“Bir kadın uğruna dünyayı yakabilecek kişi ile o dünyayı kadına yaşatmayan kişi aynıdır.” “Erkek dediğin…” diye başlayan kalıplar var. Erkekleri belli kategorilere sokan, onların da bu kalıpların içinde kendilerini var etmeye çalıştıkları bir düzen var. Güç, kuvvet ve kendini ispat etme baskısıyla birlikte bazıları, oldukları ya da olmaya çalıştıkları o kişiliğin içinde kayboluyor. Oysa bizi erkeklerden ayıran tek şey cinsiyet ve çoğu zaman fiziksel güç. Ne yazık ki bu güç, çoğu zaman ilk olarak yine bizim üzerimizde kullanılabiliyor. Ve biz kadınlar bazen kendimizi koruyabilmek için, yine onların gücünde ya da onların cinsiyetinde birine ihtiyaç duymak zorunda kalabiliyoruz. Bu bir zincir döngü. Bu döngünün içinde kalmak istemeyen insanlar ya toplumsal baskıdan korktuğu için sessiz kalıyor ve yıllarca şiddete maruz kalıyor, ya da kurtulmak istediği bir ilişkiyi bitirmek istediğinde tehdit ediliyor, şiddet görüp ne yazık ki bazen hayatını kaybediyor. Oysa bir kadının gitme hakkı vardır, bir kadının bitirme hakkı vardır, bir kadının kendi hayatını seçme hakkı vardır.
Peki bu durumda kime kızılmalı? Yetiştiren aileye mi, kendini yetiştirmeyen bireye mi, toplumsal baskıdan korktuğu için sessiz kalan hemcinslerimize mi, kurtulmak istediği yolda tehdit edilen ve şiddet gören kadınlara mı, bu cinayetlerin normalleştiği bir topluma mı, yoksa yeterince ceza almayacağını bilerek bundan cesaret bulan zanlıya mı? Kime kızılmalı, suçlu kim? Sebep ne olursa olsun, benim nefesimin sorumlusu benken herkes kendi nefesinin sorumluluğundadır; bu sebeple kimsenin kimsenin canını alma hakkı yok. Bir insanın hayatına son vermek hiçbir gerekçeyle açıklanamaz.
Yarının ne olacağını bilmeden, endişeyle yaşamak istemiyoruz. Sırtımızı dayayabileceğimiz, güvenebileceğimiz bir adalet sistemi istiyoruz. Olay şu ki, yalnızca suçsuz olanlar net: öldürülen kadınlarımız, geride kalan çocuklarımız, masum bebekler ve hiçbir şeyden habersiz hayvanlar. Çok şey istemiyoruz. Tek bir şey istiyoruz: ADALET. Ve unutmayın: Bu bir kadın meselesi değil, toplum meselesidir.
#KadınCinayetlerineDurDe #adaletei̇htiyacımvar #KadınCinayetleri #kadincinayetleri
Bugün kadınların emeğini, mücadelesini ve varlığını hatırladığımız anlamlı bir gün.
Hayatın her alanında iz bırakan biz kadınlar, birbirimizin gücünü bilip dayanışmayla yan yana durdukça daha da güçleneceğiz.
İyi ki varız.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadın olduğumu bir kez daha hatırlıyor ve bunun gururunu yaşıyorum.
Günümüz kutlu olsun.
#8martDuenyaKadinlarGuenue #KadınlarHeryerde #KadınlarGünü
Öldürülen öğretmen, canı alınan çocuklar, istismarlar,hayatları ellerinden alınan kadınlar… Hepsi sessiz kalan toplumun, yetersiz sistemin ve şiddeti normalleştiren kültürün sonucu. Gücünün farkında olup bu gücü kin, nefret, kibir, öfke ve daha sözünü etmediğimiz pek çok kötülük için kullanmak… ve bunun sonuçlarını masumların ödemesi, ne yazık ki giderek normalleşiyor. Yarınlar bizler olabiliriz. Bu artık sadece kadın meselesi değil, toplum meselesi. Güvenliğimizin sağlanabilmesi için, gerçek bir güvenlik sağlayan ve önceliği adalet olan bir sistem istiyoruz.
Aynı firmada çalışan hemcinsim, boşanma sürecinde olduğu eşi tarafından çocuklarının okulunun önünde, elini kolunu sallayarak öldürüyor. Üstelik hakkında uzaklaştırma kararı varken.
Bir insanın hayatı, bir başkasının egosuna, öfkesine, “gücüne” kurban gidebiliyor.
Küçük yaştan itibaren erkeklere öğretilen şeyler var: güçlü ol, kontrol sende olsun, kaybetme, terk edilme. Bazıları bu kalıpların içinde öyle kayboluyor ki bir kadının “gitmek istiyorum” deme hakkını bile kabullenemiyor.
Oysa bir kadının ayrılma hakkı vardır. Hayatını değiştirme hakkı vardır. Kimsenin hayatı kimsenin egosundan daha değersiz değildir.
#KadınCinayetlerineDurDe
FAİL ARANIYOR — Bugün bu ülkede bir kadın, hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı bir erkek tarafından çocuklarının okulunun önünde k*tledildi.
Failin adı: Emrah Deniz, 7 suç kaydı var.