“DEVLET AKLI” !!!
“…Devlet aklı denilen şey; iktidarın millete yedirdiği iyi polis goygoyudur. Hükümetler dahil her şeyi kontrol eden, her daim devletin menfaatlerini gözeten bir derin devlet (devlet aklı) algısı milleti rahatlatmak için üretilen şehir efsanesinden başka bir şey değildir…”
…
Tutturmuşlar bir Devlet aklı da devlet aklı diye. Devlette zerre bir akıl kaldığına inanan varsa aklına şaşarım. Bu şehir efsanesini üfürenlerin yegane amacı iktidarın saçma sapan işlerini kamufle etmekten ibarettir. Aslında insanların şöyle düşünmesi isteniyor:
Derin dehlizlerde kümelenmiş bazı insanlar var (aksakallılar, ak saçlılar, ihtiyarlar, asker/sivil bürokratlar, duayen akademisyen, gazeteci, iş insanları vs). Bunlar devlet aklını temsil eden bir zümredir (güya derin devlet de denilir) Hükümetlerin rutin işlerine müdahale etmezler, bir yere kadar yolsuzluk vs konularına da ses çıkarmazlar. Herkesin tahmin ettiği ama kimsenin; işte bu adamlar diyemeyeceği türden sırlı, güçlü ve devletin gerçek koruyucularıdırlar !!!
Hükümetlerin rutin icraatlarına karışmayan bu adamlar devletin kırmızı çizgilerinin çiğnendiğini, yoldan sapıldığını gördüklerinde müdahale ederler. !!!
Devletin bekası söz konusu olduğunda (!) masaya yumruğunu vuran ve hükümetleri yola sokan bu devlet aklı/derin devlet ne hikmetse millet per perişan olduğunda, yoksulluktan beli büküldüğünde, genç evlatlar, kadınlar, masum insanlar sokak ortasında katledildiğinde, yolsuzluklarla, hibe ve sözüm ona ihalelerle ülkenin /milletin varlıkları peşkeş çekildiğinde, milyonlarca genç evde oturup ailesinin birkaç bin lirası ile ömür tükettiğinde, 3 tarafı denizlerle çevrili, 4 mevsim yaşanan bu ülkede balığa, meyveye sebzeye hasret bırakıldığında pek ortalarda görünmez. Devletin bekasından ve kırmızı çizgilerinden kasıt da zaten kendi ikballeridir.
Devlet aklı denilen şey; iktidarların millete yedirdiği iyi polis goygoyudur. Hükümetler dahil her şeyi kontrol eden, her daim devletin menfaatlerini gözeten bir derin devlet (devlet aklı) algısı milleti rahatlatmak için üretilen şehir efsanesinden başka bir şey değildir. Madem yalan da olsa, sağdan soldan toplumun her kesiminden milyonların inandığı bir derin devlet/devlet aklı var, o zaman ben de bu devlet aklına seslenmek istiyorum:
Eyyy muhterem devlet aklı, tez aklını başına al zira böyle giderse ortada devlet falan kalmayacak.!!!
https://t.co/JeLhteBQ0F
Özgür Özel ve benzeri politikacıların esasen liderlik özellikleri yoktur. Böylesi siyasetçiler yeni bir oluşum, şuurlu/liyakatli kadrolar, yeni bir hikaye ve stratejisi olan hedefler ihdas edemez, bir kurucu liderlik örneği sergileyemezler.
Kurulu bir sistemi çalıştırma, bir çarkın dişlisi olmak gibi görevleri kotarırlar ve bu manada başarılıdırlar da. Zaaflarına rağmen kinci üçüncü adam pozisyonunda iş ve süreç takip etme konusunda faydalı da olurlar.
Tıpkı AK Parti gibi, sıfırdan özgün bir projeyi hayata geçiremeyen ancak ellerine verilen bir projeyi iyi takip eden saha mühendisi gibidirler.
Hep söylüyorum, siyasetçiler bizim gibi sıradan ölümlü insanlar gibi değildir. Onlar değişik canlılardır. !
Bu siyasetçiler profesyonel figürlerdir. Onlar kendilerini; çok çile çeken, milletin derdiyle dertlenip özel hayatından fedakarlık yapan, gece gündüz koşturup vatandaş için çalışan, bu yoldan sağlıklarından, özgürlüklerinden olan dava insanları gibi anlatırlar ama işin aslı öyle değildir.
