Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın,ülken için Kentin için gerçek amaç ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin.
حين ياكل الاطفال ورق الشجر ، فهذه ليست مجرد مأساة إنسانية، بل وصمةٌ في جبين كل من رأى وسكت.
أيُّ ضميرٍ إنساني يقبل أن يبلغ الجوع باطفال غـ زة هذا ال��د.
Dünya, tarih boyunca birçok zulme ve soykırıma sahne oldu.
İşte onlardan bir tanesi de #Srebrenitsa katliamıdır.
Üzerinden tam 31 yıl geçti ama biz;
Söz konusu İslam olduğunda kâfirlerin tek vücut olarak bize nasıl saldırdıklarını unutmadık.
Hunharca katliamın BM gözetiminde yapıldığını unutmadık.
Bütün bunlarla birlikte Müslümanların işlerini BM'ye havale eden yöneticileri de unutmadık, unutmayacağız.
Rasulullah (sav)'in şu kavlini de hatırlatmaya devam edeceğiz:
"İmam bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır, onunla korunulur." [Müslim]
Tarımı bitirmeye yemin etmişler. İşini düzgün yapan ama kendilerinden olmayan herkese düşmanlar. Saf kötüler. Çıkarcılar. Menfaatperestler. Et sektörünü bitirmeye yeminliler. İthal et alıp yabancıya kazandırmak ve aracı şirketleri ile pay almak için yarıştalar.
Batman İl Müftüsü Ahmet Durmuş, günümüzde giderek zayıflayan ticaret ahlakına ilişkin yaptığı değerlendirmede, helal kazancın ibadetlerin kabulü için temel şart olduğunu belirterek, ticarette dürüstlük, güven ve kul hakkına riayet edilmesi gerektiğini söyledi.
Zirve sona erdi. Alınan kararlar açıklandı.
Şimdi bu zirveden, alınan kararlardan, zirve öncesi yapılan hazırlıklardan, alınan önlemlerden, yasaklardan, göz altılardan ve gördüklerinizden Alemlerin Rabbi mi razı olmuştur yoksa sömürgeci kafir haçlı liderleri mi?
Siz söyleyin.
Kuzu ile ağlaşıp kurt ile Beştepe "de keyif sürenler...
Koşulsuz hizmetin bedelini tahsil edince keyifle gülenler...
Esareti, reel politik zannedenler...
Mazlumun hamisiyiz deyip zalimi baş üstünde tutanlar...
Galata köprüsünde Gazzeli FSM'de ise Amerikalı olanlar...
15 Temmuz'un arkasında ABD var diyen ama Trump'ı "şehitlerin" verildiği yerde karşılayanlar...
Her zillete bir kılıf ve her yalana bir tevil bulanlar...
Ne diyelim: Haya etmiyorsanız dilediğinizi yapın!
İkisi de aynı şeyi kutlamak için yapılmış, ABD Bağımsızlık Günü için...
Biri Hilafetin başkenti payitaht İstanbul'u fetheden komutanın isminin verildiği Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, diğeri Filistin'i işgal eden varlığın sözde başkenti Tel Aviv'deki parlamento binası...
O köprüyü sömürgeci kâfir Amerikan bayrağının renklerine boyayanlar esasen kendi renklerini göstermiş oldular.
Müslümanın yedi hassasiyeti (olmazsa olmazları)
1-Tevhid Hassasiyeti: Allah'ın rızasını hayatın merkezine koymak; hiçbir kişi, güç veya menfaati O'nun önüne geçirmemek.
2-Hakikat Hassasiyeti: Doğruluktan ayrılmamak; yalan, iftira ve zanla hareket etmemek.
3-Adalet Hassasiyeti: Dostuna da hasmına da aynı ölçüyle davranmak; hakkaniyetten sapmamak.
4-Kul Hakkı Hassasiyeti: Malda, sözde, emekte ve itibarda başkasının hakkını gözetmek.
5-Emanet Hassasiyeti: Makamı, bilgiyi, zamanı ve imkânları emanet bilerek korumak.
