zamanla anlayacaksın ki hayatında karşılaşacağın en büyük sınav devam edebilmektir.iyilik yapmaya devam edebilmek,sevmeye devam edebilmek
kalbini temiz tutmaya devam edebilmektir..
İçe dönükler ( introvert ) insan sevmez değil; enerji israfını sevmez. Onlar için sosyalleşmek, telefonun hem Wi-Fi’ını, hem Bluetooth’unu hem de parlaklığını sonuna kadar açıp video izlemek gibidir. Pil hızla tükenir.
Herkes havalar da ne soğudu değil mi? derken, içe dönük biri içinden şunu geçirir: Evet, atmosferik bir soğuma var ama asıl soğuma senin bu sığ muhabbetinde gizli. Kaç puanlık enerjim kaldı acaba?
İçe dönük biri aslında şunu der: Seninle 4 saat boyunca felsefe yapabilirim çünkü bu gerçektir ve ruhumu besler. Ama 10 dakika boyunca komşunun oğlunun sünnet düğünündeki pilavın kalitesini konuşmak için takınmam gereken o ilgili görünüyor suratı beni fiziksel olarak yaşlandırıyor.
İçe dönükler için numara yapmak, sahnede repliklerini unutmuş bir oyuncu gibi hissetmektir.
Onlar için sahte bir gülümseme takınmak, dünyanın en ağır işçiliğidir.
cocugun dogum saatine kadar ezbere bilen cocuguyla ilgilenen bir ailenin cocugu, psikologa goturun dedikleri halde umursamayan bir ailenin cocugu tarafindan oldurulmesini asamiyorum asamayacagim
Beni Atatürk’e dair en çok üzen şey budur. Kendi iç dünyasında da mutlu olmasını isterdim. Milleti için annesinin cenazesine bile katılamayan bir adamın mutlu bir aile hayatının olmasını çok isterdim
Günümüz insanının genel mutsuzluğunun temelinde, kendi hayatını bir türlü kabullenememesi; sanki çok daha başka bir hayatı hak ediyormuş da geçici bir süreliğine bu noktada takılı kalmış gibi hissetmesi yatıyor. Bu "eğreti durma" haliyle birlikte kişi; seçtiği insanı da, maddi şartlarını da, bulunduğu yeri de bir türlü sahiplenemiyor.
Oysa insan, seçme şansı olmayan bağlarda çok daha dirençlidir. Anne ve babasının en zorlayıcı hallerine rağmen onlara tahammül eder ve onlarla yaşamayı becerir. Aynı durum çocuklarımız için de geçerlidir; evladımız ne kadar yaramaz veya sorunlu olursa olsun onu her haliyle benimseriz. Bir öğretmen de öğrencisini, sadece "kendi öğrencisi" olduğu için her türlü zorluğa rağmen sahiplenir.
Ancak ikili ilişkilere ve evliliklere geldiğimizde bu mekanizma bozuluyor. İnsanlar; eşlerinin kusurlarını, kişisel eksiklerini veya maddi yetersizliklerini gördüğünde onları reddetmeye başlıyor. Mevcut yaşam standardını veya partnerini olduğu gibi kucaklamak yerine, sürekli "başka bir seçenek" arayışına giriyor.
Eskiden insanlar bugünkü kadar mutsuz değildi; çünkü dayatılan modern mutluluk standartlarından haberleri yoktu. Hayatlarını; iyisiyle kötüsüyle, yoksulluğuyla varlığıyla bir bütün olarak kucaklar, kendi sınırları içinde huzur bulurlardı.
İddia ediyorum ki; mutluluk, büyük oranda bir modern zaman uydurmasıdır. Modern insan elindekini sahiplenmeyi bilmiyor; sürekli başkalarının vitrinleri üzerinden hayali bir hayat kurmaya çalışıyor. Eşler; yoksulluğuyla yoksunluğuyla birbirine omuz vermeyi, o "hal" içinde bütünleşmeyi beceremiyor.
Bu sonsuz bir döngüye dönüşüyor. Karşınızdaki insan mükemmel olsa bile zihninizdeki "daha iyisi" düşüncesi yüzünden mutlaka bir eksik buluyorsunuz. Başkasının imkânı veya eşi daha cazip göründüğünde, kendi hayatınıza odaklanamıyorsunuz. Elindekiyle yetinmeyi ve kendi gerçekliğini inşa etmeyi bilmeyen insan; ne malıyla ne de eşiyle mutlu olabiliyor.
Sonuç olarak herkes bir başkasının hayatını arıyor. Kimse sahip olduğu maddi durumla, konumuyla veya bahtıyla barışık değil. Kimse kendi "kaderini" kabullenmiyor. Bu, dini bir kadercilikten ziyade; insanın kendi varoluşuyla ve yaşam koşullarıyla barışması gereken ruhsal bir mesele...
Böyle şartlarda kondisyonu en yüksek olan personel öncü olur.İzlerken bile o yorgunluğu hissediyor insan bu şekilde kilometrelerce yürüdüğünüzü hayal edin.
Terörle mücadele safi kan,ter, gözyaşı ve fedakârlıktır. Can ve kandan gelir.
Evvelce gidenlerin asil ruhları şad olsun!
çok garip hissettiriyor sanki bir devrin kapanışına şahit olmuşuz gibi kabullenmesi çok zor ve inanılmaz geliyor ama daha inanılmaz olanı bu efsaneyle aynı dönemde yaşamak onun deryasından biraz da olsa faydalanabilmek allah rahmet eylesin mekanın cennet olsun ilber ortaylı