🚨 Acil İnsani Yardım Çağrısı - Lütfen Geniş Çapta Paylaşın 🚨
Samar Nidal Salloum'un (26 yaşında) ailesi, onu bulmak için tüm iyi niyetli insanlardan ve Homs kırsalındaki herkesten yardım istiyor.
📍 Kaybolma Detayları
Zaman: Bu sabah evden ayrıldı ve geri dönmedi.
Güzergah: Al-Qabu kasabasındaki evinden, çalışmak (��züm yaprağı toplamak) için Hawash kasabasına doğru yola çıktı.
Durum: İş yerine ulaşmadı ve kendisiyle tüm iletişim kesildi. Telefonu kapalı.
Samar üç çocuk annesi ve çocukları onun dönüşünü endişeyle bekliyor.
Hamide Rencüs
Dokunulmazlıkların kaldırılması süreci, verdiğimiz hukuk mücadelesi ve yalan bilgilerle çarpıtılmak istenen gerçekler;
Son dönemde geçmişteki milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci üzerinden yapılan haksız eleştiriler ve oluşturulmaya çalışılan algılar karşısında, gerçekleri ilk günkü netliğiyle halkımızla paylaşmak bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Şu anda hiçbir dokunulmazlığı olmayan ve Erdoğan’ın açtığı birçok davada onlarca yıl hapis cezasıyla yargılanan, bir kısmından da ceza almış bir siyasetçi olarak tekrar söylüyorum; kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorum.
22. Dönem milletvekillerimizin ve aday adaylarımızın noter huzurunda, kendilerine tanınan dokunulmazlık ayrıcalığından faydalanmayacaklarını beyan etmeleri de bizim konuya bakışımızın göstergesidir.
2016 yılındaki dokunulmazlıkların kaldırılma sürecinde AKP, anayasa değişikliklerini referanduma götürerek yapmak istedi. Bu, ülkenin üzerine bir karabasan çöktürme niyetiydi. Bağrımıza taş bastık, risk aldık; bu karabasanı ve ülkenin tehlikeli bir biçimde kutuplaşmasını engelledik.
Sayısal çoğunluğumuz ancak buna imkân verdi. Dönemin milletvekili arkadaşlarımız her adımına şahittir.
Biz, iktidarın bu algı operasyonunu ve kurduğu siyasi tuzağı bozmak, bütün milletvekillerinin hiçbir suçtan korkusu olmadığını göstermek adına o dönem “Evet” dedik.
Bu karar, iddia edilenin aksine, siyasi bir günah veya teslimiyet değil; iktidarın elindeki en büyük propaganda silahını elinden alma hamlesiydi.
Üstelik o günkü anayasal ve yasal sürece göre, dokunulmazlığı kalkan bir siyasetçinin tutuksuz yargılanması, yargılama bittikten sonra eğer bir ceza kesinleşirse gereğinin yapılması gerekiyordu. Ancak iktidar, yargıyı sopa gibi kullanarak yasal süreci ve evrensel hukuk ilkelerini çiğnedi; milletvekillerini apar topar gözaltına alıp tutukladı.
Burada suçlanması gereken muhalefet değil, hukuku katleden Saray rejimidir.
Bu sürecin perde arkasını, hukuki boyutunu ve o günkü siyasi iklimi en iyi bilen kişilerden biri de Sayın Selahattin Demirtaş’tır. Biz, Sayın Demirtaş’ın ve tüm siyasi tutsakların haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına karşı ilk günden beri en gür sesi çıkardık; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve Demirtaş’ın özgürlüğü için meydanlarda, Meclis kürsülerinde ve Adalet Yürüyüşü’nde her zaman en ön safta mücadele ettik.
Hal böyleyken, bugün gelinen noktada hem bu büyük hukuk mücadelesini görmezden gelen hem de el altından Erdoğan yönetimiyle pazarlık masasına oturan ve sözüm ona Sayın Demirtaş’ın yol arkadaşı olduğunu iddia eden bazı kişilerin tavırları tam bir tutarsızlıktır.
Biz geçmişte kurulan tuzakları bozarak hukuk zemininde kalırken, bugün Erdoğan’ın muhalefeti bölme oyunlarından biri olan dokunulmazlık meselesini yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyunda işleyen siyasetçi ve gazeteciler, bilerek ya da farkında olmadan iktidara hizmet etmektedir.
