Olabilecek en riskli yatırımla (hisse) en risksiz yatırımın (PPF) farkına dikkat etmek gerek. İnsanlar kira ve kredi kartlarını, şirketler maaş-çek ödemelerini PPF'ten yapıyordu. SPK'nın 6 ay sınırını bekleyecek durumları yok. Bu hafta PPF ödemeleri başlamalı. Öncelik bu olmalı.
IIF "küresel borç toplamı üçyüz beşyüz trilyona ulaştı" cümlesini 500. kez tekrarlamış. "Vayy nereye gidiyoruz böyle?" dedirtmeyi çok seviyorlar. Nerede bu bilançonun sol tarafı? O borçlananların varlıkları da yok mu? Varlık değerleri çok düşünce "dünya'cak" iflas mı edeceğiz :) Sadece borca bakan, ne varlıklara, ne nakit akışına ne de özkaynaklara değinmeyen analizleri görmezden geliyoruz...
Soruya cevabı 2020 raporunda McKinsey* vermişti. Dünyadaki varlık değerlerini çalışıp şu "dünya bilançosu"na ulaşmışlar:
Finansal kurumların finansal varlıkları (tahvil, hisse, mevduat, IP vs):
$510 trilyon
Finans kurumlar harici kalan dünyanın finansal varlıkları:
$510 trilyon
Tüm dünyanın reel varlıkları (emlak, fabrika, araba, makina vs):
$520 trilyon
-------
Finansal kurumların borçları:
$520 trilyon
Finans kurumlar harici kalan dünyanın borçları:
$500 trilyon
-------
Fark = Net değer = Özkaynaklar:
$510 trilyon [%95'i bireylere ait]
Firma belki pi'yi 3 aldığı için bir takım yanlışlar yapmış olabilir. Lakin 2020'den bugüne hem finansal hem reel varlıkların fiyatlarının kaç katına çıktığı düşünülürse... bu "eyvah küresel borçlar çok fena" geyiğinin iyice anlamsızlaştığı fark edilebilir.
Sistemik bazda önemli olan şey verimlilik (çukur açıp geri doldurarak mı gelir yaratıyoruz yoksa gelişim evrensel mi?) ve servetin dağılımı (gelir elde edenler tepede yoğunlaşıyor mu?). Argüman üreteceksek ana başlıklar bunun gibi üst düzey konulara odaklanmalı. Ekonomik aktörler arası kontratların (borç senetleri) üzerindeki sayılara değil. Onlar sürekli değişir ve farklı nedenlerle zaman içinde şişebilir veya silinebilir...
Kaynak: https://t.co/0DNFEftxn9
Günaydın.
Bu sabah sizlerle her yıl yaptığım "yerel finansal yatırım araçlarının uzun vadeli reel getiri analizi"ni paylaşacağım.
Konuya uzun vadeli Tüketici Fiyat Endeksi grafiği ile gireceğim, çünkü başımıza ne geldiyse bu enflasyon belasından geliyor.
(Not: Reel getiri hesaplarında enflasyon verileri için 2021 yılına kadar TÜİK Tüketici Fiyatları Endeksi’ni, 2021 yılı sonrasında İTO İstanbul Geçinme endeksini kullandım. Her ne kadar İTO endeksi ülke çapındaki enflasyon oranını tam olarak yansıtmasa da, TÜİK’in son yıllarda sunduğu verilere göre daha gerçekçi görünmektedir.) +
UBS 346 sayfa ve 672 grafikten oluşan tek parça rapor yazmış (Global Economics & Markets Outlook 2024-2025), bizim kısma ancak gelebildim 😅
Kur ve makro tahminleri:
Platform Engineering Maturity Model by CNCF
A framework for reflection and identifying opportunities for improvement in any organization.
https://t.co/4TaEALll0z
📢 New Blog Post Alert:
⛔️ "Choreography, or Orchestration? That is the Wrong Question!"
⏩tldr:
🛠️The debate between choreography and orchestration is often skewed by the tools we use. It's the classic "if you have a hammer, everything looks like a nail" dilemma.
📧Messaging vendors will passionately advocate for the decentralized, event-driven nature of choreography, painting it as the future.
🚂Workflow engine vendors will emphasize the clarity, control, and manageability that orchestration brings.
⛓️Service mesh advocates will highlight the benefits of real-time request/response driven interactions and hiding the implementation details that API management provides...
👨💻In reality, sync/async, choreography and orchestration have their place, depending on the business context and requirements.
"The real challenge is in melding the maze of technologies to enable these interactions."
☎️Synchronous interactions often necessitate a comprehensive stack for service discovery, network resiliency, observability, and security, with choices such as service meshes operating at the network layer, NATs, or Consul or language-specific libraries such as Hystrix and Resilience4j for Java, Polly for .Net.
🏤Asynchronous interactions, on the other hand, require a broker, like Apache Kafka or RabbitMQ, often paired with a schema registry, connectors, REST proxy, Change Data Capture solutions such as Debezium, and additional operational and governance tools.