Onlar şahsi ikbal ve menfaatleri söz konusu değilse, yüksek perdeden konuştukları hiçbir konuyu dert etmezler. Sadece konuşurlar. Aslında bütün stresi etrafındaki garibanlara, partililere, emekçilere ve esasen millete yüklerler. Gözlerinin önünde dramlardan dram yaşansa modları düşmez. Başkalarını yemeden içmeden kesen olaylar, bu siyasetçiler için soğuk nevale tadında iki lakırdıyla geçiştirilen sıradan vakalardır. Bu yüzden olsa gerek 80-90 yaşından önce terki dünya eden çok az politikacı vardır.
Ota b.ka her konuda paylaşım yapan bu siyasetçilerin, ülkede meydana gelen büyük/küçük her olayı çok önemsiyormuş ve takipçisiymiş gibi, yine insanların herbir sorunuyla gerçekten ilgileniyormuş gibi yaptıkları samimiyetten uzak açıklamaları ve bütün bunları yemeyip içmeyip sosyal medyalarından paylaşmaları kimseyi yanıltmasın. Bu onlar için sadece bir iştir o kadar. Yoksa içselleştirdikleri bir durum yok.
Hep söylerim, siyasetçiler bizim gibi sıradan ölümlü insanlar gibi değildir. Onlar değişik canlılardır.
Bu siyasetçiler profesyonel figürlerdir. Onlar kendilerini; çok çile çeken, milletin derdiyle dertlenip özel hayatından fedakarlık yapan, gece gündüz koşturup vatandaş için çalışan, bu yoldan sağlıklarından, özgürlüklerinden olan dava insanları gibi anlatırlar ama işin aslı öyle değildir. Onlar şahsi ikbal ve menfaatleri söz konusu değilse, yüksek perdeden konuştukları hiçbir konuyu dert etmezler. Sadece konuşurlar. Aslında bütün stresi etrafındaki garibanlara, partililere, emekçilere ve esasen millete yüklerler. Gözlerinin önünde dramlardan dram yaşansa modları düşmez. Başkalarını yemeden içmeden kesen olaylar, bu siyasetçiler için soğuk nevale tadında iki lakırdıyla geçiştirilen sıradan vakalardır. Bu yüzden olsa gerek 80-90 yaşından önce terki dünya eden çok az politikacı vardır.
Ota b.ka her konuda paylaşım yapan bu siyasetçilerin, ülkede meydana gelen büyük/küçük her olayı çok önemsiyormuş ve takipçisiymiş gibi, yine insanların herbir sorunuyla gerçekten ilgileniyormuş gibi yaptıkları samimiyetten uzak açıklamaları ve bütün bunları yemeyip içmeyip sosyal medyalarından paylaşmaları kimseyi yanıltmasın. Bu onlar için sadece bir iştir o kadar. Yoksa içselleştirdikleri bir durum yok.
Hep söylerim, siyasetçiler bizim gibi sıradan ölümlü insanlar gibi değildir. Onlar değişik canlılardır.
Bu siyasetçiler profesyonel figürlerdir. Onlar kendilerini; çok çile çeken, milletin derdiyle dertlenip özel hayatından fedakarlık yapan, gece gündüz koşturup vatandaş için çalışan, bu yoldan sağlıklarından, özgürlüklerinden olan dava insanları gibi anlatırlar ama işin aslı öyle değildir. Onlar şahsi ikbal ve menfaatleri söz konusu değilse, yüksek perdeden konuştukları hiçbir konuyu dert etmezler. Sadece konuşurlar. Aslında bütün stresi etrafındaki garibanlara, partililere, emekçilere ve esasen millete yüklerler. Gözlerinin önünde dramlardan dram yaşansa modları düşmez. Başkalarını yemeden içmeden kesen olaylar, bu siyasetçiler için soğuk nevale tadında iki lakırdıyla geçiştirilen sıradan vakalardır. Bu yüzden olsa gerek 80-90 yaşından önce terki dünya eden çok az politikacı vardır.
Ota b.ka her konuda paylaşım yapan bu siyasetçilerin, ülkede meydana gelen büyük/küçük her olayı çok önemsiyormuş ve takipçisiymiş gibi, yine insanların herbir sorunuyla gerçekten ilgileniyormuş gibi yaptıkları samimiyetten uzak açıklamaları ve bütün bunları yemeyip içmeyip sosyal medyalarından paylaşmaları kimseyi yanıltmasın. Bu onlar için sadece bir iştir o kadar. Yoksa içselleştirdikleri bir durum yok.
Hasılı ülke siyaseti yangın yerine dönmüşken aşağıda bir numunesini gördüğümüz siyasetçilerin, milleti ahmak yerine koyan böylesi açıklamalar yapması bu nedenle kimseyi şaşırtmamalıdır.
