Bu bir vicdan yazısı.
Belki dili o yüzden ağır olacak.
Bu yazıyı da sanırım en iyi, PKK terörüne karşı mücadele etmiş olanlar, kanın nasıl aktığını görenler, gerçekten acı çekenler ve acı-çile çekenleri hissedebilenler anlayacak.
Bir empati yapmaya çalışın lütfen:
Bir tecavüzcü; gözleriniz önünde bir adamın annesine, eşine, kız kardeşlerine tecavüz ediyor. Eğer o adamda onur, vefa, erkeklik, namus, akıl varsa o tecavüzcüye ne yapar?
Emin olun, PKK terör örgütü ve onun elebaşı Apo’nun Türkiye’ye, Türklere ve Kürtlere yaptığı o tecavüzcünün yaptıklarından çok daha ağır, çok daha incitici, çok daha onur kırıcıdır.
Arkamızdan vurmuşlardır, ihanet etmişlerdir, ülkemizi parçalamaya, kardeşliğimizi bozmaya kalkmışlardır, coğrafyamızı emperyalistlere peşkeş çekmişlerdir, binlerce Mehmetçik’i ve masumu katletmiş, sayısı bilinmedik Kürt kızının namusuna el uzatmışlardır.
O zaman sorumuz şu:
İnsan eli kanlı bir pisliği başının üstüne mi koyar, ayağının altında mı alır?
İtibar mı verir, muhatap mı kabul eder, adam yerine mi koyar, meşruiyet mi verir, otorite mi sayar, yoksa ona dünyada cehennemi mi, pisliğin, zilletin dibini mi yaşatır?
Cevap öncelikle sizin imanınızla, vicdanınızla, namusunuzla, vafanızla ilgilidir.
Çünkü konu önce siyasi, etnik, demografik ya da jeopolitik değil, vicdani, ahlaki ve imanidir.
Öte tarafıyla siyasetin, stratejinin, jeopolitiğin kaynak kodu rahmani ve ahlakidir. Hiçbir siyaset, strateji ve jeopolitik çözüm ahlakla, onurla, vicdanla, vefayla, insanlıkla velhasıl Rahman ve Rahman’ın emanetleriyle uyumlu değilse sorumlularına dünyada ve mahşerde yaşatacağı şey zillettir.
Bugün bir kez daha eli kanlı cani, örgütünün yaptığı her türlü ihanetten kötülükten sorumlu olan teröristbaşı Apo’nun ne mesajlar verdiğini konuşuyoruz.
Bazıları onu onurlandırıyor, reklamını yapıyor, yüreğine basıyor, medet umuyor, ayağına gidiyor, otorite olarak tanıyor.
Bunu neden yapıyorlar?
Bilmiyorum, kendilerine sorun.
Belki ne yaptıklarını biliyorlar, belki bilmiyorlar.
Ama neden yaptıklarını açıklayamıyorlar da.
Temiz, onurlu ve vefalı vicdanlara ve akıllara inemedikleri kesin. Sadece bilinmez bir amaç uğruna “Terörsüz Türkiye” sözünü bir silah olarak kullanıyorlar.
Aklı, vicdanı, imanı, sağduyusu, kanın acısını bilen hiç kimse “Terörsüz Türkiye” hedefine “Hayır” demez zaten. Ama aklı, vicdanı, imanı, sağduyusu olan, kanın acısını bilen hiç kimse de bunun sinsi bir hainle ve onun aşağılık bölücü örgütüyle olmayacağını bilir.
///
Süreci başlatanlar “en ufak bir taviz verilmeyecek, terör örgütü kayıtsız şartsız silah bırakacak” diyorlardı.
