Partimizin 38. Olağan Kurultayına yönelik mutlak butlan kararı bir saray darbesidir.
Talimatı verenler de uygulayanlar da bellidir.
“Yok hükmünde” dedikleri CHP yönetimi değil, Türk milletinin kutsal iradesidir.
Milli egemenliğe mahkemeler yoluyla baş kaldırılmıştır.
“Türk milleti adına” karar alan mahkeme, milli iradeyi yok hükmünde sayarak Cumhuriyeti ve demokrasiyi imha etmektedir.
Hepiniz yaptığınız hukuksuzlukların hesabını vereceksiniz!
Bu millete kader tayin etmeye kalkanlar, bu ulusun iradesini teslim almaya çalışanlar sizden önce ne yaşadıysa aynısını yaşayacaksınız.
Bugün aynılar aynı yerdedir! Darbeci, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım! Hepiniz aynı yerdesiniz!
Bizim yerimiz, milli iradeye düşmalık edenlerin yanı olmadı, olmayacak.
Darbecilerin hukuksuz manevralarının, baskın seçim hazırlıklarının, ana muhalefeti işgal çalışmalarının, hepsinin farkındayız.
Koltuğunu terk etmemek için millete her türlü acıyı yaşatanlar, bu operasyonlarla korku iktidarlarının son aşamasına geçiş yapmıştır.
Biz hiç seçim kaybetmedik ve milletin iradesiyle Türkiye’nin birinci partisi olduk.
Yoldaşım, Genel Başkanım Özgür Özel’in yanındayım, birlikte azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz.
Büyük milletim!
“Umutsuz zamanlar yoktur, umutsuz insanlar vardır” diyen Ulu Önder Atatürk’ün takipçileri:
İstikbali, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve geleceğimizi korumak için yaşadığımız zorlukları dert etmeyin.
AYAĞA KALKIN!
Birlikte omuz omuza, sesimizi ve öfkemizi yükseltin!
Milletinden korkan siyaset mühendislerine, koltuk ve güç düşkünlerine, piyonlara, kifayetsiz muhterislere hadlerini bildirelim.
Aziz milletim!
Korkmayacağız!
Her gün huzursuz olmaktan, acı çekmekten bıkmadınız mı?
Eğer susarsak, siyasilerden, spor ve sanat dünyasından, üniversitelerden sonra sıra size, milletimize gelecektir.
Siyasi parti liderleri,
Mesele CHP meselesi değildir!
Hattı müdafa değil, sathı müdafa yapmak zorundayız!
Gerçekten milleti temsil ettiğinize inanıyorsanız, derhal en güçlü şekilde Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve adaleti savunmak zorundasınız.
Millet hepimizi çağırıyor ve “artık yapın” diyor!
Bu topraklarda halay da zeybek de horon da dik oynanır. Biz dimdik olacağız ki millet boyun eğmeyecek!
Aklımızla yüreğimizle, vicdanımızla milletçe kazanmak zorundayız.
Hiçbir çılgın, Türk milletine zincir vuramaz!
Gün, milli iradeyi, milli egemenliği, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ve müdafa etme günüdür.
Damarlarımızdaki asil kan 86 milyona bunu emretmektedir!
Darbecilere ve işbirlikçilerine inat, mücadeleyi topyekün başlatmak zorundayız.
Milletimizin iradesi, kararlılığı ve yol göstericiliği yegâne rehberimiz olacaktır!
*BÜYÜK TÜRK MİLLETİ DARBEYE TESLİM OLMAYACAKTIR!*
*YA BUGÜN, YA HİÇ!*
@oguzksalici Tribünlere oynamayın! Bu mesajı iktidara yürüyen bir partinin önünü kesmeye çalışan kullanışlı aparatlara iletin. Kimsenin bölünelim diye bir derdi yok.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Şimdi anladınız CHP neden yıllarca iktidar olamamış?
CHP iktidarı için değil...
Kendi koltuğu için var olduğunu ispatladı...
Hep sağa hizmet etti...
Danışmanları sağcı...
En yıkanındakiler sağcı...
6'lı masası sağcı...
Halk yeter git dedi...
Kurultayı kaybetti...
İktidara hizmet etmeye başladı...
Hak hukuk adalet diye yollara düştü...
İnanmadığı güvenmediği adaletin sunduğu koltuğa oturmak için video yayınladı...
Ben hazırım dedi..
Hakketmediği koltuğa koştu...
Yıllarca halk peşinde koştu...
Herkesi hayal kırkılığına bir daha uğrattı...
İnanmıştık...
Güvenmiştik...
Ne çok yanılmışız...
Büyük bir pişmanlık içindeyim...
Ona oy verdiğim için...
Desteklediğim için...
Bütün Türkiye'den özür diliyorum...
CASUSLUK DAVASI HAKKINDA SİLİVRİ'DEN NOTLARIM
Bugün, İstanbul Silivri Cezaevi'ndeydim. Gündemimde devam eden 'Casusluk Davası' ile ilgili görüşmeler ve aynı zamanda bazı ziyaretlerdi. Osman Kavala, Can Atalay, Onursal Adıgüzel, Hasan Akgün, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve Tayfun Kahraman ile görüştüm.
