Toplu bir paran yok ise maaşından zar zor artırarak bir yatırım yapmak istiyorsan,yapacağın yatırım uzun vadeli olmak zorunda.Bu sebepten dolayı da yapacağın tek şey var;o da kupon biriktirir gibi 10 sene temettü+büyüme hisselerini biriktirmek #YATIRIM#FINANSALOZGURLUK#TEMETTU
Türkiye’de konut edinme maliyeti en yüksek olan 5 il:
1- Muğla
2- İstanbul
3- Antalya
4- Çanakkale
5- İzmir
Konut yatırımı geri dönüş süreleri
Muğla: 19 yıl
Elazığ: 18 yıl
Antalya & Aydın: 17 yıl
İstanbul: 13 yıl
Ankara: 12 yıl
Avrupa ile Japonya dün el sıkıştı. İki süper güç kapışınca, faturayı hep arada kalanlar öder.
Avrupa ile Japonya'nın ortak hiçbir şeyi yok. Ne sınır, ne dil, ne ortak geçmiş. Aralarında koca bir dünya var.
Ama dün ikisi aynı masaya oturdu. Bundan sonra hem güvenliği hem ekonomiyi birlikte savunacağız, dediler.
Bundan sonra hem güvenliği hem ekonomiyi birlikte savunacaklar.
Birbirinden bu kadar uzak iki ülke aynı masada buluşuyorsa, ikisini de aynı anda sıkıştıran bir şey var demektir.
Bugün iki süper güç birbirine girmiş durumda.
Amerika ve Çin.
Bu kavgada asıl darbeyi onlar değil, aralarında kalanlar alır. Avrupa ile Japonya da tam orada, iki ateşin arasında.
İki süper gücün, arada kalanı hizaya sokmak için iki ayrı silahı var.
Amerika'nın silahı vergi. Avrupa çizgisinden biraz sapınca, anında gümrük vergisiyle karşılaştı.
Çin'in silahı ham madde. Japonya'nın başbakanı Tayvan konusunda Çin'i kızdıran bir söz söyledi, Çin de karşılığında Japonya'ya nadir toprak ihracatını kesti.
Oysa Japonya bu madenlerin üçte ikisini Çin'den alıyor.
Hangisini kızdırırsan, onun silahını yiyorsun. Bir yanda vergi, bir yanda kesilen ham madde.
İşte Avrupa ile Japonya bu yüzden el sıkıştı. Artık ne birine ne öbürüne mecbur kalmak istiyorlar.
Bunu Amerika bile itiraf ediyor.
Hazine Bakanı Bessent, "Avrupa fazla zayıf, güvenliğini tamamen bize bağlamış" dedi.
Peki bu kıskaçtan çıkmak kolay mı? Hiç değil.
Çünkü ikisinin de fabrikaları büyük ölçüde Çin'in ham maddesiyle dönüyor. Elektrikli arabadan rüzgar türbinine kadar her şeyde kullanılan o mıknatısların neredeyse tamamı Çin'den geliyor.
Yine de bir çıkış arıyorlar.
En somut adım Grönland.
O buz adasının altında dünyanın en büyük işlenmemiş maden yataklarından biri var, Japonya bu yaz oraya bir heyet gönderiyor.
Ama madeni çıkarsan bile, onu işleyecek tesislerin neredeyse tamamı yine Çin'de. Yani kaçış kapısını bulsan da, anahtar hâlâ Çin'in elinde.
İşte dünyanın yönü tam burada değişiyor.
80 yıldır dünyanın tek bir merkezi vardı. Amerika. Şimdi o merkez dağılıyor, herkes kendi başının çaresine baktığı bir dünyaya geçiyor.
Dünkü o el sıkışma, sıradan bir dostluk haberi değildi.
Yeni ve çok kutuplu bir çağın sessiz başlangıcıydı.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizi bilgilendireceğim.
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %27,9 oranında azalarak 30 bin 196 oldu.
İkinci el konut satışları ise Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %32,7 oranında azalarak 63 bin 137 oldu.
BREAKING: The US has released the full text of its 14-point "Memorandum of Understanding" with Iran.
