Eğitim-İş olarak, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları sonucunda kaybettiğimiz öğrencilerimiz ve öğretmenimiz için 15-16 Nisan tarihlerinde meydanlardaydık.
“Bu ülkenin sokaklarının açık cezaevine çevrilmesine müsaade etmeyeceğiz!”
“Her ailenin anlatılacak bir hikâyesi vardır. Her aile, ayrı bir hikâyedir.”
2025 Aile Yılı kapsamında Bakanlığımız tarafından düzenlenen Kısa Film Yarışması’na katılan 107 kısa film içinde, yarışma kriterlerine uygun olanlar arasında yapılan değerlendirme tamamlanmış ve dereceye giren filmler belirlenmiştir.
Birincilik ödülüne Mehmet Ali Akış tarafından hazırlanan ve dünyayı hayallerle ve oyunlarla keşfeden çocuklarımızın hayatına kattıkları umutla, sevgi dolu bir yolculuğun sessiz kahramanları olan koruyucu ailelerimizi konu alan “Kırık Saksıdaki Umut" filmi layık görülmüştür.
Begüm Aksoy imzalı, Nezahat ile görme engelli Fatih’in iki çocuklu bir aile olma yolunda verdikleri sevgi ve sabır dolu mücadeleyi anlatan “Yol Arkadaşım” filmi, ailenin temeli olan sevginin tüm engelleri aşan gücüne yaptığı anlamlı vurgu dolayısıyla ikinciliğe layık görülmüştür.
Samet Yılmaz’a ait "Dünle Yarın Arasında" adlı kısa film ise aile içi bağların gücü ve değer aktarımını sade ve samimi bir anlatımla görünür kılması sebebiyle üçüncülük ödülünü almaya hak kazanmıştır.
Aile olmanın önemi ve mutluluğunu filmlerine yansıtan tüm yarışmacılara gösterdikleri ilgi için teşekkür ederiz.
Basın özgürlüğünün, barışın ve halkın haber alma hakkının simge isimlerinden gazeteci Abdi İpekçi’yi katledilişinin 47. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
Dün Abdi İpekçi’yi katleden zihniyet; bugün sansürle, baskıyla ve tehditle gazeteciliği boğmaya, halkımızın haber alma hakkını engellemeye devam etmektedir.
Eğitim-İş olarak; halkımızdan taraf olan gazetecilerin ve basın özgürlüğünün yanında olmaya devam edeceğiz.
#abdiipekçi
BİRLEŞİK KAMU İŞ “HALKIN ENFLASYONU” ARAŞTIRMASI OCAK 2026
- HALKIN ENFLASYONU: “GIDA FİYATLARI OCAKTA YÜZDE 7,2 ARTTI”
- EN ÇOK TÜKETİLEN GIDA MADDELERİNDEN OLUŞAN BİR SEPET ESAS ALINARAK YAPILAN HESAPLAMAYA GÖRE GIDA FİYATLARI OCAK 2026 İTİBARİYLE SON BİR YILDA YÜZDE 48,9 ORANINDA ARTIŞ KAYDETTİ
- GIDA FİYATLARINDAKİ ARALIKSIZ ARTIŞ EĞİLİMİ 68 AYI BULDU
- GEÇEN YIL OCAK AYINDA 1000 LİRAYA ALINAN BİR GIDA SEPETİ İÇİN BU YIL OCAKTA VATANDAŞLAR 1.489 LİRA ÖDEMEK ZORUNDA KALDILAR
https://t.co/E0PEEiG34i
2026 yılı için emekçi ve emeklileri zor bir sürecin beklediğini, senenin başında görmek mümkündür. Özetle ücret artışları reel geliri korumamakta, vergi sistemi ücretliler aleyhine işlemekte, enflasyon telafisi gecikmekte ve etkisizleşmekte, çalışma yaşamında güvenceler zayıflamakta ve emeklilikte belirsizlik artmaktadır.
2026 yılı, kamu emekçileri açısından yalnızca bir takvim yılı değil; reel gelir, güvence ve gelecek dengesinin yeniden tartılacağı bir eşiktir.
Kamu emekçileri olarak karşı karşıya kaldığımız tablo, emeğimizi değersizleştiren sınıfsal ve siyasi tercihlerin sonucudur. Eğitim-İş olarak hazırladığımız bu rapor; ücret artışlarının henüz cebimize girmeden vergi dilimi ve enflasyon farkıyla nasıl geri alındığını, ocak ayında “zam” gibi sunulan oranların temmuz ayında nasıl bir kayba dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Vergi yükü ve enflasyon farklı yoluyla yaratılan “çifte aşınma” , alım gücümüzü eriterek kamu emekçilerini yoksulluğa itmektedir.
Eğitim-İş olarak, ücretlerin erimesine, iş güvencemizin disiplin tehditleriyle aşındırılmasına ve emeklilik hakkımızın piyasalaştırılmasına karşı sessiz kalmayacağız. Emekçilere dayatılan bu yoksulluk ve güvencesizlik düzenine karşı; insan onuruna yaraşır yaşam ve çalışma koşulları için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Raporu Okumak İçin Tıklayınız
https://t.co/eXqFLXGrXI
KATLEDİLİŞİNİN 33. YILINDA AYDINIMIZ UĞUR MUMCU’YU ÖZLEMLE ANIYORUZ!
Eğitim-İş olarak; araştırmacı gazeteciliğin onurlu ismi, Cumhuriyet devrimlerinin yılmaz savunucusu, “Kalpaksız Kuvayı Milliyeci”miz Uğur Mumcu’yu, katledilişinin 33. yılında derin bir özlem ve saygıyla anıyoruz.