📡All of these need to be joined together with observability tools that instrument your code, with choices like OpenTelemetry, Jaeger, Prometheus, Log4j, and similar.
🤕And this is just the starting point: them developers must intertwine these technologies, each with its own APIs, observability, configurations, error handling semantics, into their preferred application runtimes. It's not rare for a single service to perform synchronous calls while also raising asynchronous events. Occasionally, a service might need to coordinate interactions that mix synchronous calls with short retries, circuit breakers, saga-based coordination with persistent rollbacks, and asynchronous event notifications during key phases of business processes. Such coordination is further complicated when the configuration and programming logic span across disparate software stacks, network layers, and responsibilities intertwined among siloed developer and platform teams.
🌟 @daprdev with its unified programming model that encapsulates various interaction styles is one answer here... see the full post to find out more.
👇Check the full post, and let me know bellow if this resonates with your day-to-day challenges: https://t.co/7FjCbZOO2a
Cumhuriyet Halk Partisi’nden Siyasete Katılıyorum
Cumhuriyet 100. yaşında! Bugünlere dair büyük beklentilerimiz vardı. Benim gibi 75. yıl coşkusunu hatırlayanlar; son 21 yıldaki yıkımla buruklaştılar ve mayıs ayındaki seçimlerin ardından umutlarını yitirmeye başladılar. Diğer taraftan seçimi kazananlar, yediği darbelere rağmen, Türk ulusu için çok büyük bir sıçrama olan cumhuriyetin, tarihi yıldönümünü dahi kutlamak istemiyorlar. Atatürk’ün en büyük eserini tümden yok etmeye kararlılar. Onların bir davaları var ve zafere çok yaklaştılar. Lakin bizim de onlara karşı bir vazifemiz var.
“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.”
Bu heyecanla bir yola çıkıyorum. Seçimlerin kaybedilip umutların yitirilmeye başlandığı bugünlerde doğrudan siyasette yer almaya karar verdim.
Bildiğiniz üzere son seçimlerden çok ümitliydim. Seçim zaferinin ardından, cumhuriyetimizi hak ettiği yere taşımak için, çok ağır bir yükü üstlenmek dahi olsa, mesleki alanımda katkı vermek istiyordum. Tanık olduğunuz üzere, sayısız karalama ve tehditlere rağmen, yaşadığım maddi kayıpları dikkate almayarak, 7 yıl boyunca kararlı mücadele verdim. Sizlerin geleneksel ve sosyal medyada gördüklerinin çok ötesinde, seçimlerin kazanılabilmesi için mesleki bilgi ve deneyimlerimi muhalefetteki karar alıcılarla gönüllü olarak sıklıkla paylaştım. Benzer emek ve fedakarlıkları gösteren ve siyasetin içerisinde yer almayan birçok insan çok çalıştı. Fakat yıpratıcı aday belirleme süreci, çıkarcı ittifak mimarisi ve uyarılarımıza rağmen her şeyi bildiğini zannedenlerin rehaveti sonucunda büyük hayal kırıklığı yaşadık ve yüz üstü bırakıldık.
Yaşadığımız şokun ardından bir karar alma noktasına geldim. Ya yeniden Londra’ya dönecek ve bugüne kadar yaptığım katkılarla yetinecektim ya da burada kalıp sonuna kadar mücadele edecektim. Ben ikincisini seçiyorum. Bu nedenle siyasete artık doğrudan katılıyorum.
Hayata bir kereliğine geliyoruz, kendi kontrol gücümüzü aşan hayal kırıklıklarını yaşamak ve bunun bedellerini ödemekten bıktık. Yurt dışına gitme güdüsünü çok iyi anlıyorum, ancak milyonlarca Türk’ü bekleyen bir ülke yok. Biz tekil örnekler haricinde bu ülkeye muhtacız ve bize bu ülkeyi bırakanlara borçluyuz. Yaygınlaşmış yolsuzluklar, yoksullaştıran iktisadi düzen ve yaşam tarzımıza müdahale en büyük sorunlarımız. Hep birlikte tepkimizi koymalıyız. Kaderimizi onların vicdanına veya deneme yanılmayla doğru yolu bulmalarına bağlayamayız.
