Kendi adıma çıkarmam gereken dersleri de çıkardım. Bundan sonra böyle süreçlerde devletin resmi kurumları dışında hareket etmemenin önemini görmüş olduk…
Ülkede normal çay bahçesi kalmadı. Marka yaratmak bir kişilik yaratmaksa her yer markalaşma adı altında benzer konsept, benzer menüler, benzer fiyatlara hapsoldu. En kötüsü de bu kişiliksizliğin değer görmesi.
25 yaşına kadar evlenememiş insanlarda mutlaka bir sorun vardır... ya işsizdir ya da geçimsiz. Neden evlenmiyorsun diye sorunca da 35 - 40'a kadar hayatımı yaşayacağım derler.
Meğer araba ipucu falan değilmiş, dayı arabanın arkasına sermiş örtüyü, ormanda kaçak et kesiyormuş. Biz onlarca kişi koşarak arabaya girip arabanın her yerini kurcaladık. Muhtemelen dayı ve yenge bu mesajı görmeyecek ama ben gıyabında özür dilerim.
Çocukken bir yaz kampına gitmiştim Uludağ'da ve çocuklar için basit oryantiring yapıyorduk 2 grup halinde. Bizim grup aldığı ipucunu orman yolundaki duran araba sandık, onlarca kişi koşarak arabaya girdik ve ipucu aradık, bir baktım arkada dayının biri uçkuru toplayarak geliyor.
İstanbul'da bir AVM otoparkında araçta uygunsuz davranışlarda bulunan kişileri kayda alan kadın:
"Terbiyesizler, bekleyin polis gelecek. Siz burayı ne sandınız?"
Valla bir gün Deniz'in durumuna gelsem zaten gittiğim ülkeden geri dönmem ama diyelim hata yapıp döndüm milyonlar yanımda olacağına ordu ve mahkemelerin yanımda olmasını tercih ederim. Bu dönemin en haklı tespitini bir kaç ay önce Doğu Perinçek yapmıştı.
Yav ne demek sanatçılardan ses çıkmıyor? Hep birlikte, şimdilik sosyal medyadan yüzlerce binlerce insan yazıp itiraz edip açıklamaya çalışıp duruyoruz? Bu durumu dönüştürmek için bir öneriniz varsa hemen önerin! Gerisi yararsız ve hevesi kırıcı bir mızırdanma olur! Unutmayın: Deniz’in arkasında milyonlar ver! (Sadece silahımız ve mahkememiz yok)!
Bu adamı cesur olduğu için sevdik. Hepimizi korkaklaştıran bu coğrafyada en azından cesuru destekleyecek kadar insiyatif almak artık bir öz saygı meselesidir. Deniz Göktaş'ın yanındayız.
Bu bir sınav değil, Türkiye'nin rezil gerçeği ve bu gerceği de maalesef sanatçıların tutumları değil gücü elinde bulunduranların tutumu değiştirebilir.
Şu an sınav bize değil. Biz Deniz Göktaş’ın yanındayız. Sınav diğer komedyenlerin. Cem Yılmaz’ın, Ata Demirer’in, Doğu Demirkol’un, Seda Yüz’ün, Pınar Fidan’ın, diğer tüm stand up’çıların, tüm instagram komedyenlerinin mesleğini, meslektaşını savunmasını bekleriz.
Kim doğru söylüyor bilmiyorum ama prensipte ya çocuklar haklıdır ya da ebeveynler haksızdır. Kendi çocuğunu, eski eşini hapisteki Kürt arkadaşlarıyla tehdit eden birinin konu hakkında haklılığı bir yana insani hakları dahi sorgulanır.
beni edepsizlik, vb ile suçlayanlar: babamlarının para karşılığı yolsuz haber kanallarına böyle yalanlar yayınlattığını, 3 çocuğu ve torununun rızkı olan küçük otelimizi hapisten arkadaşlarıyla bastırmakla tehdit ettiğini, arsen'in akademik kariyerini sabote etmek için ağza alınmayacak aşağılıklıkta girişimleri olduğunu, yine boşanma davasının ortasında kendisini memleketin önünde linç etmeye çalıştığını, babası olduğu hiçbir çocuğuna ayıptır söylemesi benim peçeteye bıraktığım evlatlarıma uyguladığım muameleden pek farklı davranmadığını, küçük iki çocuğa bunlardan da kötü davrandığını,
bizden kendisi ve ira/pezevenk oğlu için istediği parasal güvencenin kendisine farklı 5 milyar yoldan teklif edildiğini, İra kadar berbat biri ve allah korusun pezevenk oğluyla mülkümüzü paylaşarak bizi hayattan bezdirmeyi niyetlediğini, bütün bunları da bizim ona gönderdiğimiz paranın sağladığı refah ve şımarıklığın umursamazlığıyla yaptığını görüyorsunuz değil mi?
açıkçası gerçek endişem İra'nın kara büyüsü ortadan kalkar kalkmaz babamın napıyo olduğunun farkına varıp balkondan atlaması... bu arada nişanyan drama sıkmaya başladı, yeni bölümlük materyal çıkarsa haberlerim. bu arada yorum atacaksanız önce şunu düşünün: "ben de beş para etmez bi baba olduğumu kabullenemediğim için mi sevanı savunuyorum yoksa diyecek gerçek bir şeyim mi var"
Aldatma tamamen engellenemez ama daha sağlıklı ilişkilerin kurulması ve aldatmaların azalaması için sonsuz evlilikler yerine süreli ve süre sonunda istenirse yenilenecek evlilikler kurmak, evlilik öncesi sözleşme zorunluluğuyla aldatmayı tanımlamak daha uygun olur kanımca.