Uğur Mumcu; ömrünü bu toprakların bağımsızlık mücadelesine adamış, gericiliğe ve emperyalizme karşı kalemini bir silah olarak kullanmış, her türlü baskıya ve tehdide karşı halkının yanında yer almış bir aydınlanma neferidir.
24 Ocak 1993’te Ankara Karlı Sokak’ta patlayan bomba yalnızca bir aydınımızın bedenini değil; Tam Bağımsız Türkiye idealini, Atatürk ilke ve devrimlerini, hukukun üstünlüğünü ve halkımızın haber alma hakkını hedef almıştır.
Gazetecilik mesleğini, halkına karşı bir sorumluluk olarak gören aydınımız Uğur Mumcu; kaynaklarımızın özelleştirmeler yoluyla sermayeye peşkeş çekildiği, laikliğin kuşatıldığı, tarikat ve cemaat yapılarının devletin içine sızdığı, siyaset-mafya-sermaye üçgeninde ilişkilerin derinleştiği bir dönemde; canı pahasına halkının yanında yer almaktan bir an olsun vazgeçmedi.
Gelinen noktada Mumcu’nun uyarılarında ne denli haklı olduğu, her gün yeniden tescillenmektedir; kamusal eğitim piyasaya teslim edilmekte, eğitim emekçileri ve öğrenciler tarikat ve sermaye kuşatmasına alınmakta, laiklik sistematik şekilde aşındırılmakta, emekçi halkımız güvencesizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmektedir. Siyasi iktidar tarafından dayatılan gericilik ve piyasacılığa itiraz edenler ise yargı sopasıyla susturulmaya çalışılmaktadır.
Dün faili meçhul cinayetlerle aydınlarımızı hedef alan zihniyet ile bugün piyasacı ve gerici kuşatmalarla laik, bilimsel ve kamusal eğitimi tasfiye eden zihniyet aynıdır.
Eğitim-İş olarak; katledilen aydınlarımızdan aldığımız meşaleyi, laik ve bilimsel eğitim mücadelemizle aydınlık yarınlara taşımakta kararlıyız.
Uğur Mumcu’yu katledilişinin 33. yılında; karanlığa, gericiliğe ve emperyalizme karşı verdiğimiz mücadelenin pusulası olan sözleriyle anıyoruz:
“Ben Atatürkçüyüm, ben, cumhuriyetçiyim, ben lâikim, ben antiemperyalistim, ben tam bağımsız Türkiye'den yanayım, ben insan hakları savunucusuyum, ben terörün karşısındayım; ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.”
Çocuklarımızı bu sömürü çarkına kurban etmeyecek; onları tarikata kul, sermayeye köle yaptırmayacağız!
Birleşerek kazanacağız.
Aydınlık yarınları hep birlikte kuracağız!
Kurtuluşumuz; aklın, bilimin ve emeğin ortak mücadelesindedir.
Haklarımızın gasp edilmesine, emeğimizin değersizleştirilmesine ve çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına karşı tek bir sesle haykırıyoruz:
bir lütuf değil, temel haktır.
Eğitim İçin Birlik olarak ilan ediyoruz:
Eğitim emekçisinden emeklisine, velisinden öğrencisine kadar hepimiz aynı enkazın altındayız.
Bugün 65 yaş üstü nüfusun %11,9’u güvencesiz işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Dayatılan gelecek nettir: Mezara kadar çalışmak.
Eğitimi gericileştiren zihniyet ile emekliyi yoksulluğa mahkûm eden zihniyet aynıdır. İnsanca yaşam, güvenceli çalışma ve onurlu emeklilik; +
Sömürü düzeni yalnızca bugünü değil, ülkenin dününü inşa eden emeklileri de hedef almaktadır. 16 milyon 953 bin emekli; iktidar tarafından bir “yük” olarak görülmekte, açlık sınırının altındaki maaşlara mahkûm edilmektedir.
Çocuklarımızın zihinleri gerici müfredatlarla, bedenleri ise yoksulluk, yetersiz beslenme ve çocuk işçiliğiyle kuşatılmaktadır. Bir öğün ücretsiz okul yemeği, bir lütuf değil; kamusal bir haktır ve derhal hayata geçirilmelidir.
Emekçi halkın çocukları MESEM ve ÇEDES aracılığıyla ya çocuk işçiliğine sürülmekte ya da gerici müfredatlarla karanlığa mahkûm edilmektedir. Nitelikli eğitim, parası olanın erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür.
ekonomik enkaza dönüştürülmüştür. Okula başlama maliyetleri bir yılda %60 artmış, bir çocuğun kırtasiye ve giyim giderleri asgari ücretin %90’ına ulaşmıştır.
Eğitim sistemi; çocukları yeteneklerine göre değil, ailelerinin sınıfsal konumuna göre ayrıştırmaktadır.
Bu talep teknik değil; meslek onurunun gereğidir.
Bu sömürü düzeninin faturasını yalnızca eğitim emekçileri değil, veliler de ödemektedir. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim bir meta değil, en temel yurttaşlık hakkıdır. Ancak bugün bu hak, velilerin sırtına yüklenen ağır bir +++
Mücadelemizin bir diğer cephesi mesleki kimliğimizdir. Öğretmenler; büro çalışanı, evrak memuru ya da tüccar değildir. 10 No’lu“Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” torba iş kolu dağıtılmalı; kamuda olduğu gibi ayrı bir “Eğitim ve Güzel Sanatlar” iş kolu oluşturulmalıdır. ++
Asgari ücretin altına düşen maaşlar, tatil haklarının gaspı, belirli süreli sözleşmelerle yaratılan işsizlik tehdidi ve sistematik mobbing artık katlanılamaz boyuttadır. Angarya işler ve ödenmeyen ek ders ücretleri derhal son bulmalıdır.