Bizim ne halkımıza karşı bir günahımız ne de Adalet Yürüyüşü’müzden bir milim sapmamız vardır! Dün olduğu gibi bugün de ilkeli duruşumuzdan taviz vermeden; hem Saray rejimiyle hem de onunla iş birliği yaparak demokratik muhalefeti zayıflatmaya çalışanlarla mücadele etmeye kararlıyız.
Buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Sayın Demirtaş’ın, Selçuk Kozağaçlı’nın, Can Atalay’ın, Gezi tutuklularının, haksız yere tutuklu bulunan bütün belediye başkanlarımızın ve bu milletin her bir üyesinin hakkını sonuna kadar arayacağımı bilmenizi isterim.
Bu ülkede tek bir adaletsizlik, tek bir mazlum kalmayana dek; herkes için adalet, herkes için hukuk demeye inatla ve kararlılıkla devam edeceğiz!
Gazetecilere soruyor;
"Bir müteaahit bir Genel Başkan Yardımcısına rüşvet verdim diyor. Niye o Genel Başkan Yardımcısı dava açmıyor?" diyor.
Gazeteci hırsızı savunuyor.
@herkesicinCHP@szctelevizyonu
İspanya'da bir meclis üyesi, dünyada çok az insanın söylemeye cesaret edebileceği şeyler söyledi:
-"160 ölü kız çocuğunun annelerinin, çocuklarını öldürdüğü için Trump'a teşekkür edeceğini mi düşünüyorsunuz?
Siz Trump'ın yalakası oldunuz?"
Genel Merkezimizde muazzam bir kalabalık, harika bir enerji var! Yarınlara olan inancımızla omuz omuza veriyor, bu büyük coşkuyu hep birlikte paylaşıyoruz.
@kilicdarogluk#Bayram#Birlik#Dayanışma#Kardeşlik
DİYALOG OLMAZSA HERKES KAYBEDER
Erdoğan CHP içindeki sorunları kaşıyacak, kavgaları dönülmez noktaya getirecek adımlar atıyor, mahkemeleri de istihbaratı da, CHP içindeki adamlarını da bu amaç için kullanıyor. Öte yandan siyasal faturayı ödememek için de "benim bu işlerle alakam" yok diyerek köşeden olanları izleyip atacağı yeni adımların planlamasını yapıyor.
"Yenilikçi" denilenler seçimin ertesi günü önceden hazırlanmış videolarını paylaştılar. CHP'de seçime giderlerken "Alevilere oy vermez bu toplum" diyerek, Kemal Bey'e etnik ve inançsal kimliği üzerinden ahlaksızca saldırılar yaptılar, ithamlarda bulundular. Bu konuda onlarca eleştiri yazısı yazdım. Karalama ve itibarsızlaştırma yapan televizyon ve gazetelerin tamamı "beyaz Türk" ve İmamoğlu tarafından parasal anlamda destekleniyorlardı. Bu ekip CHP'de denetime geldiklerinden bu yanada gece gündüz Kemal Beyi itibarsızlaştırmak, karalamak ve siyasal olarak linç etmek için çabaladılar haala bu uğursuz çabalara devam ediyorlar. "Körün gözü açılınca kırdığı ilk şey bastonu olurmuş." Trolleriniz ve parayla denetiminize aldığınız basın üzerinden yürüttüğünüz linç kampanyasına derhal son vermeli dialog aramalısınız.
Kemal Bey'e bu süreçte genellikle sessiz kaldı.
Mahkeme kararı sonrası ya karara uygun davranacaktı ya da kayyum atanacaktı, o partisini kayyuma bırakmama kararı verdi. Mahkeme kararıdır dedi. Doğru ama amalı bir cümle kurması gerekmez miydi. "Evet burada olumsuz şeyler oldu ama Erdoğan bu kararları bu olumsuzluklardan ötürü bu karaları verdirmiyor, zira onun iktidarı baştan aşağı rüşvet ve yolsuzluk üzerine kurulu. O bu kararları parti içi dengelerle oynayıp kavga çıkarmak için yapıyor, Ekrem ile görüşeceğim" diyebilirdi. (Ekrem diyorum zira Özgür Bey emaneten başkanlık yapıyor.) Böyle deseydi hem CHP hem de AKP iktidarının rüşvetçiliğine karşı çıkar ahlaki bir tutum almış olurdu. Gerçi Türk toplumunun yolsuzluklara rüşvete karşı ahlaki bir itirazı yok, onların itirazı bu yağmadan kendilerine düşen payadır.