Araştırmacı Murat Gezici:
“Kemal Kılıçdaroğlu'nun önümüzdeki haftalarda Cumhurbaşkanı adayını ilan etmesi bekleniyor.
Aday Özgür Özel veya Mansur Yavaş olabilir.”
Özgür Özel ve benzeri politikacıların esasen liderlik özellikleri yoktur. Böylesi siyasetçiler yeni bir oluşum, özellikli kadrolar, yeni bir hikaye ve stratejisi olan hedefler ihdas edemez, bir kurucu liderlik örneği sergileyemezler.
Kurulmuş olan sistemi sürdürme, bir çarkın dişlisi olarak görevini iyi yapma ve işini takip etme konumunda başarılıdırlar. İkinci üçüncü adam pozisyonunda faydalı olabilirler.
Tıpkı AK Parti gibi, sıfırdan özgün bir projeyi asla hayata geçiremezler ama ellerine verilen bir projenin iyi takip eden saha mühendisi gibidirler.
Ne yapacakları ve yapmayacakları konusunda çok yazdım, kendisine de söyledim ama olmuyor işte.
“…12 Eylül darbesinin ardından politik sebepler başta olmak üzere Türk vatandaşları yurt dışına (batıya) akın akın gitmeye başlayınca önlem olarak vize uygulamasına başladılar. Bu uygulama Türk devlet yetkililerinden/hükümetinden bağımsız değildi. Bizimkiler de elbette böyle olmasını özellikle istedi…”
Türk vatandaşlarına vize uygulamasında, uygulayanlardan daha çok buna yol veren ve şimdilerde yine gündemde olan meşhur ve meçhul devlet aklı (!) sorgulanmalıdır.
Bakınız, 1980 yılına kadar nerdeyse hiçbir ülke Türkiye’ye vize uygulamıyordu. 12 Eylül darbesinin ardından politik sebepler başta olmak üzere Türk vatandaşları yurt dışına (batıya) akın akın gitmeye başlayınca önlem olarak vize uygulamasına başladılar. Bu uygulama Türk devlet yetkililerinden/hükümetinden bağımsız değildi. Bizimkiler de elbette böyle olmasını özellikle istedi.
Hatta Kanada 🇨🇦 1987 yılına kadar Türk pasaportuna vize istemezken aynı durumla karşılaştı. Türkler keşfettikleri Kanada’ya kalabalık gruplar halinde göç etmeye başlayınca Kanada hükümeti bu durumu araştırmaya başlar. Acaba Türkiye’de deprem, iç savaş, salgın hastalık vs gibi olağanüstü bir durum mu oldu da bu insanlar ülkemize akın akın gelmeye başladı diye Türk hükümetine sorarlar.
Bizimkiler gayet pişkin bir şekilde: hayır olağanüstü bir durum yok, çok şikayetçiyseniz vize uygulayın diyerek meseleyi Türk usulü ile çözerler. !!!
Kanada örneği, vize uygulayan diğer ülkelerin durumu ile örtüşen bir hal arzediyordu ki bugün tek bir farkla değişen bir şey yok, o da rant…
Vize ve özellikle yeşil pasaport uygulaması hakkında AB/Türkiye arasındaki gizli mutabakat konusunda bir paylaşım daha yapacağım.
“…12 Eylül darbesinin ardından politik sebepler başta olmak üzere Türk vatandaşları yurt dışına (batıya) akın akın gitmeye başlayınca önlem olarak vize uygulamasına başladılar. Bu uygulama Türk devlet yetkililerinden/hükümetinden bağımsız değildi. Bizimkiler de elbette böyle olmasını özellikle istedi…”
Türk vatandaşlarına vize uygulamasında, uygulayanlardan daha çok buna yol veren ve şimdilerde yine gündemde olan meşhur ve meçhul devlet aklı (!) sorgulanmalıdır.
Bakınız, 1980 yılına kadar nerdeyse hiçbir ülke Türkiye’ye vize uygulamıyordu. 12 Eylül darbesinin ardından politik sebepler başta olmak üzere Türk vatandaşları yurt dışına (batıya) akın akın gitmeye başlayınca önlem olarak vize uygulamasına başladılar. Bu uygulama Türk devlet yetkililerinden/hükümetinden bağımsız değildi. Bizimkiler de elbette böyle olmasını özellikle istedi.
