Jesus never made Peter pope of the whole Church. “Feed My sheep” isn’t “rule every man on earth.” No apostle claimed total jurisdiction.
Rome’s Catholic supremacy is a later power grab, not apostolic.
Christ alone is Head of His Church. No golden throne needed. He is enough!
Tucker Carlson argues that the intentional demographic replacement of white populations in the UK and other Western nations constitutes a concerted effort to "humiliate and degrade" indigenous white people.
"Who's pushing this?"
"The population clearly doesn't want it... There's no referendum on it."
"You've got no voice in it other than you get to go to jail if you complain loudly enough about it."
"It's the biggest and darkest thing that has happened in the last thousand years... and I think it's leading somewhere really, really bad."
"It's not happening by accident. That's obvious because it's only happening in white countries."
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Geçtiğimiz günlerde revire gittim, doktor şikayetlerimi sordu.
Doktorumuz beyefendi biri, şikayetlerimi sabırla dinledikten sonra stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu.
Şok oldum. Hemen hemen yaşıtım bir doktor olduğu için şakalaşmak amacıyla mı soruyor diye tereddüt ettim ve hemen cevap vermedim.
'İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!' dedim. Stresle mücadelede iyiyiz.
Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor.
Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum.
Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
(Cumhuriyet)
11 Yaşındaki Otizimli Esra Yücel. 3 Kişi Tarafından Kaçırıldı Sabaha kadar T*cavüze Uğradı, Dövüldü En Son Kanlar İçinde Kalınca "Öldü" Zannedip Bir Kenara Atmişlar, Arıcılar Esrayı Buldu. Deliller Toplandı Ve Dava Açıldı 3 Sanığın Avukatı Hakkari AKP İl Başkanıydı+
🔴 ÚLTIMA HORA | El Gobierno de Austria anuncia que incluirá la prohibición del «islam político» en la Constitución: «Es incompatible con los valores occidentales»
https://t.co/k7SrWVcgDB
Neyse ki Arif, attığı tweet yüzünden ceza almış. Mazallah çocuğa taciz, uyuşturucu veya kara para aklama gibi sebeplerden alınsaydı.
Arif Kocabıyık’ın yalnızca attığı tweet nedeniyle yurt dışı yasağı aldığını belirtelim.
Neyse ki terörist değil, vatan haini değil ve 50 bin masum vatandaşı öldürmedi.
Not; Eşine ulaşamadım, ona göre bilgi vereceğim.
That time at the beginning of the war against Iran when an unarmed Iranian ship was invited to take part in an Indian naval exercise alongside the United States.
Its sailors were welcomed on land and paraded before the president as a gesture of cooperation.
Then, at the last moment, the United States abruptly withdrew from the exercise,only to turn around and torpedo the very ship it had just stood beside.
What followed was even more grotesque.
After attacking an unarmed vessel, the US refused to rescue the sailors it had thrown into the sea, abandoning them to drown.
The grim work of recovering bodies was left to the Sri Lankan Navy.
This wasn’t warfare,it was treachery of the most disgraceful kind: an ambush carried out under the pretense of diplomacy, followed by a cold refusal to show even the most basic human decency to the dying.
It would represent a collapse of every norm that supposedly governs civilized conduct at sea.
And yet, instead of outrage, much of the American media response has been indifference or rationalization.
The bombing of a girls’ school is brushed aside; talk of carpet-bombing Tehran is floated as if it were just another policy option.
When atrocities are normalized and cruelty is laundered into “strategy,” the line between reporting and complicity begins to disappear.
Şanlıurfa'da tüyleri diken diken eden bir keşif daha😫
Düşünün yazıdan 6 bin yıl önce Leopar'ın sırtında oturan bir adam, belki de bir hükümdar.
Bu gidişle semavi dinlerin tarihi yeniden yazılır.
Karahantepe de, 11 bin yıl önce biri bu heykeli bir yapının içindeki taş sekinin üzerine bırakılmış ve bir daha kimse dokunmamış gibi duruyor...
11 Kasım 1938.
Atatürk’ün naaşı, İslam Tetkikleri Entsitüsü direktörü Ordinaryüs Profesör Mehmet Şerafettin Yaltkaya’nın nezaretinde yıkandı. Başbakan Celal Bayar’ın talimatıyla, Profesör Lütfi Aksu tarafından tahnit işlemi yapıldı. Vücudun bozulmadan korunmasını sağlayacak olan solüsyon, 200 gram formalin, 1 gram sublime, 200 gram tuz, 10 gram acide pehenque, 1000 gram su’dan oluşuyordu. Profesör Aksu, tahnit işlemi bittikten sonra, iki küçük şişeye solüsyondan doldurdu, ağızlarını lehimledi, üzerlerine yapıştırdığı etiketlere terkibi yazdı, Atatürk’ün kollarının arasına sıkıştırdı. Kurşun galvanizli tabuta yerleştirildi, kapağı kapatıldı, gül ağacından yapılmış tabuta yerleştirildi, onun da kapağı kapatıldı, üzerine Türk Bayrağı örtüldü.