ÖNERİM:
Ekrem Bey linç kültürü ile karalama ile, çatışma ile sonuç alamazsınız, kısa sürede bazı kazanımlar elde etsenizde uzun vadede stratejik hedeflerinize ulaşamazsınız. Trollerinize, parala tuttuğunuz gazeteci yorumcu denilen adamlarınıza sahip çıkın Alevilere, Dersimlilere hakaret etmesinler. Bunun size bir yararınız yok. Kemal Bey ile görüşmeli dialog aramalısınız, suçlama, karalama, linç ettirme çözüm üretmez.
Kemal Bey siz eski düzenden yeni bir ev yapmak istiyorsanız önümüz kış, bu ev kışa yetişmezse dışarda kalır soğuktan donarsınız. Hiç bir şey olmamış gibi, 2023 genel başkanlığı devam ediyor gibi davranamazsınız. "Kaptanın görevi gemiyi güvenli bir limana yanaştırmaktır." Sizin siyasete dahil ettiğiniz kimselerin çiğlikleri, saygısızlıkları, ihanetlerini tarihe emanet ederek toplumun Erdoğan rejiminden kurtulma arzusuna göre hareket etmeniz için onları çağırıp konuşun lütfen. Dialog dışında bir çözüm yoktur, mahkemelerde, iç tüzüklerde aranacak çözüm kuzuyu kurda teslim etmektir. Kendi ellerinizle ektiğiniz umut tohumlarının yok olmasına müsade etmeyin lütfen.
Son olarak Kemal Bey'e saldırarak ucuz demokratlık taslayanlardan olmadım. Hemşerimi savunmam vesilesiyle feodal tarzı eleştirileri ciddiye bile almadım. Kemal Bey üzerinden Alevilere, Dersim'e, Kırmanclığa yapılacak en ufak bir hakaret, karalama karşısında bir duvar gibi durdum, durmaya devam edeceğim. Alevi ve Kırmanc kimliğini adeta "defolu kimlik" gibi yansıtmaya çalışan, siyaseten ikinci sınıf vatandaş görmeye çalışanlar karşısında set olmaya devam edeceğiz.
Yaşar KAYA
CHP eski liderlerinden Deniz Baykal'dan CHP yöneticisi kriterleri:
🔸CHP'yi satmamış olacak
🔸CHP'yi satın almaya kalkmamış olacak.
“CHP'ye kara para hükümdar olamayacak.”
İmamoğlu ve Özel’e dair
-Kitle eylemleri ve özgürlükler-
Bu güzel ülke, üç yüz bin gencin yurtdışına kaçtığı bu cehennemi ülke, kısacık tarihinde kitlelerin bir kaç büyük kitle eylemine tanıklık etmiştir.
İlki 15-16 Haziran'dır; sendikalar yasasındaki gerici değişikliğe ve yoğun siyasi baskılara karşı dev bir işçi ayaklanmasıdır. İşçi sınıfı -belki ilk defa- bir sınıf olarak ayağa kalkmıştır. Sonucu ve bedeli 12 Mart 1971 askeri darbesidir.
Bir görkemli eylem ise, Sivas Katliamı protestolarıdır. Yüzbinlerin Yürüyüşü olarak adlandırılmıştır. 33 insanın Sivas şehrinde bir hotelde naklen yakılmasına karşı, derin devlete ve siyasal islamcılara karşı, yüzbinlerin ayağa kalkma eylemidir. Yakılmanın ve yürümenin sonucu -sanırım en başta Avrupa'daki- "Alevi uyanışı"dır.
Ama tarihimizdeki en görkemli, neşeli, mizahi, insani, akıllı eylem Gezi'dir. Katılım yönünden de öncekileri kat kat aşar -ki, boşuna Celali hatırlanmamıştır-. Ben ve çok sayıda insan buna devrim demiştik. Evet örgütsüzdü, egemen sınıflar yıkılmamıştı, siyasal düzen de değişmemişti ama bu o güne kadar boğulmuş zihinleri uyandıran, siyasal islamcı karanlığa karşı apaçık bir itirazdı.
Benzersizliği, 3 ayı aşkın bir süre, koca ülkenin -2'si hariç- tüm şehirlerinde -MİT raporuna göre 13 milyon- kişinin yürümesi değildir sadece. Gezi bir milat, "nükleer bir serpinti"dir. "Gezi kuşakları" ortaya çıkmıştır. Karşı tarafta bir daha asla topralanamayacak Erdoğan realitesidir. O Saray'ında epeydir yalnızdır.
