Barış Ateş'in (@askerisosyolog ) "Kemal Tahir’s The Weary Warrior and the Turkish Officer Corps: A Military-Sociological Reading" başlıklı makalesi, Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı romanını askerî sosyoloji perspektifinden yeniden değerlendiriyor.
Çalışma, romanı yalnızca Millî Mücadele'ye uzanan tarihsel ve siyasal bir anlatı olarak değil; imparatorluğun çözülüşü sürecinde subay kimliği, askerî profesyonellik, otorite, itaat ve komuta ilişkilerine ışık tutan önemli bir düşünsel kaynak olarak ele alıyor. Makale ayrıca, Kemal Tahir'in eserlerinin Türk toplumunu ve Türk subay sınıfının tarihsel tecrübesini anlamak isteyen uluslararası literatüre sunduğu özgün katkıyı tartışıyor.
Edebiyat ile askerî sosyolojiyi buluşturan makalenin tam metnine ulaşmak için:
https://t.co/wgYgSv2Ld9
Kemal Tahir Çalışmaları dergisi ikinci sayısı yayımlandı! 📢
Kemal Tahir ve eserlerine odaklanan beş adet makale yer alan bu sayımızın tam metnine ulaşmak için:
🔗 https://t.co/oOfb31wEmE
@tolgayildizphd , @askerisosyolog , @Guven_Avc , Erman Saygılı, Fatma Kahramanoğlu
Vize meselesiyle ilgili haberlere erişim engeli getirildi, konuşamıyoruz.
İddialar doğru değilse neden delillerle açıklama yapmıyor da haberlere erişim engeli getiriyorsunuz?
Vize işleme tekeli VFS ve Türkiye ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız sansürlenen “Vize imparatorluğu” yazı dizisinin arşivlenmiş linklerini paylaştığım tweet’e de biraz önce mahkeme kararıyla erişim engellendi. Gerekçe aynı: “Milli güvenlik ve kamu düzeni”
2009’dan bu yana buradayım, 2012’den bu yana aktif köşe yazarlığı, gazetecilik yaptım, görmediğim linç vs kalmamıştır hatta aşırı absürd linçlere bile maruz kaldım ancak hiçbir surette hayvan düşmanı kitle kadar sistematik bir saldırganlık, kontrolsüz öfke, insan ziyanlığı görmedim.
Kendi adıma önemsiz ancak Türkiye sosyolojisi açısından korkunç bir durum.
Bir sosyal bilimci adayı olarak, endişelenilmesi gereken bir vaka olarak okuyorum.
Yine de endişeye mahal yok 🌿
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin
Mesele bir reklam meselesi değil. Açık söyleyeyim, bu doğrudan yaşam biçimine müdahale.
Bir insanın evindeki köpeğine “çocuğum” demesi, kedisini “evladı” gibi görmesi kimseyi ilgilendirmez. Bu, ne hükümetin ne bakanlığın ne de herhangi bir kurulun sınır çizeceği bir alan değildir. Buraya girildiği anda sorun hayvan sevgisi değil, insanların iç dünyasına müdahaledir.
Kedisiyle yaşayan bir insanlar bilir… O bağ biyolojiyle açıklanmaz. Kan bağıyla hiç açıklanmaz. Sabah uyanınca ilk baktığınız gözler, gece yatağın ucunda kıvrılan o sessiz can, hastalandığında içinizin daralması… buna ne isim vereceğinizi kim belirleyecek? Bir kurul mu?
Daha net söyleyeyim. Bu yaklaşım sağlıksız. Çünkü hayatın içindeki gerçek bağları küçümseyip, yukarıdan tanım dayatmaya çalışılıyor.
İnsanların kurduğu ilişkiye “doğru-yanlış” etiketi yapıştırmak, hele ki bunu kamu gücüyle yapmak, iyi niyetli falan değildir. Bu, kontrol etme refleksidir.
Bir kadın köpeğine “çocuğum” diyorsa, bir adam kedisine “kızım” diyorsa, bu hiçbir şeyi tehdit etmez. Ama buna tahammül edemeyen zihniyet, aslında başka bir şeyden rahatsızdır: kontrol edemediği sevgiden.
Bir de şu gerçeği hatırlamak lazım… Bu topraklarda hayvan sevgisi yeni bir şey değil. Yüzyıllardır var. Sokakta kedilerle, köpeklerle birlikte yaşayan bir kültürden geliyoruz. Onlar için vakıflar kuran, kapısının önüne mama su koyan, sokağını mahallesini onlarla paylaşan bir gelenekten geliyoruz.