Sinsice getirildiğimiz noktaya bir bakın lütfen: Aklanma-meşrulaştırma-muhatap alınma-otorite ilan edilme süreçleri yaşatılan eli kanlı cani teröristbaşı Apo; artık Türkiye’yi bölünmeye taşıyacak;
- Sözde anayasal vatandaşlık,
- Sözde barış yasaları,
- Sözde demokratik toplum,
- Sözde entegrasyon kisvesi altında…
Anayasanın değiştirilmesinden, üniter devletin parçalanmasından, devletin ve egemenliğin çöküşünden bahsediyor, yol, yordam, yöntem gösteriyor.
Çok merak ediyorum, acaba kaç kişi bu caninin söylediklerinin anlamını, amaçlarının ne olduğunu sorguluyor?
Örgüt ve elebaşı, terör-eylem-parçalama-nüfuz etme metodlarını değiştiriyor, amaçlarını değil.
Bu terör stratejisiyle yapısal bütünlüğünü, ideolojisini, karar mekanizmalarını, silahlarını ve niyetleri muhafaza altına almak istiyor.
Böylece 40 yıldır silahla yapamadığını yeni bir metotla, yeni bir faza geçiriyor.
Yani yılan kabuk değiştiriyor.
Biz de izliyoruz.
//
Aslında benim sözüm terör örgütüne, onun elebaşına ve onları himaye eden, kötülük dolu bir coğrafya ve meşum bir gelecek kurgulayanlara değil.
Bugün Kürt’üyle Türk’üyle bir millet teröre ve elebaşına bu kadar yüz veriyor, medet umuyor, otorite kabul ediyor ya da meşrulaştırıyorsa, çareler denizinde gidip bir yılana sarılıyorsa, o toplum bırakın fiziki bir işgali, çok daha ötesinde;
- Bir hakikat bilgisi krizi,
- Bir ahlaki çöküş,
- Bir iman bunalımı,
- Bir zihinsel işgal,
- Bir insanlık, onur, vefa ve hafıza krizi yaşıyor demektir.
Ve artık her şeye müstehaktır.
Ama inanıyorum…
Türk milleti, Kürt’üyle, Türk’üyle bu varoluşsal zafiyeti öyle ya da böyle aşacaktır.
Ya aklı, vicdanı, onuru ve imanıyla.
Ya da çok acı bedeller ödeyerek.
Vicdanı, aklı, imanı, sağduyusu, ahlakı, vefa duygusu ve hafızası kalanlar bu günleri unutmasın ve tarihe bir not düşsün.
Saygılarımla…
Abdullah Ağar
27 Şubat 2026
İYİ Partili Cenk Özatıcı:
"Akp’si, Mhp’si, Chp’si, Yeni Yol’u buradaki bütün partiler bu rapora imza attılar. Bu raporun 15. sayfasında 50 bin Türk vatandaşının katiline ‘Kurucu Lider’ ifadesi bulunuyor. ‘Kurucu Lider’ ifadesine imza attınız.
Sizin ‘Kurucu Lideriniz’ de ‘Önderiniz’ de yerin dibine batsın!"
🚨SON DAKİKA | CNN İFŞA ETTİ, ABD ADALET BAKANLIĞI SİTEDEN SİLDİ!
CNN, ABD Adalet Bakanlığı'nın Epstein dosyalarında, bir kız çocuğunun “sadece 15 yaşındayım” dediği görüntüler de dahil olmak üzere, sansürsüz çok sayıda video ortaya çıkardı!
— Daha sonra Adalet Bakanlığı videoları apar topar siteden kaldırdı!
Düşünün ki bu dosyalar yıllarca devletin gözetiminde kaldı, kız çocuklarının feryadı sonuçsuz kaldı, kimse hakkında işlem yapılmadı.
Yıkılsın bu dünya düzeni!
Allah belanı versin Trump!
Sessiz olan Müslüman lider ve ülkelere de lanet olsun!
Son günlerde belli çevreler tarafından bilinçli biçimde yürütülen bir kampanyayı dikkatle izliyorum. Bu algı operasyonu kimi zaman karşımıza bir manşetle kimi zaman da sosyal medyada yazılıp çizilenlerle çıkıyor.