Özel hukuka uymamak suç teşkil etmez, tazminat gerektirir, hayatı berbat etmekse konu sevgilinizi aldatınca da hayatını berbat etmiş olabilirsiniz. Her ilişki öyle ya da böyle biter, sadece bazı ilişkilerde ilişkinin bitmesinden önce taraflardan en az biri ölür.
Aldatmak suç olsun diyorum, yuh o kadar yapma diyorlar.
Canınız aldatmak çekiyorsa sevgilinizi aldatın, eşinizi aldatmayın.
Evlilik istiyorsanız da bir zahmet aldatmayın. Birisini aldattığınız zaman onun tüm hayatının akışını bozuyorsunuz.
10-15 yıl size harcadığı zamanın getirdiği huzur ile bir 20-30 yıl daha yaşayamıyor. Hayatı çöp oluyor. Yarıda kesiliyor.
Ölümsüz ve tek birliktelik imkanını elinden alıyorsunuz. Aşırı kriminal olmalı.
Ancak eğer bir insan karşı tarafın sözleşmeye uymazsa hayatının tamamen yaşanmaz olacağını düşünüyorsa o kişi kesinlikle sözleşme yapılmaması gereken kişidir ve dahası o kişi de kendi sağlığı için sözleşme yapmamalıdır.
@sohretcankolsuz Eğer KK'cı ekip Özel'i partiden atmazsa ben 26 Temmuz'da da bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. Durum Kurtuluş Savaşında Atatürk'ün yanında biz Vahdettin'den ekmek yedik diyenlere benziyor. Eğer İstanbul'u resmen işgal edilmeseydi bugün bile padişahtan ekmek yedik diyenler olurdu.
Ben bu kadar az olduğunu düşünmüyorum. Olan şey iktidarın desteğiyle muhalefet ve parti ayırımı. Particilerin CHP içerisinde bu kadar az olduğunu sanmıyorum.
CHP bölünmüyor, CHP artık muhalefet açısından yok. Ama vekile de hak veriyorum, o kadar çaba harca, para harca, seçil, iyi noktalara gel, sonra yeni yapılanmayla her şey en baştan başlasın.
Kamuoyuna,
Parti Meclisi üyelerimizin istifalarını doğru bulmuyor, bunu kendi tercihleri olarak değerlendiriyorum.
Ancak arkadaşlarımızın benim de istifa etmem yönündeki taleplerini doğru bulmuyorum.
Partimizin 37. Olağan Kurultayı’nda, CHP tarihinin en yüksek oylarından birini alarak Parti Meclisi üyeliğine seçildim. Bu nedenle benim sorumluluğum; partimin ve partililerimin hukukunu korumak, Parti Meclisi toplantılarında görüş ve önerilerimi dile getirmektir.
Bugünkü Parti Meclisi toplantısında yaptığım konuşmada dile getirdiğim eleştiri ve önerileri kamuoyuyla paylaşmak isterim.
Mutlak butlan kararı sonrasında polisin Genel Merkezimize girmesini ve sabah saatlerinde Genel Merkez önünde toplanılmasını doğru bulmadığımı ifade ettim.
Genel Merkez önünde makam araçlarının teşhir edilmesini doğru bulmadığımı belirttim.
Disiplin süreçlerinin doğrudan MYK kararıyla işletilmesi yerine, öncelikle disiplin işlemlerine ilişkin bir komisyon sürecinin başlatılması gerektiğini dile getirdim. Disipline sevk edilen arkadaşlarımız arasında haksız uygulamalar olabileceğini, buna örnek olarak da Gökhan Günaydın’ın durumunu gösterdim.
Yasal dayanaklar çerçevesinde Olağan veya Olağanüstü Kurultay sürecinin bir an önce başlatılması gerektiğini, partimizde yaşanan bu bölünmenin ancak kurultay iradesiyle aşılabileceğini ifade ettim. Ayrıca Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yapılacak Olağan veya Olağanüstü Kurultay’da aday olmayacağını kamuoyuna açıklaması gerektiğini dile getirdim.
Ayrı bir parti kurulmasını ya da partiden istifa edilerek farklı siyasi oluşumlara gidilmesini kesinlikle doğru bulmadığımı ifade ettim. Böyle bir yaklaşımın CHP’nin parti kültürüne ve tarihine uygun olmadığını; CHP bölünüyor algısına kim katkı sunarsa tarihin bunun hesabını soracağını vurguladım.