Daha öncesinde Casusluk davası iddianamesini okumuş ve bilirkişi raporlarını incelemiştim. Özellikle Necati Özkan Bey ile de görüşecektim, ancak İBB duruşmaları devam ettiği için kendisiyle görüşemedim. Kendisiyle daha öncesinde herhangi bir tanışıklığım yoktu. Sadece cezaevine girdikten sonra bana bir mektup yazmış, dosyasını incelememi rica etmişti.
Necati Bey 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim kampanyasının baş danışmanı, 42 yıllık iletişim danışmanı, 65 yaşında bir meslek insanı. Şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış, onlarca çalışanı işsiz kalmış.
"Siyasal veya askerî casusluk" suçlamasıyla yargılanıyor. İsnat edilen suç, TCK 328. İstenen ceza, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis.
Aynı dosyada yargılananlar: Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, 40 yıllık gazeteci, TELE 1'in kurucusu ve Hüseyin Gün adında Türkiye'nin İngiltere'de lobi çalışmalarında desteğine başvurduğu bir iş insanı.
Özet olarak iddianame diyor ki: 2019 İstanbul seçimlerinden 12 gün önce İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan, Hüseyin Gün adlı iş insanıyla tanışıp İBB'den 17 çalışanın e-posta şifrelerini ona vermiş; bu sayede seçim "manipüle edilip" kazanılmış — bu da casusluktur.
İddianamenin 159. sayfadaki şu cümle davanın asıl motivasyonunu yoruma bile gerek duyulmaksızın açıkça ortaya koyuyor: ''Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçununun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbui olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasınrn amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.''
Dün, 13 Mayıs 2026'da İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi üç gün süren ilk celse sonunda dört sanığın da tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı erteledi.
Herkesin adaletle şahitlik yapabilmesi ve aklı selim ile bir kanaate varabilmesi için dosyaya ilişkin değerlendirmemi biraz ayrıntılı olarak paylaşıyorum.
👇🏼
İDDİANAME TEK BİR VERİYE DAYANIYOR
İddianamedeki tek sözde delil, 17 adet İBB çalışanının e-posta adresi ve şifresi. Üç kişiyi 20 yıla kadar hapse mahkûm etmek için sunulan ve delil olarak takdim edilen tek veri bu.
MAHKEMENİN KENDİ ATADIĞI BİLİRKİŞİNİN DEDİĞİ
Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil'e göre:
🔴 17 e-posta adresi asıl veritabanından sızdırılmamıştır.
🔴 Veriler yıllar önce farklı platformlardan internete yayılmış, kamuya açık veri setlerinde zaten mevcut.
🔴 Veriler atılı suç tarihinden önce de bir kısmı 11 yıl, biri 18 yıl önce internette herkese açıktı.
🔴 Sızıntıların kaynağı İBB değil; başka sitelerin hacklenmesi sonucu ortaya çıkan eski veriler.
🔴 İddianamedeki teknik değerlendirmelerin önemli kısmı güvenilir bulunmamış.
Yani ortada "devlet sırrı" niteliğinde, gizli kalması gereken bir veri olmadığı yönünde ciddi teknik tespitler var.
SIZINTILAR AK PARTİ DÖNEMİNE AİT
Bilirkişi raporundaki tarihlere bakmak yeterli: 2008, 2016, 2017, Ocak 2019, Şubat 2019.
Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanlığı'nı 27 Haziran 2019'da devraldı.
Yani sızıntıların tümü İmamoğlu göreve gelmeden önce olmuş. Sızıntıların yapıldığı yıllarda İBB Ak Parti'nin yönetimindeydi.
Belediye çalışanlarının e-posta şifreleri 2008-2019 arasında defalarca internete sızmışsa, bunun sorumluluğu kimde? O dönemin İBB yönetiminde mi, yoksa sızıntıdan aylar sonra göreve başlayan yönetimde mi?
İddianame, bir önceki yönetimin döneminde gerçekleşen veri güvenliği açıklarını yeni yönetimin "casusluğu" olarak sunuyor.
PEKİ TCK 328 NE DİYOR?
Kanunun lafzı açık: "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir."
Yargıtay'ın içtihadı (9. CD K. 2014/7360) bu suçun oluşması için şu 7 unsurun BİR ARADA bulunmasını şarttır:
1. Bilgi gerçek ve doğru olacak.
2. Suç tarihinde gizliliğini kaybetmemiş olacak.
3. Niteliği itibarıyla gizli olacak.
4. Bir çaba sonucu temin edilmiş olacak.
5. Yabancı bir devlet yararına temin edilmiş olacak.
6. Türkiye Cumhuriyeti zararına temin edilmiş olacak.
7. Failde özel "casusluk maksadı" bulunacak.
Bir tanesi eksikse fiil casusluk değildir.