6-Merhamet Hassasiyeti: İnsana, tabiata ve bütün canlılara şefkatle yaklaşmak; affı ve iyiliği öncelemek.
7-Muhasebe Hassasiyeti: Başkalarını yargılamadan önce nefsini hesaba çekmek; takva bilinciyle yaşamak
Diyarbakır’da Sermayenin Gerçek Yüzü
Diyarbakır’da son yirmi yılda yeni bir Kürt şehir burjuvazisimsi bir sınıf doğdu. Başlangıçta bu sınıfın gerçek karakteri görülemedi. Devletin inkâr politikalarına karşı duracağı, barışı savunacağı, Kürt kimliğini görünür kılacağı ve demokratikleşmeye katkı sunacağı düşünüldü; ya da böyle düşünülmesi istendi. Ticaret odaları, iş insanları dernekleri ve yeni girişimci kuşak bu sayede hem toplumda hem de Kürt siyasetinde önemli bir meşruiyet kazandı.
Özellikle 2000’li yıllardan sonra Kürt siyasi hareketi de bu kesimle daha yakın ilişkiler kurdu. Belediyeler, fuarlar, yatırım alanları ve yerel ekonomi politikaları aracılığıyla bu sermaye çevrelerinin büyümesinin önü açıldı. Güçlü bir Kürt ekonomisinin halkın da güçlenmesi anlamına geleceğine inanıldı ya da buna inandırıldı.
Fakat zaman başka bir tablo ortaya çıkardı. Güçlenen halk ekonomisi değil, belirli sermaye grupları oldu. İnşaat, turizm, otelcilik, taşeronluk, dış ticaret, organize sanayi bölgeleri ve kent rantı giderek dar bir çevrenin elinde toplandı. Kent büyüdü; fakat büyüyen halk değil, bir avuç sermayedardı.
Bugün Diyarbakır’ın kimlerin eline geçtiği artık büyük bir sır değildir. Kentin her yerinde artık aynı şey konuşuluyor: Diyarbakır’daki ekonomik güç çevrelerinin Kürt siyaseti üzerindeki etkileri ve çeteleşmesi!…
Asıl dikkat çekici olan ise bu ekonomik gücün kültürel ve siyasal güce dönüşmesidir. Bu çevreler yalnızca şirketler kurmadılar; akademiden sivil topluma, yerel medyadan spor kulüplerine, araştırma şirketlerinden kültürel etkinliklere kadar kentin neredeyse bütün alanlarında belirleyici hale geldiler. Böylece kendi çıkarlarını “kentin ortak aklı” olarak sunmayı başardılar. Oysa sermaye için ortak akıl değil çıkarı önemlidir .
Halk yararına geliştirilen her öneriye aynı refleksle yaklaştılar. Demokratik komünal ekonomi önerisine “hayal”, Kooperatifler için “rekabet edemez” ,toplumsal üretim için ise “piyasa izin vermez” diyerek karşı çıktılar
Nitekim DTSO Başkanı Mehmet Kaya’nın şu sözleri bütün tartışmayı özetliyordu:
“Ben kapitalistim. Benim amacım kâr etmek, toplumsal yarar eksenli üretim değil.”
Bu cümle önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır: Kürt olmak başka, kapitalist olmak başka bir şeydir. Bir sermayedar Kürt olabilir, Kürtçe konuşabilir, barışı da savunabilir. Ancak sermayenin çıkarı ile halkın çıkarı karşı karşıya geldiğinde önceliği kârı olacaktır.
Tam da bu nedenle “yurtsever sermaye” söylemi yeniden sorgulanmalıdır.