Öncelikle şunu herkes bilsin:
Göreve geldiğimiz ilk günden bu yana milletin emanetine namusumuz gibi sahip çıkacağımızı söyledik. Aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.
Ankara halkının parasını kendi cebimizdeki para gibi koruduk.
Çöp projelere değil, halkın gerçek ihtiyaçlarına yatırım yaptık.
Rant düzenine son verdik.
Belirli zümrelere sağlanan ayrıcalıkları kaldırdık.
“Kim daha çok oy verdiyse oradan başlarım” anlayışını değil,
“İhtiyaç neredeyse oradan başlarım” anlayışını benimsedik.
İhaleleri canlı yayınlamaya, Sayıştay raporlarımızı kamuoyuyla paylaşmaya, meclis oturumlarımızı şeffaf biçimde yayınlamaya devam ediyoruz.
Bütçemizi kalem kalem Ankaralı hemşehrilerimize anlatıyoruz.
Şeffaflık, yolsuzlukla mücadele ve mali disiplin politikalarımız sayesinde uluslararası alanda ödüller aldık, finansal güvenilirlik notlarımızla Türkiye’de örnek gösterilen belediye olduk.
Şimdi ise yürüyen adli süreçler üzerinden bir algı operasyonu yapılmak isteniyor.
Nisan 2019’dan bu yana hakkımda 100’ün üzerinde şikâyet yapılmıştır.
Bu dosyaların büyük bölümünde ifadem dahi alınmamıştır.
Danıştay’da ise iki dosyam bulunmaktadır:
Bunlardan biri Dodurga bölgesinde imar rantına karşı duruşumuz nedeniyle,
diğeri ise kamuoyunda “konser soruşturması” olarak bilinen süreç kapsamında, denetim görevimi yerine getirmediğim iddiasıyla açılmıştır.
Benim dönemimde en küçük bir iddia olduğunda iç teftişi başlatan da dosyayı savcılığa götüren de yine benim.
Kendi dönemimde dahi yanlışa göz yummadım, yummam.
Benim kendimden en ufak şüphem yok. Çünkü saklayacak hiçbir şeyim yok.
Şunu açıkça söylüyorum:
Ben yetkiyi Türk Milleti’nden aldım.
Ankara halkı da memnuniyetini yüzde 60’ın üzerinde oy vererek gösterdi. Nedeni de hayata geçirdiğim halka dokunan projelerim ve şeffaf oluşumdur.
Hâl böyle iken; kimse bizi siyasi operasyonların ve itibarsızlaştırma çabalarının bir figüranı yapamaz.
Bizim dayanağımız ne makamdır ne güçtür.
Bizim dayanağımız milletimizin vicdanıdır.
Akşam çocuğuna yemek yapabilen annenin duasıdır.
Evinin ihtiyaçlarını karşılayabilen babanın huzurudur.
Tarlasında alın teriyle toprağa tohum eken çiftçinin umududur.
Öğrencinin içtiği sıcak çorbadır.
Garibanın kapatılan veresiye defteridir.
Eczanede “borcunuz kapandı” denildiğinde yüzü gülen hastanın sevincidir.
Hiçbir baskı, hiçbir itham, hiçbir siyasi hesap bizi doğru bildiğimiz yoldan alıkoyamaz.
Bugün algı yapanlar şunu unutmasın:
Adalet bir gün herkese lazım olur.
Tuv-Türk açıkça vatandaşa dayatılmış bir harç düzenidir. Tek yere yetki ver, rekabeti bitir, fiyatı şişir, vatandaşı mecbur bırak…
Sonra da soy !
Köprüleri, otoyolları, şehir hastaneleri, havalimanları ve araç muayene istasyonları gibi bu iktidarın kurduğu her sistemde millet hizmet almıyor, adeta haraç ödüyor ! @ticaret@HMBakanligi
@YusufElmas Kemal kılıçdaroğlu nun yeni versiyonu.
