Gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Neden bazı "İslamcı" çevreler, Atatürk'e duyduğumuz sevgiyi, saygıyı sürekli "tapınma" olarak nitelendirme ihtiyacı hissediyorlar? Biz hiçbir zaman, "Atatürk'e dokunmak peygambere dokunmak gibidir." demedik. Anıtkabir'e gidip çul çaput bağlayıp, "Ey Ulu Gazi, bana iş ver, aşk ver, ev ver." diyerek Atatürk'ü dua nesnesi hâline getirmedik; sadece tarihî bir önderi, bir kurucu aklı, bir uygarlık idealini temsil ettiği için saygıyla andık.
Ancak görünen o ki, bazı kesimler için "saygı" kavramı ya "itaat"tir ya da "tapınma"... Çünkü kendi liderlik algıları bu iki uçtan birine sıkışmış durumda... Liderlerini eleştirilemez, hatasız ve adeta metafizik bir otorite olarak gördüklerinden, rasyonel bir saygı biçimini kavramakta zorlanıyorlar. Dolayısıyla, Atatürk'e duyulan "bilinçli" saygıyı ancak kendi kategorileriyle, yani "kutsallık" üzerinden yorumlayabiliyorlar. Onlar için birine saygı duymak, o kişiyi kutsallaştırmak anlamına geliyor. Çünkü kendi liderlik algıları, rasyonel sevgi ile sorgusuz bağlılık arasındaki farkı ayırt edemiyor.
Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, "Biz yalnızca Allah'a iman ederiz, tek liderimiz Hz. Muhammed'dir." diyorlar; ama ilginçtir, bu cümleleri kurarken bile Atatürk'le bir karşılaştırma yapma ihtiyacı hissediyorlar. Yani kendi bilinçaltılarında Atatürk'ü, Peygamberle kıyaslanabilecek bir figür olarak konumlandırıyorlar. Oysa biz hiçbir zaman böyle bir kıyasın tarafı olmadık.
Çünkü birinin alanı imandır; diğerinin alanı ise akıl...
Çünkü biri dinin, diğeri ise ulusal bilincinin temsilcisidir.
Çünkü biri kalbe seslenir, diğeri akla...
Çünkü biri inancı biçimlendirir, diğeri millet olma iradesini...
Atatürk'e yönelen sevgi, bir tür "putperestlik" değil; akla, bilime, özgürlüğe ve çağdaşlaşmaya duyulan minnettarlığın sembolik bir ifadesidir. Kaldı ki, eğer bu değerlere yönelmek bir "tapınma" sayılıyorsa, keşke bu toplum biraz daha o "puta" eğilebilseydi. Çünkü o putun adı, aydınlanmadır.
Sonuçta mesele şudur:
Bizim saygımız bilinçten, onların bağlılığı koşullanmışlıktan doğuyor. Mesele Atatürk'ü kutsallaştırmak değil, onun temsil ettiği akıl ve ilerleme mirasına sahip çıkmaktır. Bizim için Atatürk, bir inancın değil, bir bilincin sembolüdür. Onu korumak, bir putu savunmak değil; aklın, özgürlüğün ve çağdaş bir yaşam idealinin hâlâ bu topraklarda karşılık bulabilmesini sağlamaktır. Çünkü mesele kişi değil, fikirdir ve fikirler bilinçle yaşar.
Atatürk'e duyulan sevgi, geçmişe değil, geleceğe yöneliktir. Biz onu değil, onun açtığı yolu savunuyoruz. Çünkü Atatürk, bir heykel değil; bir yön, bir ufuktur... Tapınmaya değil, düşünmeye çağırır.
Ve belki de aramızdaki en büyük fark, tam olarak buradadır:
Biz, onun gösterdiği yolda yürürken diz çökmeyi değil, başımızı dik tutmayı öğrendik. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#MustafaKemalAtatürk
#TarihinKıskandığıLider
#10Kasım #10Kasımoo
Biraz uzun yazacağım ama artık YETTİ. Ben artık Cumhurbaşkanı'nın halkı bu denli ayrıştırmasına, nefret ve öfke kusmasına, sürekli hakaretler etmesine ciddi anlamda tiksinir ve rahatsızlık duyar oldum. Sürekli bir ötekileştirme ve hedef gösterme. Yahu gençler mutsuz, umutsuz; sebebi de bilin bakalım kim? Kendilerine iki eğlence çıkardılar diye ülkenin cumhurbaşkanı gencecik çocuklara ağıza alınmayacak çirkin ithamlarda bulunuyor. Oylarına muhtaç olduğunuz genç kesime keşke biraz edep ve saygı çerçevesinde yaklaşsanız, keşke yaşını başını almış birisi olarak biraz hoşgörü ve anlayış sahibi olsanız. Üstelik burası laik Türkiye Cumhuriyeti; herkesin alnı secdeye değecek diye bir şey yok. Her görüş ve inanca saygı duymak zorundasınız çünkü siz bu ülkeyi birlik ve dirlik içinde tutmakla yükümlüsünüz.