Klasik ulusal kurtuluş mücadelelerinde ulusal burjuvazinin belirli tarihsel dönemlerde sömürgeciliğe karşı ilerici bir rol üstlendiği örnekler vardır. Ancak Kuzey Kürdistan’da oluşan sermaye sınıfının böyle bir ulusal karakter taşıdığı söylenemez. Bu kesim, üretimden çok devlet teşvikleri, kent rantı, ucuz emek ve siyasal istikrardan beslenerek büyüdü. Ulusal değerleri ise çoğu zaman toplumsal meşruiyet üretmenin ve sermayesini büyütmenin aracı olarak kullanıyor
Gerçekten yurtsever olan kimdir? Kooperatif kuran kadınlar mı? Toprağında üretmeye çalışan köylüler mi? Tekstil atölyelerinde düşük ücretlerle çalışan binlerce işçi mi?
Yoksa onların emeği üzerinden büyüyen şirketler mi?
Sermaye artık halkın değerlerini de metalaştırmayı öğrendi. Kürt kimliği yatırım fuarlarında, barış söylemini ticari projelerde, yurtseverlik kavramını ise meşruiyet için kullanıyor
Sonuçta eleştirilmesi zor bir sınıf ortaya çıktı. Çünkü kendisini yalnızca zengin olarak değil, halk adına tek yetkili görüyor
Oysa gerçek daha yalındır. Halkın onlarca yıl ağır bedeller ödeyerek açtığı siyasal alan zamanla sermayenin yatırım alanına dönüştü. Mücadelenin açtığı fırsatlardan en çok yararlananlar yoksullar değil, sermaye çevreleri oldu.
Kürt halkı onlarca yıl ağır bedeller ödedi. Peki o bedellerin açtığı ekonomik alanlardan kimler zenginleşti?
Bu soruya dürüstçe cevap verildiğinde, “yurtsever sermaye” söyleminin neden yalnızca bir kavram değil de sınıfsal bir tartışma olduğu görülecektir.
Beş şeyle dalga geçilmez; bunlar insan onurunun sınırlarıdır:
İnsanların inançlarıyla,
İnsanların bedenleriyle,
İnsanların engelleri ve hastalıklarıyla,
İnsanların yoksulluğu ve çaresizliğiyle,
İnsanların acıları ve kayıplarıyla.
İnsanı küçülten mizah, vicdanın eksikliğini gösterir.
DİYARBAKIR’DA İMAR REVİZYONUNUN ASIL MOTİVASYONLARINDAN BİRİ DE , MÜLKİYETİ TİCARET VE SANAYİ ODASINA AİT FUAR ALANININ İDARİ ALANDAN ÇIKARILARAK DİYARBAKIR’IN BEŞLİ ÇETESİNE PEŞKEŞ ÇEKMEK Mİ ?
Hatırlanacağı üzere, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin kabul ettiği son revizyon imar planına karşı rant amaçlı yapıldığı gerekçesiyle kamuoyunda eleştiriler oluşmuş ve Diyarbakır Valiliği, değişikliğin bir kısmına karşı iptal davası açmıştı.
Tartışmaların odağında ise okul, kreş, kütüphane, sağlık tesisi, spor alanı ve sosyal yaşam alanı olarak ayrılan birçok taşınmazın ticaret alanına dönüştürülmesi yer alıyordu.
Kamu yararına aykırı olduğu yönünde eleştirilen bu plan değişikliğinin arkasındaki temel motivasyonun ne olduğu açığa çıkmaya başladı.
Aşağıda görsellerini paylaştığım plan belgeleri; plan değişikliğine neden olan motivasyonun merkezinde Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasına (DTSO) ait yaklaşık 60 bin ve 18 bin metrekarelik iki taşınmazın bulunduğunu gösteriyor.
Belgelere göre, Yenişehir ilçesi Üçkuyu Mahallesi’nde bulunan 1821 ada 3 parsel (59.911,03 m²) ile 1822 ada 2 parsel (18.426,22 m²) DTSO mülkiyetinde bulunuyor.
Sadece bir parseldeki değişiklik üzerinden meseleyi açıklayacak olursak eğer revizyon imar planı öncesinde 1821 ada 3 parsel “İdari Tesis Alanı” olarak planlanmıştı. Yapılaşma koşulu ise Emsal (E): 0,60 idi. Bu da yaklaşık 36 bin metrekare kapalı inşaat hakkı anlamına geliyordu.