Cenaze namazı için camiye götürülmesinin dinen şart olup olmadığı konusu, cumhuriyetimizin ilk diyanet işleri başkanı Mehmet Rifat Börekçi’ye danışıldı. Milli mücadele kahramanı Börekçi, “Atatürk’ün cenaze namazı, tertemiz hale getirdiği vatan toprağının her yerinde kılınabilir” dedi. Namaz, Dolmabahçe Sarayı’nda Ordinaryüs Profesör Yaltkaya tarafından kıldırıldı. Tekbir, Türkçe verildi.
15 sene sonra…
Anıtkabir tamamlandı.
Atatürk’ün ebedi istiharatı için, Anıtkabir’deki son kontroller, inşaat başmühendisi Sabiha Rıfat Gürayman tarafından yapıldı.
8 Kasım 1953, saat 23 suları… Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi histoloji kürsüsü başkanı Profesör Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı. Arayan, Ankara valisiydi. “Atatürk’ün tabutunun açılması ve tahnit işleminin çözülmesi için, hükümet tarafından kendisinin görevlendirildiğini” bildirdi.
9 Kasım 1953, saat 7.30… Profesör Kamile Şevki Mutlu, Etnografya Müzesi’nde, geçici kabirden çıkarılan ve katafalkın üzerine konulan gül ağacı tabutun önündeydi, titriyordu. İçinden “galiba bayılacağım” diye mırıldandı. Ama, dayanmak zorundaydı. Saygı duruşu yapıldı. Ve “başlayalım lütfen” dedi. Yardımcı olmaları için, Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan 10 öğretmen getirilmişti, öğretmenler gül acağı tabutun vidalarını söktü, kapak kaldırıldı, kurşun tabutun lehimleri söküldü, onun kapağı da kaldırıldı, ortalığı tahnitte kullanılan solüsyonun kokusu sardı. Cenaze, kahverengi muşambaya sarılıydı. Taşınma sırasında zarar görmesin diye, naaş ile tabut arasındaki boşluklar talaşla doldurulmuştu. Talaş ıslaktı, bu iyiye işaretti, koruyucu solüsyonun uçup gitmediğini gösteriyordu. Profesör Kamile Şevki Mutlu, muşambayı göğüs hizasına kadar açtı, vücut parafinli sargılarla örtülüydü, yüzü ise, ıslak pamukla kaplıydı. Adeta zaman durmuştu. Çıt çıkmıyordu. Nefesler tutulmuştu. Profesör Mutlu, pamuk tabakasını yavaşça kaldırdı. Atatürk’ün yüzü ortaya çıktı. Hiç bozulmamıştı… Teni bronzdu. Altın saçları, rengini kaybetmemişti. Kalın kaşlarından bi kaç tel kopmuş, sol göz kapağının üstüne düşmüştü. Sakalı hafif uzamıştı. İnce dudakları yapışıktı. 15 sene önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyur gibiydi. Ne bozulma, ne kokuşma vardı. İki sene önce rahmetli olan Profesör Lütfi Aksu’nun tahniti son derece başarılıydı. Profesör Kamile Şevki Mutlu, Atatürk’le yüz yüzeydi. Yanağına dokundu, okşadı. O an neler hissetti derseniz… Hatıralarında anlatacaktı. “Bir an için sanki konuşacakmışız gibi hissettim” diyecekti. Salonda derin sessizlik hakimdi, duygular darmadağındı. Atatürk’ün naaşı kurşun tabuttan çıkarıldı, dualarla kefenlendi, ceviz ağacından yapılan yeni tabuta konuldu, Türk Bayrağı’yla örtüldü, yarın Anıtkabir’de toprağa verilmek üzere, generaller tarafından ihtiram nöbetine başlandı.
Demem o ki..
Bu milletin yetiştirdiği en büyük insan, vefat ettiğinde bir erkeğe, toprağa verileceği zaman, bir kadına emanet edilmişti.
Çünkü… 1938’de Atatürk’ün naaşını emanet edebileceğimiz en yetkin kişi bir erkek’ken, 1953’te bir kadın’dı.
Çünkü kadınlar… Atatürk devrimleri sayesinde, sadece 15 sene gibi kısa sürede, erkeklerin önüne geçmeyi başarmıştı.