Benim toplumsal konulardaki hassasiyetimin altında üç temel nokta var. İlki çocukluğumdan itibaren okuduğum Atatürk’e dair birçok eserde vurgulanan ulusal bağımsızlığa olan tutku. Çağımızda bunu yitirmenin yöntemi dış borç ve sırtımızdaki yükü 476 milyar dolara çıkardılar. İkincisi, yeterli deneyim ve bilgiye sahip olmadan, akrabalık ve çıkar ilişkileri neticesinde, liyakatsiz bir kişinin Türkiye ekonomisinin başına benzeri görülmemiş bir yetkiyle geçirilmesini hazmedemememdir. Öyle ki malum kişi kendi beceriksizliğini örtebilmek için 128 milyar doları heba etti ve bugün kimseye hesap vermeden hak etmediği bir konfor içinde pişkince yaşayabiliyor. Üçüncüsü sosyoekonomik açıdan avantajlı bir aile ve sınıftan gelmeyen bir kişi olarak, devlet kurumlarından aldığım nitelikli, bilimsel ve ücretsiz eğitimin yararlarını çok iyi bilmem. Ekmek parası ve kariyer yolunda çektiğim güçlükleri başkalarının çekmesini istemiyorum. Özetle, cumhuriyeti yüceltmek için benim kendime biçtiğim ödevler; finansal bağımsızlığı kazanmak, devlette liyakati hâkim kılmak ve gençlere fırsat eşitliği sağlamak.
Bu amaçlarımı tek başıma gerçekleştiremem. Atatürk’ün cumhuriyetle birlikte iki büyük eserim olarak nitelediği üniversite yıllarımda gençlik kollarında yer aldığım Cumhuriyet Halk Partisi için çalışacağım. Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak, özüne ve günün koşullarına uygun biçimde Altıok’u savunmak, namüsait koşullara rağmen milletin karşısında güçlü bir alternatif yaratmak ve nihayetinde sırasıyla hükumeti, devleti ve tüm hegemonyayı kazanmak bizim vazifemiz.
CHP’ye ilişkin eleştiri ve önyargıların elbette farkındayım. Ancak asla oy vermeyecek kişilerin önyargılı çıkışlarının manasız olduğunu ve daha iyi bir alternatif olacağı iddia eden partilerin mevcut halini dikkatinize sunarım. Haklı öfkenin salt eleştiri yerine, sorumluluk alıp bu mirası canlandırmakla ancak fayda getireceği inancındayım. 21 yıllık aralıksız ana muhalefet hali CHP’nin hem kemikleşmiş sıkıntılarını hem de son kale olmasının fırsatlarını ortaya koyuyor.
Büyük Önder’in 20 Ekim 1927 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2. Kurultayı’nda okuduğu büyük nutkunun son satırlarını oluşturan gençliğe hitabedeki vazifeyi üstleniyorum. Bu vazifeyi gerçekleştirmek için daha büyük etkiye ve bunun için de yetkiye ihtiyacım var. Bu nedenle, 4 Kasım 2023 tarihli Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Büyük Kurultayı’nda parti meclisi üyeliğine adaylığımı koyuyorum.
Parti meclisi; kurultaydan sonra partinin en yetkili karar organıdır ve partinin genel gidişatına bu kurulda karar verilir. Türkiye’de her kuruma bulaşmış eksik demokrasi geleneği aşılabilirse, parti ve ülkenin kaderine bu şekilde etkide bulunabilir. Şahsen ifade etmeme gerek olmadığını düşünsem de toplumla siyaset arasındaki büyük güven kaybından ötürü, bu mevkinin hiçbir doğrudan veya dolaylı gelir sağlamadığını, yalnızca emek ve zaman sarf edildiğini önden ifade etmek isterim. 60 üyeden oluşan parti meclisine seçilebilmenin, oldukça rekabetçi ve haliyle zorlu bir kurultay sürecinde, delegelerin oylarıyla gerçekleşebildiğini ekleyeyim.
Toplumsal taleplerle parti siyaseti birbirinden kopmuş olsa ve üst kademedeki siyasetçiler kendilerini topluma hesap verme yükümlülüğü altında görmeseler de sizlerin etki gücünüz, özellikle böyle kritik kurultaylar öncesinde kesinlikle var. Sizlerden bu mesajımı çevrenize ve yetkililere ulaştırarak destek olmanızı bekliyorum. Giriştiğim bu çetrefilli yolda mesafe kazanabilmem, ancak sizin ilginiz ve birlikteliğimizle mümkün olabilir.
Cumhuriyetin 2. yüzyılı için yolumuz açık olsun.
M. Murat Kubilay
TCMB'nin arka kapı müdahalelerinin Ağustos ayı itibarıyla $226 milyara çıktığını hesaplıyoruz.
Bu ortalama aylık $11 milyar müdahaleye tekabul ediyor.
1/3
An Internet-wide Study on Secrets Revealed in Container Images
Results👉 337,171 images revealed 52,107 private keys and 3,158 API secrets, 2,920 API secrets
https://t.co/szubYZMYXp
17 Ağustos depreminin 24. yıldönümünde, beklenen büyük Marmara depremini ve alınabilecek önlemleri yenilikçi fikirleriyle şaşırtan Jeolog Prof. Dr. Cenk Yaltırak'la konuştuk.
Deprem Özel yayını bugün saat 16.00'da kanalımızda yayında!
@CYaltirak@ilkercanikligil
ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Temmuz ayında %13,18 arttı.
E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı %122,88 olarak gerçekleşti.
2023 yılı, Ocak-Temmuz dönemi enflasyon oranı ise %69,21 oldu.