Levent Kırca baskılara ve sansüre karşı verdiği savaşı kazanabildi mi?
• Bu savaş kazanılmasa bugün Levent Kırca diye birisi olabilir miydi?
• Olacak O Kadar’da darbeleri oynadık, ilk defa askeri hicvettik, paşaları oynadık. O ana kadar tabuydu.
• Yaptık, gördük ki kıyamet kopmuyor.
• Birinin o taşı oradan oynatması gerekiyordu, o oynadı.
Sedef Kabaş ile Portreler - 1999
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Yiğit Akalı'ın bu sözlerinden sonra iddianameye baktım.
Bir kere Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan tam 337 gündür tutuklu, hakkında istenen cezanın süresi ise 2 yıl 9 ay.
Bu cezanın infazı 329 gün. -Pehlivan bugün itibarıyla 8 fazla gün cezaevinde kalmış durumda.
-Dilek İmamoğlu'nun abisi Cevat Kaya ise infazı 99 gün olan suçlamaya rağmen 387 gündür tutuklu.
-Yine İmamoğlu'nun çocukluk arkadaşı Sezai Büyükçulha 365 gündür tutuklu ama suçunun infazı 125 gün.
-Aykut Erdoğdu'ya yönelik suçlamaların infazı 377 gün. CHP'nin eski GBY, 353 gündür hapis eğer o da yarın tahliye edilmezse bir sonraki tutuk incelemesine kadar fazladan cezaevinde kalmış olacak.
-Göreve başladıktan 25 gün sonra tutuklanan B.Çekmece Belediye Başkan Vekili Ahmet Şahin ise 168 gün infaz gerektiren bir suçlamayla karşı karşıya olsa da 318 gündür hapis.
Erdoğan için CHP'nin kapatılması; sadece CHP'ye dair, muhalefetin güçsüzleştirilmesine ya da bölünmesine dair bir şey değil, dahası kendi çekirdek seçmenini batık bir ekonomide, düşen doğum oralarında, artan yolsuzluklarda ve haksızlıklarda tatmin etmek için (MNP, MSP, Refah ve Fazilet'in kapatılmalarını hatırlatarak) kullanacağı 1 araçtır. Soracak olursanız; kendisinin zaten demokrasi ile hukuk ile pek bir alışverişi kalmadı.
Bu tarz bir kararın ekonomik etkileri ise onun için ikincildir. Erdoğan'ı durduran ve durduracak tek şey muhalif seçmenin iradesidir.
Neticede birbirimize emanetiz.
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in gözaltına alınmasına neden olan tanık ifadesinin Kılıçdaroğlu’na yakınlığı ile bilinen Tolgahan Erdoğan olduğu ortaya çıktı.
Tolgahan Erdoğan’ın tanık sıfatında ifade verdiği belge:
Gunaydin Dostlar.
#GelirVergisi#BeyanlarUzatılsın diyen 3.000 Meslektas bulabilirsek (Begen ve yorumla) etkinlik icin ortami hizlica hazirlayabiliriz.
Altinda guclu bir etlinlik olmuyor. O da olacagi varsa da surece zarar verir.
Not: iletiyi asgari 25-30.000 meslektas gorecek.
Özel: "Geleceğin iktidar partisinin genel başkanı olarak dünyaya sesleniyorum, sesleniyorum bu işe niyet edenlere... Bu köprüyü alırsanız, bu imzayı atarsanız, 2 sene sonra Cumhuriyet Halk Partisi geldiğinde, en geç 2 sene sonra, sizi def edeceğiz!"
https://t.co/LmI9aICUof
“Bizden önce Türkiye’de buzdolabı çamaşır makinesi yoktu, ambulansların lastiği yoktu” diyenler, iktidarlarından tam 30 sene önce yapılmış, o dönem dünyanın en uzun 4. asma köprüsü olan köprünün işletme hakkını satıyorlar.
Ne demişti kadın?
Utanmıyoruz!!!
"30 Euro limitinin kaldırılmasını yerli üretim için çok önemli bir fırsat olarak görüyoruz."
diyen İTO Başkanı Şekib Avdagiç ve arkadaşları fırsatı değerlendirmeye başladılar! @SekibAvdagic
TEMU satış: 156 TL
TÜRKİYE satış : 3000 TL
+ Cuma günlerini de tatil ilan ediyoruz, artık 3 gün izinlisiniz.
- Akp'li değilim ama vallahi bravo.
+ Maalesef uygulama sürdürülebilir gözükmüyor, pazar günlerini iş günü ilan ediyoruz. Tatil günleri cuma ve cumartesi.
(Şeriat temelli ortadaoğu çalışma sistemine geçiş başarıyla tamamlandı.)
Bu arada bunu yaz saati uygulamasını kaldırarak saat dilimi için yaptılar. Şu an Arabistan, Katar, Kuveyt gibi coğrafi olarak bizimle alakası olmayan ortadoğı ülkeleriyle aynı saat dilimini kullanıyoruz.
O yüzden kışın karanlıkta kalkıp karanlıkta dönüyorsunuz.