Ayrıca; "ayakları vatan topraklarına sağlam basan, eğitimli, donanımlı, ahlaklı bir nesil var" diyorsunuz. Bu bile korkunç bir saygısızlık ve ayrıştırma örneği. Çünkü muhafazakar kesimden olmayanları eğitimsizlikle, ahlaksızlıkla ve bu vatana saygı duymamakla, ayakları yere sağlam basmamakla itham ediyorsunuz. Hâlbuki bu eğlenceyi düzenleyenlerin büyük bir çoğunluğunun, onun bunun torpiliyle değil de kendi başarıları ve alınlarının teriyle ülkenin en prestijli üniversitelerine giden gençlerinin yaptığı bir eğlence olduğundan bile habersiz, hor görüp ötekileştirdiğiniz o gençler, emin olun vatan topraklarına ayaklarının ne kadar sağlam bastıklarını seçim zamanı oy pusulasına bastıkları damga ile gösterecekler sizlere.
Siz seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak her görüşe, her inanca ve her düşünceye saygı duyarak bu ülkeye bağlı kalıp görevinizi tarafsız bir şekilde yerine getirmelisiniz. 71 yaşına gelmiş biri olarak torununuz yaşındaki kişileri o kürsüde arkanızdaki şakşakçı eşliğinde tezahüratlarla hedef gösterip hakaret etmeniz kabul edilemez. En ufak bir eleştiriye dahi tahammülünüz olmadığı için "bana hakaret etti" diye herkesi hapse atıyorsunuz ama söz konusu kendiniz olunca bizlere en ağır ithamlarda, en kaba ve en ağza alınmayacak söylemlerde bulunuyorsunuz. Biz artık siyasette bu sokak ağzından çok bıktık. Bizleri ayrıştırıp birbirimize kırdırmanızdan yıldık, yorulduk, yıprandık. O kürsüde adeta insan kıyımına dönüşmüş cinayetleri konuşun, ekonomiyi konuşun. Ama yok, siz bunun yerine gırtlağına kadar mutsuzluğa batan ve her şeye rağmen kendilerine tek bir gün ayırıp birkaç saatliğine eğlenen gençleri hedef gösteriyorsunuz ve yamyamların önüne atıyorsunuz. Onlar bu ülkenin geleceği, onlar ana baba evladı. Bu ne biçim bir düşüncesizliktir?
Siz Recep Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatlarına, gençlerine "kimliksiz, şarlatan, eğitimsiz, donanımsız, ayakları yere sağlam basmayan, vatanına sahip çıkmayan, saygısız" gibi söylemlerle yerden yere vuramazsınız. Mustafa Kemal Atatürk gençlere bayram armağan etti, gençlere Gençliğe Hitabe'yi armağan etti, gençlere bu ülkenin geleceğini emanet etti. Bu ülkenin kurucusu genç nesile bu kadar saygı duyup bu kadar el üstünde tutarken siz onları aşağılayamazsınız. Siz onlara hakaret edemezsiniz. Hiçbir makam, hiçbir mevki Türkiye Cumhuriyeti'nin gençlerinden daha kıymetli ve daha üstün değildir. Bu da böyle bilinsin.
Siz Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ey Türk Gençliği" diye seslendiği nesile, "kimliksizler" , "şarlatanlar" diyemezsiniz. Umarım bir an önce sirkelenip, kendinize gelir ve bu Türk gençliğinden af dilersiniz. Dilemezseniz de kendiniz bilirsiniz. Elbet o hor görüp aşağıladığınız gençlik size gereken cevabı, gerektiği şekilde sandıkta verecektir.
Çocuklar iş kazasında ölüyor, kadınlar sokakta vuruluyor, gençler çetelere kurban gidiyor.
Güneş doğmadan işe gidip gün batınca eve dönen işçi kirasını ödeyemiyor.
Bu ülkede bayrak çoktan yere düşmüştür, kaldırmaya çalışanları da hapise attılar.
Bırakalım hamaseti, halk aç.
Yerel seçimde hezimete uğruyorsun.
Sonra bir anda kaybettiğin belediyelerin başkanları sana transfer olmaya başlıyor.
Olmayanlar tutuklanıyor, yerlerine kayyum atanıyor ya da meclis üyesi transferleriyle makamları el değiştiriyor.
Seçimi kazanan partinin yönetimi mahkemeyle düşürülmek isteniyor.
En yüksek oy oranına sahip siyasetçinin aday olamaması için gereken tek şey oluyor ve 30 sene önce aldığı diploma bir anda iptal ediliyor.