Key terms include:
1. The US, Iran, and their allies agree to immediately and permanently end military operations on all fronts, including in Lebanon
2. The US and Iran agree to respect each other's sovereignty and territorial integrity and not interfere in each other's internal affairs
3. The US and Iran commit to negotiating and reaching a final deal within 60 days, unless mutually extended
4. The US will begin removing its naval blockade immediately and fully end the blockade within 30 days
5. Iran will use its best efforts to ensure safe passage for commercial vessels through the Strait of Hormuz for 60 days with no charge
6. The US and regional partners will develop a mutually agreed plan of at least $300 billion for Iran's reconstruction and economic development
7. The US will work toward terminating all types of sanctions against Iran, including UN, IAEA, primary, and secondary sanctions
8. Iran reaffirms that it will not procure or develop nuclear weapons and agrees to address its enriched material stockpile under IAEA supervision
9. Until a final deal is reached, Iran will maintain the current status quo of its nuclear program, while the US will impose no new sanctions and deploy no additional forces
10. The US Treasury will issue waivers for Iranian crude oil, petroleum products, derivatives, and associated banking, insurance, and transportation services
11. The US will make frozen or restricted Iranian funds and assets fully available for use
12. The US and Iran will establish an executive mechanism to monitor implementation of the MOU and future compliance with the final deal
13. After signing the MOU and implementing key ceasefire, blockade, shipping, oil waiver, and asset-release provisions, the US and Iran will begin final deal negotiations
14. The final deal will be endorsed by a binding UN Security Council resolution
The memorandum will trigger a 60-day window to negotiate a final deal.
Trump'a deli diyenler, Amerika'nın 1985'te Japonya'ya ne yaptığını hatırlamıyor.
Herkes Trump'a "bu adam delirmiş" diyor.
Bir gün Çin'e vergi koyuyor, ertesi gün Avrupa'ya. Bir bakıyorsun İran'la savaşa girmiş, bir bakıyorsun buz tutmuş Grönland'ı satın almak istiyor.
Fed'in başına, kimsenin beklemediği bir ismi getiriyor. Sonra şirketlere üretimi Amerika'ya taşımaları için baskı yapıyor, taşımayanı ağır vergiyle tehdit ediyor.
Plansız, öfkeli, ne yaptığını bilmeyen bir adam gibi görünüyor.
Ama bütün bu hamlelere birlikte bakınca, bana kaostan çok bir hesap varmış gibi geliyor.
Üstelik bu yöntem yeni de değil.
Amerika neredeyse aynısını 40 yıl önce denedi ve kazandı.
O zamanki hedef Japonya'ydı.
1985'e gidelim.
O yıllarda Japonya durdurulamaz görünüyordu. Arabası, elektroniği, çeliği bütün dünyayı sarmıştı. Amerikan şirketleri onunla rekabet edemiyor, Japon şirketleri Amerika'nın en değerli binalarını, stüdyolarını satın alıyordu. Tahtın el değiştirmesi an meselesi gibiydi.
Bunu da savaşla değil, bir imzayla yaptı. Beş ülkeyi bir otel odasında toplayıp Japon parasını değerlenmeye zorladı.
İki yıl içinde yen neredeyse iki katı değer kazandı. Japon malları kısa sürede dünya için pahalı hale geldi ve kimse almaz oldu.
İhracat motoru durdu.
Japonya paniğe kapıldı, ekonomisini kurtarmak için faizi sıfıra indirdi.
Ama o ucuz para üretime değil balona gitti. Borsa ve emlak şişti, sonra çakıldı.
Japonya o günden sonra 30 yılını kaybetti, bir daha da eski gücüne dönemedi.
Buradan çıkan ders şu.
İki süper güç birbiriyle doğrudan savaşmaz, çünkü böyle bir savaş ikisini birden yok eder.
Onun yerine seni geçmek üzere olan rakibi cephede değil, ekonomisinden vurursun.
Hem de kimsenin "savaş" diyemeyeceği kadar sessizce.
İşte 1985 bunun ilk kanıtıydı. Japonya'yı bitiren tank değil, kendi parasının değeri oldu.
Şimdi aynı film yeniden başlıyor olabilir.
Tek fark, karşıda artık Japonya değil Çin var.
Çünkü bugünün fabrikası Çin.
Üretimde Amerika'yı geçti, tahtı zorluyor. Amerika'nın gözünde Çin, yeni Japonya.
Ama bu kez iş o kadar kolay değil.
Çünkü Çin 1985'i ezbere biliyor.