Tek elden yönetilidiğinizin en büyük kanıttı.
Yusuf Halaçoğlu boşuna demiyo
Atatürk den sonra Türkiye yı Türk ker yönetmiyor diye
BiZde maalesef bunların değirmenine su yaşıyoruz.
Yazıkkı şu an kime güveneceğimizi bilemiyoruz.
@K_TURK_19051919 Bu günün en büyük şakşakcısı menfaat uğruna her şeyi yapan bir adam.
Arada bir doğru söylüyor olması hiç bir şey değiştirmez.
Bu gün aynı olayların bin katı oluyor.görmüyormu görüyor ve sahibinin sesi olraka zincire vurulmuş.
Abdullah Ağar ın tırnağı etmez.
CNN de dinleyin yetet
DEM’liler Nusaybin’de Türk bayrağını gönderden indirdiler. Lozan’ın çizdiği sınırı tanımıyoruz diyerek Suriye’ye geçtiler.
Bu arada TBMM’de Öcalan komisyonu raporun taslağı üzerinde anlaşmış. Detaylar üzerinde çalışıyorlarmış.
Bundan tam bir yıl önce bugün Türk bayrağını gönderden indirecek bu sürece karşı çıktığım için gözaltına alınıp tutuklanmıştım.
Merak ettim, bayrağımızın gönderden indirilmesi Terörsüz Türkiye’nin detayı mı? @zaferpartisi
Kim ne derse ne yaparsa yapsın.Bütün dahili ve harici bedbahtlar bir araya gelirse gelsin 1071de kurduğumuz 1299da formatladığımız ve nihai formatı 29 Ekim 1923 te attığımız milli üniter Türk Devleti kıyamete kadar bu topraklarda var olacak.
Nokta!
Farkında mısınız, bu arkadaş "Bizim topraklarımız" diyerek Türkiye'yi "işgalci" bir ülke konumuna sokuyor.
Türkiye üniter bir ulus devlettir. Tüm topraklar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin egemenliği altındadır. Bu nedenle "bizim topraklarımız" gibi ayrıştırıcı bir ifade, anayasal düzlemde sorunlu, bölücü ve hatta suç teşkil eden bir terör dilidir.
Bu tür ifadeler, bazı kişi ve gruplar tarafından "devletin meşruiyetini sorgulamak" veya "paralel bir aidiyet" yaratmak için son zamanlarda sıklıkla kullanılmaktadır.
Bu ifadelerde Türkiye işgalci bir güç konumuna sokulmaktadır.
Ortada bu cümlelere yaptırım uygulayacak bir hükümet de olmadığı ve işbirlikçiler Meclis'te olduğu için, bölücü unsurlar dilediği gibi at koşturmaktadır.
Bir yanda bölücü Kürt unsurlar, bir yanda Rum-Yahudi koalisyonunun Türkiye'yi tehdit eder tavrı, diğer yanda Suriye'de devletçilik oynayan SDG ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dış İşleri Bakanı'na yapılan ağır saygısızlık, öte yanda Karadeniz'de vurulan 4. gemimiz, Türk hava sahasına giren ve düşmeseler varlığından haberimiz bile olmayacak İHA'lar, kargo uçağımızın kırıma uğraması...
Türkiye, 103 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca, ülkeyi yöntenler tarafından, hiç bu dönemki kadar aşagılanmamıştı !!!
Polis Mehmet Cemil Efendi…
Yıl 1919.. İstanbul işgal altında. Polis Mehmet Cemil Efendi tramvay ile göreve gitmekteyken Gülhane civarında insanların kaçıştığını görür tramvay'dan inerek kalabalığa doğru ilerler.
