Yüz binlerce dolar maaş alan Harvard profesörü, para kazanmak için neler yapılması gerektiğini mala anlatır gibi anlatmış.
İlk 10 dakikada anlatılanları, 300 dolar verip izlediğim kurslarda bile görmedim. :D
Türkçe altyazılı. Bir bakın derim.
Elinde 4 Milyon TL nakit var. Şöyle bir sistem kurduğunu varsayalım.
🔹 1M TL Peşinat + 3M TL Konut Kredisi (10 Yıl Vade)
🔹 Kredi Taksiti: 90.000 TL / ay
🔹 Elde Kalan 3M TL: TP2 Fonunda (%60 yıllık brüt / ~%49,5 net getirili) ➔ ~120.000 TL / ay
🔹 Ev Kira Getirisi: 30.000 TL / ay
🔹 Toplam Aylık Gelir: 120k (Fon) + 30k (Kira) = 150.000 TL
🔹 Aylık Net Nakit Akışı: 150k - 90k (Kredi) = +60.000 TL / ay
Bu sistemde 60 bin TL her ay fon anaparasına eklenip bileşik büyümeye devam ediyor.
❓ Soru: Bu sistem kaç yıl sürdürülebilir ve bu riske değer mi?
İcradan pek çok gayrimenkul satılığa çıkmış
Resmi değerleme raporu olduğundan uygun fiyatlı seçenekler yakalanabilir.
Sadece İstanbul’da 837 ilan var. Linki yoruma bırakıyorum👇🏻
Kredi Kartı borçlarınızı sürekli döndürerek, kredi çekip borç kapatarak, ay boyunca kredi kartınızı kapatmak için çalışıp uğraşmak yerine akıllıca bir sistemle bu borçtan nasıl kurtulacağınızı ve hatta sonrasında Claude u bir finans uzmanı gibi kullanarak nasıl para kazanacağınızı öğrenmek ister misiniz?
Bakın size çok basit promtlar vereceğim. Denemesi bedava ve cidden sonuç alacaksınız. Gidip kimseye para vermeyin kendi finans uzmanınızı ve muhasebecinizi kendin yapın :)
Alta bırakıyorum.
Para yeniden kazanılır.
Ev yeniden alınır.
Araba yeniden değişir.
Ama 25 yaş bir daha gelmez.
30 yaş da gelmez.
Japonya’ya gidip gelmek taş çatlasa 30 bin lira.
Ama o sokaklarda yürümek, sabah işe yetişmeye çalışan insanları izlemek, bir ramen dükkanında tek başına yemek yiyen, belki ömrünü çalışarak geçirmiş yaşlı bir adamın yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışmak, dilini bilmediğin bir ülkede marketten aldığın kahveyle amaçsızca saatlerce dolaşmak, o sokaklarda kaybolmak…
İnanın bunlar insana 30 bin liradan çok daha fazla şey katıyor.
Çünkü görmüş, yaşamış insan farklı düşünüyor.
Bir süre sonra sürekli ertelemeyi bırakıyor.
Şu kredi bitsin, biraz daha rahatlayayım, seneye giderim demiyor.
Çünkü yılların akıp geçtiğini fark ediyor.
Bir bakıyor, saçına üç beş beyaz düşmüş.
Hayat da beklememiş.
Sonra iyi ki yapmışım diyor.
Dikkat edin, insanlar çok gördüğü, çok okuduğu, çok gezdiği, çok araştırdığı için mutsuz olmuyor.
Çok çalıştığı için, ailesine vakit ayıramadığı için, görmediği, keşfetmediği için, bütün hayatını aynı sokaklarda, aynı otobüste, aynı masada geçirdiği için pişman oluyor.
Hayat, sabah 07.00’de kalkıp aynı servisle işe gitmekten, aynı trafikte beklemekten, aynı masada aynı insanlarla çalışmaktan, akşam eve gelip yemek yiyip biraz telefona bakarak uyumaktan ibaret değil.
Evet, hayat pahalı.
Geçinmek zor.