Bu saydığım eylemlerin hiçbirinin bir lideri, partisi, öncü kuvveti yoktur. Gezi'de Berkin ve Ali ismail akla gelir tabii. Ancak bu isimleri yaratan kitlelerin eylemidir. Yoksa -son derece sıradan insanlar olan- bu isimler, eylemleri yaratmamıştır.
Herhalde bu bahiste son örnek 19 Mart sonrası meydana gelen gösterilerdir. İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmasına karşı, başta İstanbul olmak üzere milyonların çeşitli şehirlerdeki protestolarıdır. Özgür Özel'e göre, eylemlerin sonucu, "İstanbul Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmaması"dır.
Ancak bu eylem dalgası CHP tarafından -kısa sürede- söndürülmüştür. Hem de bizzat İmamoğlu'nun kararıyla. Önce "mitingler yapma" kararı alınmıştır -Bu aslında Erdoğan'ın izin verdiği yerde, saatte ve sürede, "kumda oynama" idi-. Sonra zamanla eylemler sönümlendirilmiştir. İnanılmazdır.
Ekrem İmamoğlu ile 10 Nisan 2025 günü Silivri'de avukat arkadaşlar Erturul Cem Cihan ve Ali Fatih Çetin ile -geçmiş olsun amaçlı- görüştük. "Özgür Özel bu eylemleri neden durdurdu" diye sordum. "Biz başkanla beraber bu kararı Silivri'de verdik" dedi. Gerekçesini, "ya birinin burnu kanarsa" diye açıkladı. Biz itiraz edince, "The Guardian ve New York Times'a makale yazma gibi yollar da var" dedi. Biz -Trump da Putin de, AB de Erdoğan'ın yanında- diye yine itiraz edince, "eğer ihtiyaç duyarsak eylemleri yeniden başlatırız" deyiverdi.
Ekrem İmamoğlu'na, cezaevindeki görüşme odasında -son söylediğimiz- o tek cümle aşağı yukarı şöyleydi: "Evet kitle hareketini söndürebilir, hatta durdurabilirsiniz, ama yeniden başlatamazsınız, çünkü kitleler açlık, sömürü, işsizlik, hiçleştirme, aşağılanma gibi bazı ağır koşulların bir araya gelmesinin ürünü olarak, 'bardak dolduğunda' patlarlar, bu koşullar iradi değildir."
15-16 Haziran'dan Gezi'ye, Gezi'den 19 Mart'a, oradan 24 Mayıs'a, tüm yaşadıklarımız bize ne söylüyor? Kitle eylemleri, hak ve özgürlüklerin en önemli sigortasıdır.
“Kitleleri uyutma"nın sonuçları ise -kısa sürede ve acıyla- görülmüştür: CHP liderliğine kayyum ve genel merkezin işgali, rahatça hayata geçirilmiştir.
(Hüseyin Aygün, BirGün, 26.5.2026)
t24: "CHP'li Solakoğlu'ndan Kılıçdaroğluna tepki: Koltuk bağımlısı olmuş bir müptelasınız ve acilen tedavi olmanız şart."
***
Üsluba bakınız!
Bahsettiği kişi üyesi olduğu siyasi partinin yedinci genel başkanı.
***
Sencer (Solakoğlu) bey,
Hekim olmayan bir kişinin herhangi bir kişiye tedavi önermesi sadece ahlaki bir sorun değil korsan doktorluk yani suç kapsamına da girer.
İyisi mi sen Ferrero güzellemelerine dön biz de işimizi yapalım.
https://t.co/z7QPxBTnC2
CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel:
Sencer Solakoğlu,
Karadenizde Ferrero sözcülüğü yapıp bozulan imajını yancılık ile kazanma çaban edepsizlik sınırlarını aşmış, önce parti ahlakını, eski/yeni genel başkanların dokunulmaz olduğunu öğren.
Sahte doktorluk ile teşhis koyacağına önce kendi işini düzgün yap cowboy.
Bu ülkede senede 650 bin sığır ölüyor, 400 bini önlenebilir hastalıklardan, Türkiye'nin sığır ithalatı kadar. Önce kendi işini düzgün yap da sonra siyaset yaparsın.
Kamuoyu bilsin ki;
-Tıbbi olarak incelemesi biter bitmez bunun teşhisini iki gün içinde kamuoyu ile paylaşacağım da,
-zirai olarak ise bu şahıs, Ferreronun ve sermayenin CHP'ye sızdırdığı bir aparat, fındık coğrafyasına salınmış bir kokarca felaketidir.