Ancak Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı 1/1000 ölçekli yeni revizyon uygulama imar planıyla söz konusu taşınmazın niteliği tamamen değiştirildi . Yeni planla birlikte; eskiden idari tesis olanı olarak faaliyette olan fuar alanı ticaret + turizm alanına dönüştürüldü. Yapılaşma emsali 0,60’tan 2,40’a çıkarıldı. Ayrıca TAKS 0,40 olarak belirlendi.
Bunun sonucu olarak yaklaşık 60 bin metrekarelik olan bu parseldeki toplam yapılaşma hakkı 36 bin metrekareden yaklaşık 144 bin metrekareye yükseldi.
Başka bir ifadeyle sadece kullanım amacı değiştirilmedi; aynı zamanda taşınmazın yapılaşma kapasitesi de yaklaşık olarak dört kat artırıldı.
Bu noktada Büyükşehir Belediyesine sormak gerekir
Bu plan değişikliğinin şehircilik ilkeleri bakımından teknik gerekçesi nedir?
Neden bu taşınmaza emsal dört kat artırılarak verildi?
Bu yoğunluk artışını destekleyen ulaşım, altyapı ve nüfus analizleriniz nelerdir?
Bu plan değişikliğinden ekonomik olarak kimler yararlanacaktır?
Kamuoyunda, bu alanın ileride belirli kişi veya şirketlere tahsis edilebileceği ya da projelendirilebileceği (Ercan Tayınmak ve Nesih Aktepe ya da onların elemanlarına el altında verileceği ve gizli ortağında ticaret odası başkanı Mehmet Kaya olacağı ) yönünde çeşitli iddialar da dile getirilmektedir. Bu iddialar doğru mu?
Büyükşehir belediyesinin imar planlarının temel amacı belirli kişi veya kurumların mal varlığını artırmak mı yoksa şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı doğrultusunda kentin gelişimini esas almak mı ?
Böylesine yüksek ekonomik sonuç doğurabilecek bir plan değişikliğinde, belediye yönetimi ile ekonomik çevreler arasında çıkar ortaklığına ilişkin iddialar hakkında bir açıklamanız olacak mı ?
Sonuç olarak ne denilirse denilsin artık tartışmasız olarak bilinen gerçek şudur:
DTSO’ya ait yaklaşık 60 bin metrekarelik fuar alanı olarak bilinen taşınmaz,
İdari tesis alanından ticaret + turizm alanına dönüştürülmüştür . Yapılaşma emsali 0,60’tan 2,40’a çıkarılmış,
Böylece taşınmazın yapılaşma kapasitesi yaklaşık dört kat artırılmıştır. Bu değişiklik, taşınmazın ekonomik değerini ciddi ölçüde artırmıştır
Bu plan değişikliğini; gerçekten Diyarbakır’ın uzun vadeli şehircilik vizyonu ve kamu yararı doğrultusunda yaptıkları söylenemez . “Kamu yararına dönük yaptık” şeklinde olası savunmalarına aklı başında hiç kimse inanmaz
Revizyon planları ortaya çıktığında bu bir rant projesidir diyenler olarak ne yazık ki haklı çıktık, keşke haksız olsaydık !…
Yaşlı adam her akşam saat yedide masasına iki çay bardağı koyardı.
Komşusu bir gün sordu:
“Misafirin mi gelecek?”
“Hayır,” dedi. “Belki oğlanlardan biri uğrar diye…”
Oğulları aynı şehirdeydi. Her gün onlarca kişiyle görüşürler, yüzlerce kişiyi ararlar ve fakat babalarınınkapısını çalmaya vakit bulamazlardı…
Bir akşam telefon çaldı.
“Başınız sağ olsun.”
Adamın masasındaki ikinci bardak o gün de doluydu.
Evlatlar, anne babalarını kaybettiklerinde ağlarlar… oysa asıl kayıp onlar hayattayken kapılarını çalmayı unuttukları gün başlamıştır…
Ölüm, anne babayı hayattan alır.