Ama 120-130 bin liralık bir telefon almak yerine bir alt modelini tercih edip kalan parayla görmek, yaşamak yine senin elinde.
Sosyal medyada başkalarının yaşadığı hayatı izleyip pazartesi yine aynı işe gitmekle, o hayatı gerçekten yaşamak arasında dağlar kadar fark var.
Amerikalı şef ve gezgin Anthony Bourdain’in dediği gibi:
“Eğer bir şeyi savunuyorsam, o da hareket etmektir.
Gidebildiğin kadar uzağa git.
Yapabildiğin kadar çok şey gör.
Zihnini aç.
Kanepeden kalk.
Yola çık.”
Hayat sadece sabah kalkıp başkasının hayallerini gerçekleştirmek için işe gitmekten, akşam eve dönüp uyumaktan ve her ay sonu bilezik almaktan, o bileziklerle de bir üst model araba almaktan ibaret değil…
Bu akşam okeye gitmek yerine, kahvede batak oynamak yerine, gidip Starbucksta ortam kovalamak yerine, veya evde yayıp netflixte takılmak yerine veya Instagram tiktokta kaydırıp dopamin denizinde kaybolmak yerine kendine 1saat yatırım yapmak isteyen olursa buyursun. Claude ile nasıl uygulama geliştirilir, işlerini nasıl rutine bağlayıp iş yükünden kurtulursun, veya geliştirmek istediğin projelerini nasıl halledersin herşeyi anlatmış adam, bir de Türkçe altyazı eklenmiş yok ben almayayım diyenlere zorla izletemeyiz, ama yapay zekayı hayatına nasıl entegre edeceğini öğrenmek isteyenler için çok faydalı bir eğitim buyrun izleyin belki birşeyler kaparsınız hayatınız değişir
Spor yapmanın en önemli 10 faydası:
1- Spor yapmak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) bilişsel semptomlarını azaltıyor.
2- Spor yapmak tüm nedenlere bağlı ve kardiyovasküler ölümlerde azalmayla ilişkili.
Kartal Bulut Doğan canlı yayında Kürtlere ve Allah'a hakaret ediyor
''Sen Kürt müsün? Kürtsün işte Kürtler böyle. Beyinsizsiniz a*ına koyayım.''
''Sizin Allah'ınızı s**eyim. Siz bu ülkede varlığınızın olmasını mı istiyorsunuz, sizin varlığınızı s**eyim.''
Kartal Bulut Doğan: ''Sen Kürt müsün? Kürtsün işte Kürtler böyle. Beyinsizsiniz a*ına koyayım.''
''Sizin Allah'ınızı s**eyim. Siz bu ülkede varlığınızın olmasını mı istiyorsunuz, sizin varlığınızı s**eyim.''
Her narsistin sonunu güçlü bir empat yazar. Bu klişe değil, evrendeki alma verme dengesinin tezahürüdür.
Narsist bir kuyudur, sürekli dolmak ister ama dibi deliktir. Empat ise pınardır, akmadan duramaz. Bu ikisinin buluşması tesadüf değil, manyetik bir yasadır. Narsist ışığa değil, ışığı üreten kaynağa acıkır. Empatın enerjisini emer, onun duygusal bedeninden beslenir ve bu beslenme biyokimyasaldır. Empatın kortizolü yükselir, dopamini çalınır, sinir sistemi travma döngüsüne girer. Buna trauma bonding derler.
Ama denge şaşmaz. Empat bir eşiği geçtiğinde bambaşka bir varlığa dönüşür. Psikolojide buna karanlık empat denir. Duyguyu okumaya devam eder ama artık emmez, yansıtır. Narsistin en büyük korkusu budur çünkü narsist yalnızca okunmadığı sürece güçlüdür. Empat uyandığı an ayna olur ve narsist kendi boşluğunu ilk kez net görür. O çöküşe psikanaliz narsistik yaralanma der, halk dili ise hak yerini buldu der.
Sosyolojik olarak narsist bir toplumda empat sayısı artar çünkü sistem kendi panzehirini üretir. Bireysel düzlemde de aynı yasa işler. Bir narsist anne empat bir kız büyütür, o kız büyüyüp sınır koyduğunda annenin inşa ettiği saray çatırdar.