Japonya'nın nasıl bittiğini gördü ve tek bir kurala kilitlendi. Parasının değerlenmesine asla izin vermemek.
Çin, para kapısını sımsıkı kapattı. Ama her kalenin bir zayıf noktası daha vardır. Amerika da Çin'inkini çoktan buldu.
Çin'in bütün gücü tek bir şeye dayanıyor. Ucuz işçi. Dünya, malını ucuza ürettirmek için onlarca yıldır fabrikasını oraya taşıdı.
Çin o fabrikalarda sadece üretmekle kalmadı, öğrendi. Teknolojiyi ve üretim ustalığını yıllar içinde içine çekti, sonunda dünyanın en gelişmiş üreticisi oldu.
Yani bugünkü Çin'in temelinde hâlâ o ucuz işçi var. Bütün bina onun üstüne kuruldu.
Peki ya bir gün, dünyanın en ucuz işçisi bile pahalı kalırsa?
İşte Elon Musk'ın yıllardır sözünü ettiği, üretmeyi planladığı robot tam olarak bu.
Yorulmaz, maaş istemez, uyumaz, izin kullanmaz. Hatta en ucuz işçiden bile ucuza çalışır.
Robot yeterince ucuzladığı gün, hiçbir şirketin malını Çin'de ürettirmek için sebebi kalmaz.
Çin'in onlarca yıllık avantajı, bir mühendislik hamlesiyle erir.
1985'te Amerika Japon parasını pahalı yapmıştı. Bu kez Çin'in emeğini değersiz yapmaya çalışıyor olabilir.
Bir de Trump'ın etrafındaki isimlere bakın. Bana hiçbiri tesadüf gibi gelmiyor.
Robotu kuran isim, dünyanın en zengin adamı Elon Musk. Milyonlarca insansı robotla üretim maliyetini neredeyse sıfıra çekmeyi hedefliyor.
Parasal cephedeki isim daha da çarpıcı. Hazine Bakanı Bessent, 1992'de Soros'un ekibinde İngiltere Merkez Bankası'nı bir günde çökerten adam. Kısacası, para savaşlarının ustası.
Fed'in yeni başkanı Warsh ise teoriyi getiriyor. "Yapay zeka enflasyonu bastırır" diyerek hem faiz indirmenin hem de borç eritmenin önünü açıyor.
Demek ki 1985'in oyununu bilen isimler, bugün yine aynı masada görünüyor.
Peki bütün bunların ucu nereye bağlanıyor?
Amerika'nın 39 trilyon dolarlık borcuna.
Bu borç ödenebilir gibi değil. Toplanan her dört vergi dolarından biri, şimdiden sadece faize gidiyor.
Hafifletmenin bir yolu var. Paranın değerini düşürmek.
Şöyle.
Bugün 39 trilyon borcun var. Doların değeri yarıya inerse, borç kağıt üstünde yine 39 trilyon görünür, ama gerçekte sırtındaki yük yarıya iner.
Normalde para değer kaybedince enflasyon yükselir. İşte robotların ve ucuz enerjinin devreye girdiği yer tam burası.
Robotlar üretimi ucuzlatır, fiyatları aşağı çeker. Venezuela'nın devasa petrolü devreye girerse enerji de ucuzlar.
İkisi birden enflasyonu kapıda tutabilir.
Yani teori şu olabilir. Doları zayıflat, borcu erit, ama robot ve ucuz enerji sayesinde enflasyonu içeri sokma.
Bir de zamanlamaya bakın.
2026, Amerika'nın o devasa borcu yenilemek zorunda olduğu yıl.
Robotlar tam bu sırada sahneye iniyor, Warsh tam bu sırada koltuğa oturuyor.
Bu kadar parçanın aynı anda denk gelmesi, en azından düşündürücü.
Geniş açıdan bakınca, dağınık görünen her şey aslında 1985'te yazılmış bir senaryonun ikinci perdesine benziyor.
Aynı yöntem, aynı tür oyuncular, sahnede yeni bir rakip.
Borcu erit. Üretimi eve getir. Çin'i hiç beklemediği bir silahla yavaşlat.
Tabii bütün bunlar kesin değil, bu sadece benim analizim.
Bu planın çok büyük bir zayıf noktası da var.
