Gözlerinde kaybolduğum sevdiğim
Özlemiyle her gün hasret çektiğim
Kifayetsiz kalır seni görünce sözlerim
Seni görmeden geçmez oldu günlerim
Uğruna dünyayı ayağına sererim...
Yargı sistemimize göre İ. Melih Gökçek'in sabahın köründe evden alınması, gözaltı ve muayene sırasında videolarının çekilip yayınlanması, mallarına elkonulması, şirketlerine kayyım atanması gerekmiyor mu ?
Bugüne kadar herkese bunlar yapıldığı için sordum.
Bir ricam var, lütfen görmeden geçmeyin. 🙏
11 yaşındaki Ahmet Taha, 4. evre lenfomayla mücadele ediyor. Evladım için bir paylaşım desteği rica ediyorum. 🤲❤️ #AhmetTahayaDestek
Her gün bir hayvana işkence ve öldürme videosu düşüyor gündeme. Kimsenin umrunda değil. Size normal geliyorsa sözüm yok. Sonra biz ne yapacağız, çocuklarımız güvende değil demeyin. Hayvana işkence içeriği üreten hesaplar var ve bunlar nasıl bulunamaz? Aklımızı kaybedeceğiz...
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Kuyu tipi cezaevi; 15 metrelik duvarların arasında, gökyüzünün bile tel örgülerle sınırlandığı, insanın adeta bir kuyunun dibinde tek başına bırakıldığı mutlak tecrit yeridir.
Şimdi vicdana soralım: Hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan, halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanını böyle bir hücreye koymayı hangi hukuk, hangi vicdan açıklayabilir?
Bir insanı sadece özgürlüğünden değil, gökyüzünden ve insandan da mahrum bırakmak, adalet değil; vicdanları yaralayan ağır bir tecrittir. @sdedetas@uskudarbld@yenipartiyiz
**Suriye’de Kadın ve Kız Çocuklarının Kaçırılması, Bir Azınlık Grubunun Korkularını Alevlendiriyor**
**@NYTBen tarafından** Fotoğraflar **@LBoushnak** (Tam hikaye aşağıda kopyalanmıştır)
New York Times’ın yaptığı bir soruşturma, Suriye’deki Alevi azınlığından kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasının hükümetin kabul ettiğinden çok daha yaygın ve çok daha vahşi olduğunu ortaya çıkardı.
“Suriye Feminist Lobisi, 2025 başından beri 80 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaybolduğunu tespit etti” dedi Flihan Hanım. Bunlardan 26’sının doğrulanan kaçırma vakası olduğunu, kaçırılan kadınların fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kaldığını belirtti.
“Onlardan 10’u evine döndü, 3’ü hâlâ kayıp ve diğer 13’ünün durumu belirsiz” dedi. “Hükümet, eve dönenlere hiçbir destek vermedi.”
“Onları hayatta kalanlar olarak görmek yerine daha çok utandırıyorlar” diye ekledi.
Times’a konuşan tüm aileler, vakalarını güvenlik güçlerine bildirdiklerini söyledi. Bazı aileler anlayışlı memurlarla karşılaştığını söylerken, birçok aile güvenlik görevlilerinin ilgisiz davrandığını veya hiçbir kanıt olmadan kaybolan kadın ve kızları uyuşturucu kullandıkları ya da erkek arkadaşlarıyla kaçtıkları suçlamasıyla karşı karşıya bıraktıklarını anlattı.
16 yaşındaki bir kız, geçen Mayıs ayında kuzeybatı Suriye’deki evinden bir dükkâna gitmek için çıktı ve ortadan kayboldu.
Haftalar sonra, kimliği belirsiz bir yabancı, perişan haldeki ailesini aradı ve kızı ancak binlerce dolar fidye öderlerse bırakacağını söyledi (dört kişi olaya dahil olduğunu doğruladı).