Hatta Kanada 🇨🇦 1987 yılına kadar Türk pasaportuna vize istemezken aynı durumla karşılaştı. Türkler keşfettikleri Kanada’ya kalabalık gruplar halinde göç etmeye başlayınca Kanada hükümeti bu durumu araştırmaya başlar. Acaba Türkiye’de deprem, iç savaş, salgın hastalık vs gibi olağanüstü bir durum mu oldu da bu insanlar ülkemize akın akın gelmeye başladı diye Türk hükümetine sorarlar.
Bizimkiler gayet pişkin bir şekilde: hayır olağanüstü bir durum yok, çok şikayetçiyseniz vize uygulayın diyerek meseleyi Türk usulü ile çözerler. !!!
Kanada örneği, vize uygulayan diğer ülkelerin durumu ile örtüşen bir hal arzediyordu ki bugün tek bir farkla değişen bir şey yok, o da rant…
Vize ve özellikle yeşil pasaport uygulaması hakkında AB/Türkiye arasındaki gizli mutabakat konusunda bir paylaşım daha yapacağım.
@canancoskun@LeventisMG “…Türk vatandaşlarına vize uygulamasında, uygulayanlardan daha çok buna yol veren ve şimdilerde yine gündemde olan meşhur ve meçhul devlet aklı (!) sorgulanmalıdır.
Bakınız, 1980 yılına kadar nerdeyse hiçbir ülke Türkiye’ye vize uygulamıyordu..,”
Türk vatandaşlarına vize uygulamasında, uygulayanlardan daha çok buna yol veren ve şimdilerde yine gündemde olan meşhur ve meçhul devlet aklı (!) sorgulanmalıdır.
Bakınız, 1980 yılına kadar nerdeyse hiçbir ülke Türkiye’ye vize uygulamıyordu. 12 Eylül darbesinin ardından politik sebepler başta olmak üzere Türk vatandaşları yurt dışına (batıya) akın akın gitmeye başlayınca önlem olarak vize uygulamasına başladılar. Bu uygulama Türk devlet yetkililerinden/hükümetinden bağımsız değildi. Bizimkiler de elbette böyle olmasını özellikle istedi.
Hatta Kanada 🇨🇦 1987 yılına kadar Türk pasaportuna vize istemezken aynı durumla karşılaştı. Türkler keşfettikleri Kanada’ya kalabalık gruplar halinde göç etmeye başlayınca Kanada hükümeti bu durumu araştırmaya başlar. Acaba Türkiye’de deprem, iç savaş, salgın hastalık vs gibi olağanüstü bir durum mu oldu da bu insanlar ülkemize akın akın gelmeye başladı diye Türk hükümetine sorarlar.
Bizimkiler gayet pişkin bir şekilde: hayır olağanüstü bir durum yok, çok şikayetçiyseniz vize uygulayın diyerek meseleyi Türk usulü ile çözerler. !!!
Kanada örneği, vize uygulayan diğer ülkelerin durumu ile örtüşen bir hal arzediyordu ki bugün tek bir farkla değişen bir şey yok, o da rant…
Vize ve özellikle yeşil pasaport uygulaması hakkında AB/Türkiye arasındaki gizli mutabakat konusunda bir paylaşım daha yapacağım.
CHP’nin sosyolojik olarak miadı çoktan dolmuştu. Belli bir görüşe sahibi öbeklerin ve tepkisel arızi yönelimler dışında toplumun geneline hitap eden bir hikayeyi yazamadı. (Belki de gerek görmedi) CHP esasen MHP, DEM, YRP, Saadet , ZP ve benzeri cemaat/ ideoloji/etnik tabanlara hitap eden partilerin oy oranı görece yüksek bir parti olarak varlığını sürdüren bir parti olmaktan öteye geçemedi/ geçemeyecekte.
Mesele CHP’nin bölünüp bölünmemesinden ziyade bizatihi CHP’nin sahip olduğu kodlardır. Bu kodlar bölünenlerde de devam ederse değişen bir şey olmaz..
Özgür Özel ve benzeri politikacıların esasen liderlik özellikleri yoktur.
Böylesi siyasetçiler yeni bir oluşum, özellikli kadrolar, yeni bir hikaye ve stratejisi olan hedefler ihdas edemez, bir kurucu liderlik örneği sergileyemezler.
Kurulmuş olan sistemi sürdürme, bir çarkın dişlisi olarak görevini iyi yapma ve işini takip etme konumunda başarılıdırlar. İkinci üçüncü adam pozisyonunda faydalı olabilirler.
Tıpkı AK Parti gibi, sıfırdan özgün bir projeyi asla hayata geçiremezler ama ellerine verilen bir projenin iyi takip eden saha mühendisi gibidirler.