Enayi sanılan empat, aslında terazinin ağır kefesidir. Narsist konuşur, empat susarak yazar finali.
Hayatınızın merkezinde para, cinsellik, güç veya statü arzusu varsa hiçbir şey başaramazsınız.
Kulağa çelişki gibi geliyor, biliyorum.
Hayatınızı bir daire olarak düşünün.
Merkezde siz olacaksınız. Ruhunuz, özünüz, kimliğiniz.
Çemberin etrafında para, cinsellik, güç, statü dönecek.
Siz güneş gibi merkezde duracaksınız.
Arzularınız gezegenler gibi sizin etrafınızda dönecek.
Siz onların etrafında dönmeyeceksiniz.
Köle olmayacaksınız.
İsteklerinizi, arzularınızı mıknatıs gibi yaptığınız eylemler ve yaydığınız frekansla kendinize çekeceksiniz.
Eğer hayatın merkezinde "siz" olmazsanız hiçbirini başaramazsınız.
Ve "neden olmuyor, neden olmuyor" diye buhrana düşersiniz.
Kelebeklerin peşinde koşma bahçeni güzelleştir.
Onlar sana gelir.
Bu söylediğimi anlamaya ve sorgulamaya çalışın.
Anlaması biraz zor çünkü hayat boyu ters şey öğretildi size.
Size denildi ki: "Çok çalış, kovala, ele geçir, başar."
Bu yanlış değil. Ama eksik.
Çünkü kovaladığınız şey sizden kaçar.
Odaklandığınız eksiklik daha çok eksikliği çeker.
Para için yaşayan adam hep parasız hisseder.
Kadın için yaşayan adam hep yalnızdır.
Statü için yaşayan adam hep aşağı seviyededir gözünde.
Güç için yaşayan adam hep güçsüz hisseder.
Neden?
Çünkü dışsal şeyleri merkez yapan insan iç boşluğunu onlarla doldurmaya çalışıyordur.
Ama o boşluk dışsal bir şeyle dolmaz.
Ne kadar koysanız eksik kalır.
Boş kovadan boş kovaya su taşınmaz.
Siz hayatı ıskalıyorsunuz.
Odak noktanız yanlış.
Siz para için, ün için, şöhret için, şatafat için bu dünyada değilsiniz.
Para, ün, statü, güç ruhunuzun özgürleşmesi için birer araç sadece.
Amaç değil.
Ama siz bunları kovalarken özgürleşmek yerine bunların esiri oluyorsunuz. Ve hayatı kaçırıyorsunuz.
İyi anlayın bu söylediğimi.
Mücadele etmek önemlidir.
Kendini geliştirmek önemlidir.
Çok para kazanmak önemlidir.
Kadınlarla arası iyi bir adam olmak önemlidir.
Bunlarda hemfikiriz.
Ama negatif bir takıntı hayatının merkezine parayı koymak, kadınları koymak, statüyü koymak zararlıdır ve toksiktir.
Fark burada: Bu şeyleri isteyen adam ile bu şeylere muhtaç olan adam aynı değildir.
İsteyen adam merkezindedir, istedikleri yörüngesindedir.
Muhtaç adam isteklerinin yörüngesindedir, kendi merkezinde değildir.
Birincisi kazanır, ikincisi tükenir.
Bu muhakemeyi size bırakıyorum.
Bu söylediğimi anlayanlar varsa bir hata fark edip aydınlanacaktır.
Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç elde edemezsiniz.
Artık olaylara bir üst boyuttan, farklı bir pencereden bakmaya başlamanız gerekiyor.
Merkezinize kendinizi koyun.
Ruhunuzu koyun.
Değerlerinizi koyun.
Sonra ne istiyorsanız kovalamayı bırakın.
Kendinizi hak ettirin.
Ve bir bakacaksınız istediğiniz her şey, yavaş yavaş, kendiliğinden yörüngenize giriyor.
Çünkü evren merkezli insanı ödüllendirir.