Vicdan ise evladın ömründen, bir daha geri gelmeyecek “keşke”leri eksiltmez…
Bundan tam 12 asır önce, Bizans'ın Rum valisi tarafından esir alınan Müslüman bir kadın, kendisine yapılan eziyet ve hakaretler karşısında “Va Mu’tasımah/Ey Mu’tasım neredesin!” diye haykırmıştı.
Bu haber Bağdat'taki Halife Mu’tasım Billah'a ulaşır ulaşmaz, 4000 kişilik süvari birliğin öncülük ettiği devasa bir ordu hazırlatır.
Rum valisine gönderdiği mektupta Halife Mu'tasım aynen şöyle der: “Müminlerin Emiri Mu’tasım Billah’dan Rumların köpeğine! Esir aldığın bacımı derhal serbest bırakmazsan sana öyle bir ordu hazırlıyorum ki, bir ucu burada (Bağdat'ta) diğer ucu da orada (Ammuriye'de) olacak.”
Ammuriye (Amorion) denilen yer Ankara civarında Afyon sınırları içinde bulunan bir kaledir.
Ve 12 asır sonra bugün, işte o Ankara; Doğu Roma'nın artıkları olan Batılı devletlerin liderlerini ve komutanlarını NATO bünyesinde ağırlayacak. Anadolu'nun evlatlarını düşmanlarımız olan bu Rum köpeklerine hizmet için haftalardır çalıştırıyorlar.
Sadece bir kadının feryadını duyup fetih için Bağdat'tan Anadolu'ya gelen Halife ve İslam ordusuyla, ellerindeki Müslüman kanı hiç kurumamış NATO ülkelerinin lider ve askerlerini ağırlayanlar hiç bir olur mu?
Şimdi siz söyleyin bunlar mı ümmetin umudu olacak yoksa Ömer ve Mu'tasım gibi Halifeler mi?
"Zor şeydir insan olabilmek
Dürüstlük, doğruluk ister
İyilik, güzellik ister
İçtenlik, güven ister
Merhamet, vicdan ister
Alçak gönüllülük, tevazu ister.
Hoşgörü, saygı ister…”
Velhasıl insan olmak zor zanaat… ister de ister!
Sokrates’in Üç Elek Testi?!
Bir gün bir tanıdığı büyük bir heyecanla Sokrates’e gelir ve der ki:
— "Sokrates, arkadaşın hakkında ne duyduğumu biliyor musun?"
Sokrates sakince adamı durdurur:
— "Bir dakika bekle," der. "Bana bunu anlatmadan önce küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üç Elek Testi denir."
Adam şaşırır: "Üç Elek Testi mi?"
Sokrates açıklar:
— "Evet. Benimle arkadaşım hakkında konuşmadan önce, söyleyeceklerini üç elekten geçirmen iyi bir fikir olabilir. İlk elek Gerçeklik Eleği. Bana söylemek üzere olduğun şeyin kesinlikle doğru olduğundan emin misin?"
Adam duraksar:
— "Hayır, aslında sadece yolda yürürken başkalarından duydum."
Sokrates gülümser:
— "Anlıyorum, yani doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci eleği deneyelim: İyilik Eleği. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?"
Adam mahcup bir şekilde cevap verir:
— "Hayır, tam tersine..."
Sokrates sözünü keser:
— "Demek ki bana onun hakkında kötü bir şey söylemek istiyorsun ama bunun doğru olduğundan emin değilsin. Yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye üçüncü bir elek kaldı: Yararlılık Eleği. Bana arkadaşım hakkında anlatacağın şey benim için yararlı mı?"
Adam boynunu büker:
— "Şey... Hayır, pek yararlı bir şey değil."
Sokrates taşı gediğine koyar:
— "O halde," der. "Bana anlatacağın şey doğru değilse, iyi değilse ve yararlı da değilse, bunu bana neden anlatasın ki?”
Gününüz aydın olsun…