Her şey, robotların zamanında hazır olmasına bağlı. Geç kalırlarsa para erir ama enflasyon da geri döner, faturayı Amerikan halkı öder.
1985'te Japonya tuzağı zamanında göremedi, bedelini 30 yıl ödedi.
Ray Dalio'nun dediği gibi, yükselen bir güç eskisine yaklaştığında, eski güç onu durdurmak için elindeki her yolu dener.
1985'te o yükselen güç Japonya'ydı. Bugün Çin.
Ama belki de mesele Çin'den de, borçtan da, hatta dolardan da büyük.
Bu planın mimarlarından biri, Elon Musk, dün bir şey paylaştı.
Yapay zekanın her şeyi değiştireceği o döneme dair şöyle dedi:
"O zamana kadar doların para birimi olarak kullanılacağını sanmıyorum. Sadece kütle ve enerji kalacak."
Bir düşünün. Dünyanın en zengin insanı, üstelik bu robotları üretmeyi planlayan adam, paranın geleceğine inanmıyor.
Belki de bütün bunlar, aynı şeye hazırlık.
Paranın değerini yitirdiği, geriye sadece enerjiyi ve maddeyi elinde tutanın ayakta kaldığı bir dünyaya.
Bu benim şahsi analizim. Yatırım tavsiyesi değildir.
Önümüzdeki dönem kritik. Sizi bilgilendireceğim.
Tüpraş analist toplantısından 3 önemli paragraf:
Olumlu taraf:
1- Yönetim, küresel petrol talebindeki büyümenin devam ettiğini ve rafinaj kapasitesindeki net artışların sınırlı kalmasının ürün marjlarını desteklediğini belirtti. Özellikle Avrupa ürün marjlarında normalleşmenin zaman alabileceği, jeopolitik risklerin ise dönemsel dalgalanmalara yol açmaya devam ettiği ifade edildi. Avrupa’da düşük stok seviyeleri, rafineri duruşları ve bölgesel arz aksaklıklarının özellikle motorin ve jet yakıtı marjlarını destekleyen unsurlar arasında yer aldığı belirtildi. Bu çerçevede, ürün piyasalarındaki mevcut görünümün kısa vadede rafineri marjları açısından destekleyici olmaya devam ettiği değerlendirilmektedir.
Maliyet riski:
2- Artan navlun, sigorta ile ham petrol tedarik maliyetlerinin net etkisini daha sağlıklı değerlendirebilmek adına özellikle Haziran ayı gerçekleşmelerini takip ettiğini belirtti.
Marj beklentisi:
3- Ürün bazında bakıldığında, motorin ve jet yakıtı marjları mart ayındaki zirve seviyelerden gerilemesine rağmen tarihsel ortalamaların üzerinde seyrini sürdürmektedir. Avrupa’da düşük orta distilat stokları, rafineri duruşları ve bölgesel arz aksaklıkları motorin ve jet yakıtı marjlarını destekleyen temel unsurlar olarak öne çıkarken, benzin marjlarında Nisan ayındaki zayıf görünümün ardından toparlanma izlendiği belirtildi. 6 aylık sonuçların ardından 2026 yılı beklentilerinin gözden geçirilebileceği ifade edildi
(Şeker Yatırım Analist Toplantı Notları)
🔴#SONDAKİKA | Pakistan Başbakanı: ABD ve İran arasında barış anlaşmasına varıldığını açıkladı.
• Yoğun görüşmelerin ardından ABD ile İran İslam Cumhuriyeti arasında barış anlaşmasına ulaşıldığını açıklamaktan memnuniyet duyuyoruz.
• Taraflar, Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan etti.
• Resmi imza töreni 19 Haziran Cuma günü İsviçre’de yapılacak.
Ajanslar:
1️⃣ Taslak mutabakat metnine göre İran ve ABD, kapsamlı bir anlaşmaya giden yolda prensipte uzlaştı.
2️⃣ İran, nükleer silah üretmeyeceğini ve edinmeyeceğini taahhüt ederken, yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stokunu İran içinde seyrelterek etkisiz hale getirmeyi kabul etti.
3️⃣ Buna karşılık ABD, İran'ın dondurulmuş varlıklarından yaklaşık 25 milyar doların serbest bırakılmasını,
4️⃣ Belirli bir süre için İran petrolüne yönelik yaptırımların askıya alınmasını ve İran'ın petrol satış gelirlerine erişmesini öngören adımları kabul etti.