TCK 328 VE YARGITAY İÇTİHADI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME
1. Bilgi gizli mi? HAYIR.
2. Devlet güvenliğine ilişkin mi? HAYIR.
3. Çaba sonucu mu temin edilmiş? HAYIR.
4. Yabancı devlet yararına mı? HAYIR. İddianamede tek bir devletin adı geçmiyor.
5. Türkiye zararına mı? HAYIR.
6. Casusluk maksadı var mı? HAYIR.
7. Lehine casusluk yapılan devletle anlaşma var mı? HAYIR.
Yedi unsurdan yedisi de eksik.
HÜSEYİN GÜN MESELESİ
İddianamenin "ana casus" diye gösterdiği Hüseyin Gün, 11 Mayıs duruşmasında bir belge sundu. Ekim 2016- Mayıs 2017 arası geçerli, kendi şirketleri Trident ve GPlus'a "Türk devleti adına ülke ilişkilerini yönlendirme, yönetme ve idare etme" konusunda tam yetki veren bir belge. İmzalayan, o dönemin Başbakanlık Müsteşarı, sonradan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'dı. Hüseyin Gün aynı zamanda birçok Ak Partili bakan ve bürokrat için program organize etmiş, Türkiye'nin menfaatleri için lobi çalışması yapmış bir isim.
Üstelik Gün, duruşmada "Ben casus değilim, kimseye de casusluk yaptı demedim" dedi.
Duruşmada Necati Özkan'ın sorularına Gün'ün cevapları şöyle: — Sana talimat verdim mi? "Hayır." — Sana veri verdim mi? "Hayır." — İBB ile ilgili bilgi verdim mi? "Hayır." — Seçim manipülasyonu talep ettim mi? "Hayır."
ÜÇ SANIĞIN HÜSEYİN GÜN İLE İLİŞKİSİ
• İmamoğlu: Hayatında bir kez görmüş, İBB binasında nezaket ziyaretinde sırasında çekilmiş bir fotoğrafı var. Gün'ün sözüyle "bir dakika gördüm."
• Necati Özkan: 11 Haziran 2019'da tek bir görüşme. Hüseyin Gün, seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak istemiş; anlaşılamamış; temas bitmiş. Görüşme, 23 Haziran seçiminden sadece 12 gün önce. Yani İmamoğlu'na seçim kazandırdığı iddia edilen "şebeke", seçimden 12 gün önce kurulup hiçbir iş üretmeden bitmiş.
• Yanardağ: Hüseyin Gün, mahkemede Yanardağ'ı yalnızca "manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım" demekle yetinmiş. Aralarındaki temas üzerinden geçtiği ileri sürülen para transferinin tutarı ve niteliği, iddianamede dahi netleşmiş bir tablo oluşturmuyor.
İDDİANAMENİN SON CÜMLESİ
İddianamenin 159. sayfasında, kelimesi kelimesine şu cümle var:
"Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır."
Bu cümleyi tekrar tekrar okumak gerekir.
İddianame, "casusluk suçunun amacı" olarak ne tanımlıyor? Açıkça yazıyor: bir seçimi kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak.
Oysa TCK 328 yabancı bir devlet yararına ve Türkiye zararına yapılan bilgi toplamayı suç sayar. Anahtar kelime: yabancı.
Eğer "seçim kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak" bir casusluk amacıysa, bütün partilerin amacı budur. Bu, demokrasinin tanımıdır.
İddianame bu cümleyle yalnızca üç sanığı suçlamıyor; demokratik seçim yarışının kendisini suç sayıyor.
Gerçekten şaka gibi.
İddiaya göre İmamoğlu ekibi, seçimden 12 gün önce kurulan bu temasla 2019 İstanbul seçimini manipüle etti. Yani bir taraftan devletin seferber edilmiş tüm gücü seçimi kazanamazken, karşı tarafın "bir iş insanının ücretsiz sosyal medya analizi ve 17 belediye çalışanının e-postası" ile seçim kazandığı iddia ediliyor ve bunun için en ağır cezalardan olan casusluk suçu zorlanıyor.
Bırakın delili, ortada suç işlendiğine dair bir karine dahi olmaksızın insanlar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis isteniyor.
Sanıklardan biri ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adayları arasında, diğeri 65 yaşında 42 yıllık şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış bir iletişim danışmanı. Bir diğeri ise televizyonuna bu dava nedeniyle kayyım atanmış 40 yıllık bir gazeteci.
Adalet bunun neresinde duruyor?
Bu sorunun cevabını sağduyu sahibi herkes kendi vicdanında verebilir. Ben sadece belgeleri önünüze koydum.
Merdan Yanardağ duruşmada bir benzetme yaptı: "Yumurtasız omlet yapılabileceğini söylüyorlar. Ben bu iddianameyi yazanları MasterChef'e davet ediyorum."
Hukukun şakası olmaz ama bu dosya belki de bundan daha iyi özetlenemezdi. Yumurta yok, omlet var diyorlar; sızıntı yok, casusluk var diyorlar; suç yok, ceza var diyorlar.
Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, "bunu kim, ne için yazdı?" diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından birisi olarak gösterilecektir.