İlber ortaylının en sevdiğim sözü "sizi güldürücek adamla değil, aklınca size bilgi öğreticek adamla değil, size huzur veren ve sİzi dünyaya baktırmayı sevdiricek adamlarla bir ömür geçirin" demesidir
Yaş ilerledikçe insanın üzüntüleri de heyecanları da normalleşiyor. Yirmi yıllık kiracılığımın sonunda kendi evime taşınıyorum. Eskiden olsa içim içime sığmazdı. Şimdi ise sanki olması gereken olmuş gibi, hiçbir heyecan yok içimde.
kiz mal oglan zeki = oglan aldatir
kiz zeki oglan mal = kiz ayrilir
kiz mal oglan mal = evlenip bol bol ürerler
kiz zeki oglan zeki = ego savaslarindan flort bile olamazlar
ticaretle kafayı bozmuş erkek: hayatında hiç bi derdi olmayan baba parasıyla boş beleş dolanan lavuk
akademik kariyer odaklı kız: sikko bi özel ünide yüzde 50 burslu sanat sepet bölümü okuyan pakize
Z kuşağının nihilizm gibi görünen tavrı, dünyadan kopukluğundan ziyade dünyaya tarihte görülmemiş ölçüde maruz kalıp ona maddi olarak iştirak edememesiyle alakalı.
Eskiler hayat mücadelelerini sınırlı bilginin, hatta biraz da bilgisizliğin sağladığı o korunaklı alan içinde kurardı. İnsan bilmediği ihtimallerin yasını tutmazdı, köyünün dışını görmeyen adam Paris’te yaşayamadığı için kendini başarısız saymıyordu. Ufkun darlığı bizatihi arzunun sınırlarını belirliyordu.
Bugünse imkanların bilgisi sınırsız, imkanların kendisi kıt. Z kuşağı dünyayı deneyimlemeden önce onun hakkında fazlasıyla şey öğrendi, zatü’s-süver’deki bütün suretleri seyrediyor, başka hayatların hazlarını ve ihtimallerini biliyor fakat onların maddi dünyasına nüfuz edemiyor.
Böylece arzu sürekli üretiliyor ama onu gerçekleştirecek kudret üretilmiyor. Arzu bu kadar genişleyip eyleme imkanı bu kadar daralınca insan -kendisine vaat edilip durmadan elinden çekilen dünyaya karşı- ya sürekli eksiklik hissedecek ya da arzuladığı şeylerin değerini düşürecektir. Böyle bir imbalansın uzun vadede kayıtsızlık, ironi ve değersizleştirme üretmesi şaşırtıcı değil.