Uyuşturucu, çete, mafya, dolandırıcılık, ihale ve yolsuzluk iddialarıyla operasyonlar yapılıyor.
Peki bu isimlerin bazıları geçmişte kimlerin atadığı, desteklediği veya kefil olduğu kişilerdi?
O zaman sadece operasyon yapmak yetmez.
“Biz nerede yanlış yaptık, bu kadar nasıl bozulduk?” diye de sormak gerekir.
Operasyon kadar muhasebe de şart!
Sözün kısası makbuldür.
Ama kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu, neyin mücadelesini verdiğimizi hâlâ anlamayanlara derdimizi bazen uzun uzun anlatmak gerekiyor.
Biz sözümüzü söyledik.
Sözümüz de, mücadelemiz de milletin vicdanına emanet.
Merkez Hakem Kurulu soruşturmasında beş ismin tutuklanması, sadece futbolumuzun değil, memleketimizin hâlini gösteren bir fotoğraftır.
Hakem atamalarında liyakatin bir kenara bırakıldığı; insanların kişisel notlarla, fişlemelerle, keyfî listelerle tasnif edildiği, bazılarının önünün kesilip bazılarının önünün açıldığı iddiaları var.
Biz bu düzeni tanıyoruz.
Adamına göre hakem…
Adamına göre kadro…
Adamına göre makam…
Adamına göre adalet…
Memleketin hangi kapısını çalsanız karşınıza çıkan hastalık, şimdi futbol sahas��na kadar inmiştir.
Liyakatin yerini sadakatin, hakkın yerini hatırın, kuralın yerini keyfîliğin aldığı bir düzen, eninde sonunda her kurumu bozar.
Devlet, kendisine yakın olanı kayırıp uzak olanı elediği gün vatandaşın adalet duygusunu yaralar. Adalet terazisi herkesi eşit tartmadığı zaman ne sahada güven kalır ne sokakta.
Türkiye’nin derdi kader değildir.
Türkiye’nin derdi yönetimdir.
Liyakatin esas olduğu, kayırmacılığın ayıp sayıldığı; hakkı olanın kimseyi aramak, kimseye minnet etmek zorunda kalmadığı bir düzen kurmak zorundayız.
Futbol da böyle düzelir, devlet de böyle güçlenir, milletin adalete güveni de böyle yeniden tesis edilir.
Daha iyisi mümkündür.
Stratejik İletişim ve Medya Ofisimizde (SİMO) yeni görevlendirme...
Elif Yılmaz, Genel Merkez Koordinatörü olarak atanmıştır. Yeni görevinde başarılar dileriz.
Yıl 2026…
Büyükşehirlerimizde sınıf mevcutları 40’ı buluyor. Öğretmen olmadığı için eğitimine başlayamayan öğrencilerimiz var. “Ek ders karşılığı öğretmen” adı altında ehil olmayan kişiler sınıflara sokuluyor.
Ama bize hala eğitimde çağ atladığımız söyleniyor!
Bunca öğretmen adayı atanmayı beklerken, bu tablo kabul edilemez.
Bu sorunu kalıcı olarak çözmek için biz varız.
Atanma hayali kuran binlerce gencimize umut, evlatlarımıza nitelikli eğitim olacağız.
#AnahtarPartiAtamaBekleyenlerinYanında
#AGSÖğretmenleri50bin
Sınavı kazanıyorlar, kontenjana takılıyorlar.
Yıllarca hazırlanıyor, kitaplar bitiriyorlar.
Sonra mülakatta eleniyorlar.
400 bine varan atanamayan öğretmeni ihtiyaca göre planlayacağız.
Hak ettikleri mevkilerle buluşturacağız: Söz veriyorum…
#AnahtarPartiAtamaBekleyenlerinYanında
#AGSÖğretmenleri50bin
AVRUPA’DA MAZOT 150 LİRA, BİZDE 100 LİRA ÖYLE Mİ?
Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek diyor ki:
“Avrupa’nın birçok ülkesinde mazot 150 liranın altında değil. Bizde 100 lira civarında.”
Doğru Sayın Bakan…
Ama bir de o mazotu kimin, hangi maaşla aldığını konuşalım.
Danimarkalı, kişi başına geliriyle yaklaşık 29 bin 700 litre motorin alabiliyor.
Alman 24 bin 300 litre…
Fransız yaklaşık 20 bin litre…
Türkiye’de vatandaşımız ise 9 bin 700 litre!
Madem Avrupa’yla mukayese edeceğiz, yalnızca pompadaki rakamı değil, o pompanın karşısındaki vatandaşın cebini de mukayese edelim.
Avrupa’nın mazot fiyatını söylüyorsunuz da Avrupa’nın gelirini niye söylemiyorsunuz?
Hadi bir adım daha atalım.
Yeni iPhone Duo…
Almanya’da 2 bin 299 avro. Bugünkü kurla yaklaşık 129 bin lira.
Türkiye’de 229 bin 999 lira!
Aynı telefon, bizim vatandaşımıza yaklaşık yüzde 79 daha pahalı.
Bir Volkswagen Golf…
Almanya’da 32 bin 80 avro; yaklaşık 1 milyon 800 bin lira.
Türkiye’de 2 milyon 994 bin lira!
Yaklaşık yüzde 67 daha pahalı.
Şimdi soruyorum:
Mazotta Avrupa’yı örnek veriyorsanız, telefonda niye vermiyorsunuz?
Otomobilde niye vermiyorsunuz?