Bu kadar açıktan yürütülen bir süreç. Ve hala yaşananları siyasetle ya da hukukla açıklamaya çalışan üçkağıtçılar...
Gerçekten yazık bu ülkeye, geleceğimize, bugünümüze.
Bu ülkenin kurumları yok mu? O kurumların başında yetkililer yok mu? O yetkililerin sorumlulukları yok mu? O sorumlulukları yerine getirememenin bir bedeli yok mu? Her afete "Allah'ın takdiri, asrın felaketi" deyip geçecekseniz bu kurumlar niye var? Sadece arpalık olarak mı?
Son 3-4 senedir en fazla orman yangını yaşanan ülkeyiz. Buna rağmen aldığımız tek önlem, yangınla mücadele eden işçilere “orman” yazılı tişört vermek oldu sanırım.
Ölürse de şehit der geçer, hesap vermezler. Şehit dedin mi “nasıl öldü, neden öldü” diye soran yok nasılsa…
Tarihe geçecek o fotoğraf…
Mehmet Murat Çalık başkanımızın İzmir Şehir Hastanesi’nin mahkumları koğuşunda çekilen fotoğrafı.
Hastane’nin kapısında 80 yaşında annesi nöbet bekliyor.
#MehmetMuratÇalıkSerbestBırakılsın
Vatanını seven, ATA'sından emanet Cumhuriyet'e sahip çıkan, kurucu değerleri savunan, imtiyazsız kalıcı barışı destekleyen her vatan evladının altına imza atacağı efsane konuşma🇹🇷
Ağzına sağlık Murat Ağırel🇹🇷
@muratagirel
Üniversite sınav soruları WhatsApp gruplarında dolaşmış. Bu olay ne yalanlanıyor ne de gündemde bir yer yutuyor. Ülkede artık “skandal” olarak nitelendirilecek olaylar “olur öyle şeyler” noktasına geldi.
İmamoğlu, Özel veya Chpyle ilgili aklınızdaki soru işaretlerinin farkındayım hatta zaferli veya diğer arkadaşların argümanlarına bakılırsa ben bazı şeylerin sizden daha fazla farkındayım. Ama o soru işaretleri, potansiyel tehlikeler vs hiçbirisi benim için akpden daha öncelikli veya büyük bir tehlike değil. Benim bugün chpden ilkeli siyaset yapsın diye bi beklentim yok, benim dünya görüşüme yakın bi siyaset yapsın diye bi beklentim de yok..benim bu adamlardan tek beklentim var akpye karşı kazanmaları..bunun için ekremin doğudaki oyları alması gerekiyorsa, o oyları almak için de amed atkısı takması gerekiyorsa o atkıyı takacak, özgür özelin bi konuşmasında 200 defa kürt demesi gerekiyorsa 200 değil 1200 defa kürt diyecek. Bugün bunları yaptıkları için değil aksine bunları yapmazlarsa eleştiririm çünkü şunun da farkındayım ki bugün akp türkiyesi o beklediğiniz siyaseti yapmaya müsait bi türkiye değil ve kusura bakmayın siz o siyasete sahip çıkacak insanlar da değilsiniz. Mesela mansur yavaş saraçhanede tam olarak beklediğimiz, istediğimiz siyaseti yaptı çıktı dünyanın en mantıklı ve aklı başında şeyini söyledi “doğuda pkk propagandası yapanlara pamuk şeker dağıtıyorsunuz burda demokratik hakkını kullanan gençlere biber gazı sıkıyosunuz” dedi..peki bu konuşma nasıl haber yapıldı “kürt pamuk şeker yemesin dedi” diye haber yapıldı ve bu başlığı sadece akp trolleri değil siz de şakayla karışık veya ciddi şekilde paylaştınız ve bugün ülkede herkes mansur gerçekten bu sözü söyledi diye biliyor..ekrem o amed atkısını takmasa yine aynı şey olacaktı, özel o istediğimiz konuşmaları yapsa yine akp tarafından böyle alakasızca bişekilde servisi edilecekti ve hatta buna da yine siz aracı olacaktınız. Benim bugün chpden doğrucu davut olsunlar beklentim yok madem akp türkiyesi böyle, madem bugünün siyasetinde yanar dönerlik yapmaları gerekiyor yanar dönerlik yapacaklar, benim burda trollük yapmam gerekiyorsa trollük yapacam, gazetecinin yandaş olması gerekiyorsa yandaş olacak yoksa erdem atayda olduğu gibi “tarafsız gazetecilik yapacam” derken kumpasın tetikçisi olmuş şekilde bulursunuz kendinizi..herkesin kırmızı ışıkta geçtiği, kimsenin trafik kurallarına uymadığı toplumda sen gidip kırmızı ışıkta durursan götünden çakarlar sana kimseye de anlatamazsın derdini..önce trafik kurallarını toplumda hakim kılacaz ondan sonra o ışıkta duracaz.