Kamile Şevki, 1924’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi, 1930’da mezun oldu. O tarihe kadar kadın hekimlere kamusal görev verilmiyordu, Sağlık Bakanlığı ilk kez 1930 mezunu kadın hekimlere kadro verdi, Kamile Şevki patoloji asistanı oldu. 1931’de Milli Tıp Türk Kongresi’ne tek başına bildiri sundu, bu bildiri kadın hekimlerimiz adına ilk’ti. Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı oldu. Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü oldu. Türkiye’nin ilk elektron mikroskobu laboratuvarı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Kamile Şevki’nin yönetimindeki histoloji kürsüsünde kuruldu. Ankara Üniversitesi Senatosu’nda ilk kadın öğretim üyesi oldu. Bugün bile hâlâ kendi adıyla anılan, böbreküstü beziyle alakalı “Şevki metodu”nu geliştirdi. 1987’de rahmetli oldu. Taa en başından, en sonuna kadar, Atatürk devrimlerinin eseriydi, Cumhuriyet kadınıydı.
Sabiha Rıfat, 1927’de, bugünkü adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdi, o sene ilk defa kız öğrenci kabul eden üniversitenin, ilk kız öğrencisiydi. 1933’te mezun oldu, Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi oldu. TBMM binası dahil, sayısız önemli projeye imza attı . Fenerbahçe’nin ilk kadın voleybolcusuydu. Ve, bu konuda da erkeklerden daha başarılıydı. Üniversite öğrencisiyken, o tarihlerde karma oynanan, beş erkek ve bir kadından oluşan, İstanbul şampiyonu olan Fenerbahçe voleybol takımının “kaptan”ıydı. 2003’te rahmetli oldu. Çocuğu olmamıştı, tüm servetini şehit çocuklarının eğitimine bağışladı. Taa en başından, en sonuna kadar, Atatürk devrimlerinin eseriydi, Cumhuriyet kadınıydı.
Dolayısıyla…
10 Kasım’ı anlayabilmek için, 11 Kasım’a bu açıdan bakmak lazım
Atatürk varsa, kadın vardır.
Kadın varsa, Atatürk vardır
Atatürk’ü öldürmenin tek yolu, kadınları erkeğin gerisinde bırakmak, erkeğe muhtaç hale getirmektir. Cahillerin kadın haklarına, kadın eşitliğine, kadın özgürlüğüne düşman olmasının temel sebebi budur.
Kadın muta kuma cariye köle idi ATATURK devrimlerine Tıp doktoru mühendis hakim savcı avukat asker oldu
Sayfa arkadaşım Sayın Ahmet Ertürk'ün sayfasından alınmıştır ...
Sokak röportajcısı Arif Kocabıyık, tır dorsesinde Kapıkule Gümrük Kapısı’ndan Bulgaristan’a çıkmaya çalışırken yakalandı.
Kocabıyık’ın yanında İranlı bir kaçağın olduğu belirlendi.
Kocabıyık’ın ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan yurt dışına çıkış yasağı bulunuyor.
Türkçe'ye eğitim dili olmayı yakıştıramayanlar,
Türkçe'nin yerini üniversitelerde, liselerde, ortaokulda, ilkokulda ve anaokullarında İngilizce'ye verenler,
Türk milliyetçisi değil, olsa olsa Anglosakson milliyetçisidir.
Amaçları Türkleri Anglosaksona ilelebet köle etmektir
Terroristas islámicos asesinaron a niños yazidíes delante de sus madres.
Violaban a las madres y las dejaban morir de hambre durante días, luego mataban a los niños, cocinaban sus cuerpos y servían la carne con arroz para que las madres, sin saberlo, se comieran a sus propios hijos.
La mayoría de las mujeres se suicidaron al enterarse.
Todo el mundo musulmán sabía lo que estaba pasando, ¡pero ni un solo activista musulmán o palestino protestó por los yazidíes!
Vía @realMaalouf
Solo tiene ocho años.
Está confundida y ni siquiera comprende del todo lo que está pasando.
Esto jamás será normal. ¡Cualquier cultura que haga esto es malvada!
"If you do that again we'll send the boys around"
Watch this preached being threatened for offending Mohammad. This is not an isolated event. This is their ideology.
We will lose our freedom of speech forever.
Kızılay tarafından "koruyucu içermez" ifadeleri ve çikolata ve vişne görselleriyle satışa sunulan gazlı içecekte;
Çikolata aroma vericisi,
Vişne aroma vericisi,
Renklendirici olarak Amonyum Sülfit Karamel ve tatlandırıcılar Sukraloz ve Asesülfam Potasyum bulunuyor.
https://t.co/jBUFF23LZz
AKP'yi kapatma davasında karar bir üyeye dışarıdan yapılan müdahale ile değişmiş yani. Bu aslında yasaya göre çok ağır bir suç. Ama Türkiye'de ikili hukuk var. AKP'lilerin genel bir dokunulmazlığı var. Ne suç işlerse işlesinler yargılanmıyorlar.