Maaşta, gelirde, alım gücünde niye vermiyorsunuz?
Mukayese yapacaksak tamamını yapalım.
Milletimizin derdi mazotun Avrupa’dan 50 lira ucuz olması değil; 100 liralık mazotu alırken cebinden çıkan paranın ağırlığıdır.
Ekonominin gerçek karnesi yalnızca istatistik tablolarında yazmaz.
Deponun ibresinde yazar.
Market arabasında yazar.
Kredi kartı ekstresinde yazar.
Ayın sonunu getirmeye çalışan vatandaşın cebinde yazar.
Bu millet vergileri koymadı.
Bu millet bütçeyi yapmadı.
Bu millet ekonomi politikalarını belirlemedi.
Ama bütün bunların bedelini millet ödüyor.
Onun için Avrupa’yı örnek gösterecekseniz, yalnızca fiyatını değil; maaşını da, alım gücünü de, vatandaşına yüklediği vergi yükünü de beraber konuşacağız.
Millet deposundan eksileni de bilir, sofrasından eksileni de bilir, maaşından eksileni de bilir.
Ve emin olun;
Millet cebinden eksileni unutmaz.
🇹🇷 Filenin Sultanları yine gururumuz oldu! 🏐
Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda Sırbistan’ı geçerek finale yükselen millilerimizi yürekten kutluyorum. 👏🏻
Şimdi sıra Avrupa’nın zirvesinde! Haydi Sultanlar, kupaya! 🏆🇹🇷
Ya referandum ya erken seçim!
İki senedir konuştuğumuz her kürsüde, milletimizle temas ettiğimiz her mecrada aynı şeyi tekrarladık:
Terörsüz Türkiye’ye evet; teröristle, katille yol yürümeye hayır.
Terörü bitirmek devletin vazifesidir. Ama terörü bitireceğiz diye teröristi muhatap almak, devlete irtifa kaybettirir.
Bu tutumun milletimizin birliğine ve beraberliğine hiçbir faydası olmayacağı gibi, devlete kaybettirdiğiniz her irtifa terör örgütüne kazandırdığınız mesafeye dönüşür.
Bugün çözüm diye tarif ettiğiniz bu yolun, yarın Türkiye için yeni ve daha ağır bir beka meselesine dönüşmesi kaçınılmazdır.
Biz bunu en başından beri söyledik, bugün de aynı yerde duruyoruz.
Siz milletimizden yönetme yetkisini isterken, seçim propagandanızın merkezine terörle mücadeleyi koydunuz. Muhalefeti terör örgütleriyle yan yana olmakla suçladınız. “Bize yetki vermezseniz teröristleri serbest bırakacaklar.” dediniz.
Milletimizin teröre karşı hassasiyetini, şehitlerimizin hatırasını, analarımızın acısını seçim meydanlarında bir irade talebine dönüştürdünüz.
Milletimiz ekonomik sıkıntısına, geçim derdine, yaşadığı bütün zorluklara rağmen terörle mücadelede ortaya koyduğunuzu söylediğiniz bu iradeye itimat etti. “Devletim terör karşısında taviz vermesin.” dedi ve size bir kez daha yönetme yetkisi verdi.
Şimdi ise milletimizden aldığınız bu yetkinin tam aksi istikametinde bir irade ortaya koyuyorsunuz.
Dün meydanlarda karşısında durduğunuz terör örgütünün elebaşını bugün cezaevinden çıkarmanın; terör örgütü mensuplarını hangi düzenlemelerle affedebileceğinizin, nasıl cezasız bırakabileceğinizin yollarını arıyorsunuz.
Yaptığınızı doğru bulabilirsiniz. Bunun devlet için gerekli olduğunu da sanabilirsiniz. Ancak değiştiremeyeceğiniz bir hakikat vardır:
Milletimiz size bu yetkiyi, bugün yaptıklarınızı yapmanız için vermedi. Seçim sırasında teröre karşı söylemleriniz ve taahhütleriniz için verdi.
Terörle mücadele konusunda ortaya koyduğunuz bu köklü tavır değişikliği, milletin iradesine yeniden müracaat etmeyi zorunlu hâle getirmiştir.
Ya erken seçime gider, “Biz iki yıl önce sizden bu iradeyle yetki aldık ama şimdi politikamızı değiştirdik.” der ve yetkinizi yenilersiniz;
Ya da hazırladığınız düzenlemeyi referandumla milletimizin önüne koyar, milletimizin onayını alırsınız.
Ama milletimize sormadan, milletimizden aldığınız yetkinin tam tersini yapamazsınız.
HSYK’nın yapısını değiştirirken millete sormak popülizm değildi.
Cumhurbaşkanını halk seçsin mi diye millete sormak da popülizm değildi.
Ama canımıza kıyanları affedelim mi, affetmeyelim mi diye millete sormak popülizm öyle mi?
#OnlaraDeğilMilleteSorun
4 Ağustos 1922
Şehadet Tutanağı
"Yüce Şehit Enver Paşa Hazretleri,
Oldukça kutsal ve yüksek bir amaç uğruna Buhara’nın Belcivan ilinin Çegan adlı yerinde 4 Ağustos 1922’de, Kurban Bayramı’nın ikinci gününe denk gelen Cuma gününde gündüz, öğlene yakın bir zamanda tertemiz kanını adı geçen topraklara akıtarak kahramanca ve mertçe şehitlik makamına ulaşmıştır."
"Can verir cânanı veremez Türkler"