Aile fidyeyi ödedi ve kız Ağustos ayında, kaçırılmasından 100 günden fazla süre sonra eve döndü. Yakınlarına anlattığına göre, karanlık bir bodrumda tutulmuş, düzenli olarak uyuşturucu verilip yabancılar tarafından tecavüze uğramıştı.
Yapılan tıbbi muayenede bir şok daha yaşandı: Eve hamile olarak döndü.
Hükümet, Alevi kadın ve kızlarının hedef alındığını reddediyor ve yalnızca tek bir vakanın doğrulandığını söylüyor.
Ancak New York Times’ın düzinelerce kaçırıldığını iddia eden Alevi kadın ve kızlar, yakınları ve olayla ilgili kişilerle yaptığı görüşmelere dayanan soruşturması, bu tür kaçırmaların yaygın ve sıklıkla çok vahşi olduğunu ortaya koydu.
Times, 13 Alevi kadın ve kızın yanı sıra bir erkek ve bir erkek çocuğun kaçırıldığını doğruladı. Beşi tecavüze uğradığını, ikisi hamile olarak eve döndüğünü söyledi.
Bir kadının ailesi, fidyeyi ödedikten sonra kızlarını serbest bırakmayan kaçıranlara 17 bin dolar gönderdiklerini ve fidye taleplerinin ekran görüntüleri ile para transferlerini Times’a sundu. 24 yaşındaki bir kadın, üç hafta boyunca kirli bir odada tutulduğunu, orada erkeklerin kendisine tecavüz ettiğini, dövdüğünü, saçını ve kaşlarını tıraş ettiğini, jiletle kestiğini anlattı. Akrabaları fidyeyi ödeyerek onu kurtardı (olaya dahil dört kişi bunu doğruladı).
Suriyeli aktivistler, bu tür onlarca kaçırma vakası bildiklerini ancak mağdurlar ve aileleri hükümetten ya da kaçıranlardan korktukları için detay vermekten çekindikleri söylüyor.
Times’la konuşanların çoğu, hükümetten ya da kaçıranlardan misilleme korkusuyla isimlerinin gizli tutulmasını istedi. Times da aynı nedenle kaçırılanların çoğunun ismini açıklamıyor.
Times, kaçırılan kişilerin ve yakınlarının anlattıklarını, sosyal medyada kaybolma ve dönme duyurularını, kaçıranların gönderdiği fidye mesajlarını ve serbest bırakılanlarla görüşen tıbbi ve yardım görevlileriyle yaptığı röportajları doğruladı.
Kaçırmalar, Aleviler ile yeni hükümet arasında derin bir güvensizlik ortamında gerçekleşti. Esad, iktidardayken ordusunda ve güvenlik güçlerinde büyük ölçüde kendi mezhebine yaslanmıştı
Bu durum, şimdi Suriye’yi yöneten eski Sünni Müslüman isyancıların Alevileri devrik rejimle özdeşleştirmesine yol açtı
Geçen Mart ayında bu öfke, kuzeybatı Suriye’de yaklaşık 1.400 kişinin ölümüne yol açan mezhep şiddetini tetikledi (BM soruşturmasına göre)Soruşturma, bazı hükümet güvenlik güçlerinin cinayetlere katıldığını tespit etti ve
Merkez #faiz i sabit bırakmış. Ampul Partisi 3 senedir ülkeyi dünyanın en yüksek #faiz ine mahkum ediyor. Yerli-Yabancı tefecilere ülkeyi soyduruyor. Bu kadar faiz öderken enflasyon biraz düşse bari. O da yok. Ört ki ölem.
Şimdi Bir hanımefendi aradı parçanın pahalı olduğunu ve yan sanayi diye tabir ettiğimiz ürünüde bulamadıklarını söyledi (otokoç ürün bulamıyor).Yani bu demek oluyor ki kusurlu ataç teslimi yapılmış.Anlarım parça bulamıyorsunuz Parasını nakit olarak ödeme yapın ben bulurum parçyı