5️⃣ Anlaşma ayrıca Hürmüz Boğazı'nın tüm ticari gemilere yeniden açılmasını ve ABD'nin deniz ablukasını kaldırmasını içeriyor.
Taraflar, nükleer dosyanın teknik ayrıntıları ve uranyum stokunun nihai akıbeti konusunda 60 günlük ek görüşmeler yürütmeyi planlıyor.
Sağlık sektörü sayfaları eklendi. @market_visuals
SGK - Hastane sayfasında özel hastane ve toplam olmak üzere aylık müracaat sayıları ve toplam fatura tutarları ile özel hastanelerin sektörden aldığı pay görüntülenebiliyor.
https://t.co/4mRG8OXnMe
SGK - Eczane sayfasında aylık reçete sayısı, fatura tutarı ve reçete başı fatura bilgileri mevcut.
https://t.co/fAYYIcumrj
Yalnız bu veriler 3-4 ay gecikmeli yayınlanıyor. Yine de genel eğilimi görmek adına anlamlı…
Sağlık Sigortası primlerinden toplam ve şirket bazında kırılımları da Sigortacılık - TSS Pazar Payı sayfasına eklendi. #ANSGR #TURSG #AKGRT #RAYSG
https://t.co/7uBXx2s9p8
🔴#SONDAKİKA: ABD Başkanı Trump, İran ile anlaşmanın yarın imzalanacağını duyurdu.
“Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak. İran nükleer silah yapmayacak ve ABD nükleer malzemesini geri alacak ve imha edecek.”
Herkes ABD'nin bombalarını ve yaptırımlarını konuşuyor. Çin ise sessizce yüzyılın kurallarını yazıyor.
Son aylarda ABD durmadan hamle yaptı.
Venezuela'da yönetimi devirdi. İran'ı vurdu. Çin'in petrol yolunu kesti. Çin'in şirketlerini kara listeye aldı.
Böyle dört bir yandan kuşatılan bir ülke ne yapar?
Bağırır, restleşir, misilleme yapar.
Çin hiçbirini yapmadı. Sadece sustu.
Çünkü Çin'in stratejisi o kadar basit ki, çoğu kişi gözden kaçırıyor.
ABD yıkmaya çalışıyor. Çin ise inşa ediyor.
Bu iki strateji, bu yüzyılın gerçek sahibini belirleyecek.
Peki bu kavganın ödülü ne?
Yüz yıldır dünyanın bir numarası ABD.
Ama Çin çok hızlı yaklaştı. Üretimde, enerjide, ihracatta öne geçti.
Birçok analiste göre bu hızla giderse, 2030'larda dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Kazanan da sadece zengin olmayacak.
Dünya kimin parasını kullanacak, kimin teknolojisine muhtaç olacak, kimin kurallarına göre yaşayacak?
Ödül bu kadar büyük.
İki güç de bunu istiyor.
Ama yöntemleri taban tabana zıt.
Önce ABD'nin yöntemine bakalım. Tek kelime. Yavaşlatmak.
Çünkü ABD, Çin'in tek zayıf noktasını biliyor. Enerji. Çin kullandığı petrolün dörtte üçünü dışarıdan alıyor.
ABD de tam bu damara basıyor.
Çin'e ucuz petrol satan ülkelere bakın.
İran savaşla felç edildi. Rusya yıllardır yaptırım altında. Venezuela'nın lideri devrildi, hattı kesildi.
Hepsinin ortak noktası, Çin'i besliyor olmaları.
Bununla da kalmadı.
ABD, Çin'in yükselişini taşıyan şirketleri vurmaya başladı.
Alibaba, BYD, Baidu gibi dev şirketleri kara listeye aldı.
Amaç: Çin'i zirveye çıkaran lokomotifleri yavaşlatmak.
Ama bu yöntemin görünmeyen bir bedeli var.
ABD her cephede saldırdıkça, kendi dostlarını da yıpratıyor.
Körfez ülkelerine bakın. İran ucuz dronelarla bu ülkelerin limanlarını, havalimanlarını vurdu.
ABD'nin onlara sattığı milyar dolarlık savunma sistemleri çoğu saldırıyı durduramadı.