Bu bağı ne yönetmelikle sınırlayabilirsiniz ne de masa başında tanımlayabilirsiniz.
Kediler de köpekler de kimsenin ideolojik tartışma malzemesi değildir. Onlar hayatın içindeki en saf, en filtresiz sevgidir.
Bu bağı anlamayan da, tanımlamaya kalkışan da toplumun bu gerçeği karşısında duramaz.
Kaybeder...
Bu kadar basit.
Dr.Tarkan Özçetin
Bakın ne anlatacağım, babaannem rahmetli olunca rahmetli dedem yalnız kalmasın diye, ben kedimi aldım dedeme taşındım.
Bazen dedem evde yalnız kalıyordu, eve geldiğimde, canım dedem, canın sıkıldı mı, diyordum.
Bulut’u (kedimi) kast ederek; “pisuğum, oğlum benle da, ne darlanacağum?” derdi.
Bulut’u severken de beni kast ederek, “anan seni yedurdu mi?” derdi.
Sokak hayvanlarına mama alayım diye para verirdi, yazlığa giderken evden yemek al, köpekler açtır, derdi.
90 yaşındaki rahmetli dedem de mi aile düşmanıydı, moderndi?
İnsanlara bi rahat verin, hayvanlara rahat verin, boğdunuz artık.
AB'deki ortak roaming uygulaması Ukrayna ve Moldova'ya genişletildi. Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Sırbistan ile süreç devam ediyor.
AB'nin Türkiye'ye de ortak roaming teklif ettiği ancak Türkiye'nin reddettiği ortaya çıkmıştı.
Kafayı yediniz iyice. Hangi barınaktaymış bu ? Yahu eşekler dünyanın en duygusal hayvanı bir de bırakın, ne zarar verebilir ot yiyen bir hayvan ? Toptan çürüdük, bayır aşağı hayvanlara karşı nefret yuvarlanıyor kimse farkında değil... Bunun sonu yaratan katında hiç hayır değil bilesiniz.
👩🏻🚀🧑🏻🚀 Akran Rehberliği Atölyesi’nde 2. haftayı tamamladık!
🤫”Etkin İletişim ve Dinleme” atölyesinde Ali Gülüm @ali_gulum ile etkili iletişim kurabilmenin unsurlarını ve dinlemenin bu bağlamdaki önemini konuştuk.
👀”Akran Rehberliği Nedir?” atölyesinde Doç. Dr. Melike Akbıyık ile akran rehberliğinin ilkelerinden hareketle interaktif çalışmalar yaptık.
🧩Son olarak tecrübeli akran rehberlerimiz, rehberlik sürecinin inceliklerini ve zorluklarla başa çıkma yöntemlerini aktardı.
Haftaya görüşmek üzere!
#akranrehberliği2026
@iuefsosyoloji
Tehran today.
Toxic rain — which burns skin and destroys lungs — falls in a city of 10 people million after US‑Israeli strikes on fuel depots.
Trump and Israel are poisoning the skies of Iran and murdering civilians.
In what universe does any of this constitute “liberation”?
Kemal Tahir Çalışmaları dergisi ilk sayısı yayımlandı! 📢
Kemal Tahir Çalışmaları, Kemal Tahir’in eserleri ve düşüncesi üzerine yürütülen akademik araştırmalara yayın mecrası oluşturmayı; bu alandaki çalışmaları teşvik etmeyi, derinleştirmeyi ve yazar çalışmaları literatürüne akademik katkılar sunmayı amaçlamaktadır.
İlk sayımızın tüm makalelerine ve söyleşiye şu adresten ulaşılabilir:
🔗 https://t.co/OCToTgKILp
🎓
Doktora öğrencimiz Ali GÜLÜM “Modern Ekonomide Bireyci ve Kolektif Dinamiklerin Çekişmesi ve Çözüm Arayışları” başlıklı tezini başarıyla savunarak doktor ünvanı almaya hak kazanmıştır. Kendisini tebrik eder, bundan sonraki akademik hayatında başarılar dileriz.
💐
Jüride yer alan Prof. Dr. İsmail COŞKUN, Prof. Dr. Ayşen ŞATIROĞLU, Doç. Dr. Melike AKBIYIK , Doç. Dr. Mehmet Güven AVCI ve Doç. Dr. Adem BAŞPINAR’a teşekkür ederiz.