Ne yapacakları ve yapmayacakları konusunda çok yazdım, kendisine de söyledim ama olmuyor işte.
“…En değerli şey zaman ve bunu: dur bakalım ne olacak, zaten pazarlık yapıyoruz, hem Devlet Bahçeli’de komisyona falan üye verdiğimiz için bize garanti verdi diyerek heba etmeyin..,”
“…Mezbahada kesilmeyi bekleyen koyun gibi olmayın, mutlak butlan ve kurultay davaları demoklesin kılıcı gibi tepenizde sallandırılıyor.
En değerli şey zaman ve bunu: dur bakalım ne olacak, zaten pazarlık yapıyoruz, hem Devlet Bahçeli’de komisyona falan üye verdiğimiz için bize garanti verdi diyerek heba etmeyin.
Zor zamanlar zor kararlar almayı gerektirir. Vakit varken: senin adamın benim kankim vs diyerek etrafınızda tuttuğunuz şaibeli isimlerle, hayalet gibi duvarın arkasında bekleyen kifayetsiz muhteris ve yancıları ile yollarınızı ayırıp bir hareket başlatın. Bu hareket sadece CHP’den ayrılanların hikayesi olmasın, ülkenin itibarlı ve yıpranmamış insanlarını, siyasetçilerini ikna edin ve sağlam bir kadro oluşturun. Topluma ve ülkeye bir gelecek hikayesi sunun ve güven verin.
CHP’nin kurumsal kimliğine ve imkanlarına sahip olma kavgası sizi bir yere götürmeyecek, küçük CHP için değil büyük Türkiye için mücadele verin. Ve bunu aksiyon alarak şimdi yapın, gündemi siz belirleyin. Aksi halde seçimlere 1 seneye yakın mutlak butlan vs gibi kararlarla sizi aksiyon alma konusunda çaresiz bırakacaklar, çünkü zaman kalmayacak. Sizi günü birlik reaksiyoner rutin işlerle meşgul edecekler ve en değerli şey olan zamanı, topluma umut ve güven veren bir hikaye yazma şansınızı boşa çıkaracaklar. İş bitmeye yakın küreğe sarılan amele gibi olmayın.
İş işten geçmeden, zaman daralmadan bu stratejiyi uygulayın yoksa gerçekten hem siz hem Türkiye kaybedecek...” diye yazdığımda lay lay lom takılan konformist bir anlayışla bildiklerini okudular.
Bu saatten sonra yapsalar da ciddi bir karşılığı olmayacak. Harç bitti yapı paydos, maalesef. !!
Türk vatandaşlarına vize uygulamasında, uygulayanlardan daha çok buna yol veren ve şimdilerde yine gündemde olan meşhur ve meçhul devlet aklı (!) sorgulanmalıdır.
Bakınız, 1980 yılına kadar nerdeyse hiçbir ülke Türkiye’ye vize uygulamıyordu. 12 Eylül darbesinin ardından politik sebepler başta olmak üzere Türk vatandaşları yurt dışına (batıya) akın akın gitmeye başlayınca önlem olarak vize uygulamasına başladılar. Bu uygulama Türk devlet yetkililerinden/hükümetinden bağımsız değildi. Bizimkiler de elbette böyle olmasını özellikle istedi.
Hatta Kanada 🇨🇦 1987 yılına kadar Türk pasaportuna vize istemezken aynı durumla karşılaştı. Türkler keşfettikleri Kanada’ya kalabalık gruplar halinde göç etmeye başlayınca Kanada hükümeti bu durumu araştırmaya başlar. Acaba Türkiye’de deprem, iç savaş, salgın hastalık vs gibi olağanüstü bir durum mu oldu da bu insanlar ülkemize akın akın gelmeye başladı diye Türk hükümetine sorarlar.
Bizimkiler gayet pişkin bir şekilde: hayır olağanüstü bir durum yok, çok şikayetçiyseniz vize uygulayın diyerek meseleyi Türk usulü ile çözerler. !!!
Kanada örneği, vize uygulayan diğer ülkelerin durumu ile örtüşen bir hal arzediyordu ki bugün tek bir farkla değişen bir şey yok, o da rant…
Vize ve özellikle yeşil pasaport uygulaması hakkında AB/Türkiye arasındaki gizli mutabakat konusunda bir paylaşım daha yapacağım.
Mehmet Şimşek: “Dolar bazında dünyanın en büyük 11. ekonomisiyiz.
Kişi başına neredeyse 50.000 dolarlık bir alım gücünden bahsediyoruz.
Dünyada böyle bir ülke bulmak kolay değil.”