soru sorulur, bilgisizce fetva verirler. Böylece hem sapar hem saptırırlar.” (Buhârî)
Bilgiye erişimin kolaylaşması, herkesi ehil kılmadı; sadece herkesin hüküm vermesini kolaylaştırdı.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Kardeşini güler yüzle karşılamak bile olsa, hiçbir iyiliği küçümseme.” (Müslim)
Bir işimiz düşünce yüzüne güldüğümüz insanlara, hiçbir işimiz düşmediğinde nasıl davranıyoruz?
Enes b. Mâlik anlatıyor:
“Resûlullah’a ﷺ on yıl hizmet ettim. Bana bir kez olsun ‘Öf!’ demedi.” (muttefekun aleyh)
“Bağırmadan anlamıyor” dediğimiz çocuklarla konuşurken, on yıl boyunca bir gencin hatırasında tek bir “öf” bırakmayan bu ahlâkı da düşünelim”
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Hiç kimse, kendi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık yememiştir.”
(Buhârî)
Hadisin devamında örnek verilen kişi Hz. Dâvûd aleyhisselamdır. Hükümdardı; yine de kendi elinin emeğiyle geçinirdi.
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Bir kimse ‘İnsanlar helâk oldu!’ derse, onların en çok helâk olanı kendisidir.”
(Müslim)
“Herkes bozuldu” derken kendimizi nasıl da kolayca sağlamların arasına yazıyoruz.
İnsan, sevapları olduğu hâlde de iflas edebilir.
Resûlullah’ın ﷺ anlattığı müflis; namazıyla, orucuyla, zekâtıyla gelir. Fakat sövdüğü, iftira attığı, malını yediği insanların hakları sevaplarından ödenir.
(Müslim, 2581; özet)
Resûlullah ﷺ buyurdu:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
(Tirmizî, 63)
Dışarıda herkesin “Ne iyi insan!” dediği birinin eve gelişi, ailesini tedirgin ediyorsa o övgünün evin içinde bir karşılığı yoktur.