Mehmet Cemil efendi, beş altı Senegal asıllı sarhoş Fransız askerinin kasaturaları ile etrafa saldırdıklarını, Sirkeci yönünden gelen bir arabayı devirip, içerisindeki iki Türk kadını da zorla indirerek taciz ettiklerini görür. Fransız askeri Senegalliler kendilerine engel olmak isteyen arabacı, şerbetçilik yapan bir esnafı ve bir Türk askerini süngüleyerek yaralamışlardır.
Tüm bunları gören Polis Mehmet Cemil Efendi hiç düşünmeden silahına sarılır ve 2 Fransız askerini öldürür.
Mehmet Cemil efendi, Polis Müdürü Nurettin Bey’e hadiseyi olduğu gibi anlatır. Ancak müdürü Nurettin telefonla işgalci Fransızları arar ve Polis Mehmet Cemil Efendi’yi bizzat kendisi götürerek Fransızlara teslim eder. Fransızlar onu Kumkapı’da ki Fransız Hapishanesi’ne hapsederler. 27 Şubat 1920’ de gerçekleşen 3. duruşmasında Polis Mehmet Cemil Efendinin, “kendini savunmak için silah kullandığı “ kabul edildiği halde 10 yıl kürek cezasına çarptırılır ve cezasını çekmek üzere Fransa’ya gönderilir.
Polis Mehmet Cemil Efendi Fransızlar tarafından önce Marsilya'ya, sonra Provasisi'ye oradan da Papillon filmine konu olan Fransız Guyanası'nda bulunan Şeytan Adasına hapse gönderilir. Çok ağır şartlar altında hapis yatan Polis Mehmet Cemil Efendi 2 kere kaçma girişiminde bulunduysa da yakalanır.
Dünyanın öbür ucundaki 45090 no’lu mahkum Polis Mehmet Cemil Efendi'yi herkes unutsa da biri unutmamıştır. O kişi Atatürk'tür.
Atatürk'ün Fransa'nın Ankara büyükelçisi aracılığıyla yaptığı girişimleri sonucunda polis Mehmet Cemil efendi 1929' da İstanbul'a döner. Büyük ilgiyle karşılanır.
Karaköy İskelesi’nde emniyet mensubu 50 kişilik gurup tarafından alkış ve çiçeklerle karşılanır. Kendisine Beyoğlu Polis Dairesi mensuplarınca bir buket çiçek ve İstanbul Polis Müdürlüğü 5. Şube mensupları adına altından bir dolmakalem ile bir buket çiçek hediye edilir. Dönemin gazetelerinden Milliyet, Akşam ve Cumhuriyet olayı bir gün sonra okurlarına ilk sayfadan duyurur
Polisliğe geri dönmek istediğini söyleyince, isteği yerine getirilir ancak adada yaşadığı tramvalar ağır izler bıraktığından çok devam edemez. 44 yaşında vefat eder.
Tarih sarhoş ve saldırgan Fransızların yaptıklarını görmezden gelerek arkasını dönüp gidenleri değil Polis Mehmet Cemil efendiyi yazdı.
Ruhu şad olsun.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
AK Parti Şırnak milletvekili Arslan Tatar:
"Başkan Mesud Barzani, Sen bizim amcamız , dayımız gözümüzün nurusun. Biz çocukluğumuzda senin anıların ile büyüdük. Sen ki yüce zat Molla Mustafa Barzani’nin oğlusun. Biz Kürdlüğü senden öğrendik Baban Molla Mustafa’dan öğrendik. Başımız gözümüz üstüne geldiniz.."
Bunları söyleyen AK Parti milletvekili Kara Tatarlardan bir Türk ailenin mensubu. PKK “demokratik entegrasyon” adı altında devleti çok uluslu federasyona dönüştürürken Türk asimilasyonu da devam ediyor.
Türkiye, Yugoslavyalılaştırılmak isteniyor. Zafer Partisi olarak bu sürecin karşısında olacağız, Anayasamızı savunacağız. @zaferpartisi