Otuz beş bin dolarlık bir drone'u düşürmek için milyon dolarlık füzeler harcandı.
Bu ülkeler korunmadıklarını gördü.
Üstüne ABD onlara "bize yatırım yapmaya devam edin" dedi.
Sonuç ortada.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, ABD'ye verdikleri dev yatırım sözlerini yeniden masaya yatırdı.
Yani ABD düşmanını yıkmaya çalışırken, dostlarını da kaybediyor.
Peki bu fırtına eserken Çin ne yapıyor?
İşte asıl ustalık burada.
Birincisi, eğilmiyor.
ABD Çinli şirketlere yaptırım uygulayınca, Çin 2021'de çıkarıp hiç kullanmadığı bir yasayı ilk kez devreye soktu. O yaptırımları kendi topraklarında geçersiz ilan etti.
Mesajı net. Ben baskıyla geri adım atmam.
İkincisi, dünyanın kilit noktalarını elinde tutuyor.
Bir savaş uçağının mıknatısından telefonun çipine, gübreden arabanın bataryasına kadar neredeyse her şeyin üretiminde bir Çin hammaddesi var.
Nadir elementler, sülfürik asit gibi adını bile duymadığınız maddeler.
Çin bunların ihracatını kıstığında, dünyanın yarısının üretim zinciri sarsılıyor.
Yani ABD Çin'in şirketlerini vurabiliyor.
Ama Çin de dünyanın fabrikasının nefesini kesebiliyor.
Üçüncüsü, en önemlisi. Çin geleceği kimsenin bakmadığı yerde kuruyor.
ABD son yirmi yılda Irak ve Afganistan'da trilyonlarca doları savaşa gömdü. Çin ise aynı yıllarda Afrika'ya altyapı kurdu.
Kırk dokuz ülkeye liman, demiryolu, baraj, telekom ağı.
Çünkü Afrika dünyanın en genç kıtası.
2050'de nüfusu iki buçuk milyarı aşacak. Bir kıtanın altyapısını kuran, geleceğini de belirler.
Aynı anda Çin sessizce dolardan kopuyor. Elindeki ABD tahvillerini satıyor, yerine altın alıyor.
Kendi ödeme sistemini kurdu, yuanı yayıyor, BRICS'i büyütüyor.
Yani ABD'nin en güçlü silahı olan dolardan, adım adım kurtuluyor.
Şimdi iki yöntemi yan yana koyun. Fark her şeyi anlatıyor.
ABD yıkarak oynuyor. Bombalıyor, yaptırım koyuyor, hat kesiyor. Her hamlesi güçlü görünüyor, ama her hamlesi bir maliyet.
Cephanesi azalıyor, müttefiki küsüyor.
Çin inşa ederek oynuyor. Liman kuruyor, anlaşma yapıyor, sistem yazıyor.
Her hamlesi sessiz, ama her hamlesi geriye kalıcı bir şey bırakıyor.
İşte tarihin sessiz kuralı.
Yıkmak hızlıdır ama tüketir. İnşa etmek yavaştır ama biriktirir.
Uzun bir yarışta yıkanın eli boşalır, inşa edenin eli dolar.
Dahası, ABD'nin her sert hamlesi dünyayı bir adım daha Çin'in kurduğu sisteme itiyor.
Çin'i durdurmak için atılan her adım, ona yeni bir kapı açıyor.
Sun Tzu yüzyıllar önce söylemişti.
''En büyük zafer, savaşmadan kazanılandır.''
Xi Jinping de bütün stratejisini sanki bu cümlenin üstüne kurdu.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
Atak değil defans ve mevcudu korumanın daha ön planda olaması gerektiği kanısındayım. Hiç bir olumlu gelişme yokken 15.000 seviyelerine ulaşan endeksin, yeni gelişmelere orantısız ve abartı tepkiler vermesine şaşırmıyorum.
TCMB Başkanı Fatih Karahan: Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla adımlar attık. Bu sayede dezenflasyon süreci için gerekli koşulların devam etmesi sağlandı. Nisan ayında artan enflasyonun ana eğilimi mayısta bir miktar geriledi.
Trump aralarında Türkiye'nin bulunduğu bölge ülkelerinin katılımıyla (İran'la) anlaşmaya son halinin verilmekte olduğunu, imza töreninin zamanını yakında ilan edeceklerini belirtti