Bosna Savaşı sırasında, savaş bitmek üzereyken, Boşnak askerler Aliya’ya gelirler ve “bize yapılanların aynısını biz de onlara yapacağız,” derler. Aliya, “hayır” der ve tarihe kayıt düşen şu tarihî sözleri söyler:
“Sırplar bizim öğretmenimiz değildir. Ne yapmamız gerektiğini biz Sırplardan öğrenemeyiz.
Bizim öğretmenimiz Hz. Peygamber’dir. O bize savaşta nasıl davranılması gerektiğini en iyi şekilde öğretmiş, savaşta çocuklara, kadınlara ve yaşlılara aslâ dokunulmamasını emretmiştir.
Biz de aynen öyle yapacağız. Biz onlara, onların bize yaptığı aşağılık muameleyi yapmayacağız. Ancak bu zulmü de aslâ unutmayacağız!”
#SrebrenitsaKatliamı değil #SrebrenitsaSoykırımı #Aliyaİzzetbegoviç
İçilmedi.
Çünkü 28 Ağustos 2014 itibarıyla alkollü içecek ikramı kaldırıldı.
Bundan rahatsız olan bir tane yabancı devlet adamına da rastlamadım.
Misafir ev sahibine tabidir.
@ihsanhocaresmi Kıymetli hocam, sistem nedir? Çalışanların samimi ve dert edinmesi gerek diye düşünüyorum. Sistemin mutlaka eksikliği vardır ancak ana sorun samimiyetle dert edinerek çalışmak bence.
Bugün Türk siyasi tarihinin en kara günlerinden 28 Şubat müdahalesinin 29’uncu yıl dönümü…
O karanlık ve kasvetli dönemler bir daha gelmemek üzere inşallah geride kalmıştır.
Milletimizin “gerici, mürteci, takunyalı, çarşaflı, sakallı” denilerek aşağılandığı, inancından dolayı tahkir edildiği günler artık geride kalmıştır.
Türkiye’nin kaptan köşkünde bizler olduğumuz müddetçe Allah’ın izniyle eskiyi hortlatmaya kimsenin gücü yetmez ve yetmeyecektir.
Ortada, ana muhalefetin saçmalıklarından öte, Türk havacılığını daha da güçlendirmeyi amaçlayan uzun vadeli bir vizyon bulunuyor.
Gırtlaklarına kadar yolsuzluğa batanlara tavsiyemiz: Akıllarının ermediği konularda büyük laf etmesinler, bizi lütfen kendileriyle karıştırmasınlar.
Siyasetçisiyle, gazetecisiyle, yorumcusuyla muhalefetin tam bir cinnet halinde Amerika ziyaretimizi kötülemeye çalışmasının tek nedeni, ziyaretin fevkaladenin fevkinde başarılı geçmiş olmasıdır.
Onlar başka şeyler bekliyorlardı ama hevesleri kursaklarında kaldı.
Hayal kırıklığına uğradılar, şimdi bunun öfkesiyle sağa sola saldırıyorlar.
Bizim temel prensibimiz, Türkiye’nin menfaatlerini her zeminde en güçlü şekilde savunmaktır.
Milletimizin kısa, orta, uzun vadeli çıkarları neyi gerektiriyorsa biz 23 yıldır hep onu yaptık, yarın da aynısını yapacağız.
Şayet biz muhalefetin ne dediğine baksaydık Türkiye sahip olduğu altyapı ve üstyapı yatırımlarının hiçbirine bugün sahip olamazdı.
Ne Marmaray olurdu ne İstanbul Havalimanı olurdu ne Togg olurdu ne hızlı trenler olurdu, ne 785 milyar metreküplük Karadeniz gazının ne de Gabar’daki petrol rezervlerinin keşfi mümkün olurdu.
Biz dış politikadan ulaştırmaya, enerjiden savunma sanayisine, turizmden sağlığa kadar her hamlemizi müzmin muhalefete rağmen başardık.
Bunların ülkenin ve milletin hayrına bir cümle kurması ontolojik olarak mümkün değildir, biz de böyle bir beklenti içinde değiliz.
Filistin’i tanıyan ülke sayısının 158’e ulaşmasından, bu mücadelenin âdeta öncülüğünü üstlenen bir ülke olarak büyük memnuniyet duyuyoruz.
Tanıma, ilk adım olarak elbette takdire şayandır. Bundan sonra yapılması gereken ise tanımanın hakkını vermektir.
Küçük düşünen, dış politikaya sığ bakan, yolsuzluklarına destekçi bulmak için Batılı patronlarına “sizin çıkarınızı en iyi biz koruruz” diye yalvaran zavallıları kale almadık, bugün de onları ademe mahkûm ediyoruz.
Varsın gözünü kin ve nefret kaplamış muhterisler idrakinde olmasın.
Bize Filistinli mazlumların duası yeter, bize Gazzeli masumların duası yeter.
Filistin halkının ve milletimizin hayır duasına mazhar olabiliyorsak, onların takdirini alabiliyorsak ne mutlu bize.
Gerisi boştur, lafügüzaftır.
Rabb’im bizi ömrümüzü adadığımız Filistin davasını hakkıyla savunmaktan geri koymasın.
Türkiye, Batı Şeria’yı ilhak etme ve Gazze’yi insansızlaştırma politikasının da “büyük İsrail projesinin” de karşısındaki en büyük engellerden biridir.
Ülkemizin ve şahsımızın son dönemde hedefe konulmasının esas sebebi, kararlı duruşumuzu çok net ortaya koymamızdır.
Ne küresel siyonist lobinin baskılarına eyvallah ediyoruz ne de onların içimizdeki tetikçilerinin karalama kampanyalarına boyun eğiyoruz.
Topraklarını, özgürlüklerini ve onurlarını savunan Filistin halkının yanında dimdik duruyoruz.
Türkiye’nin, bugün özgürlük için, adalet için mücadele eden mazlumların yanında olduğunu dost düşman herkes çok iyi bilmektedir.
Bunu bilmeyen, bilse bile kabullenemeyen bir tek ana muhalefettir.
Daha düne kadar Orta Doğu’ya bakınca sadece bataklık görenlerin…
Gazze’nin kahraman evlatlarına terörist iftirası atanların…
“Bize ne Gazze’den; bize ne Suriye’den, Libya’dan, Somali’den” diyen vicdansızların bugün çıkıp bizi eleştirmesinin zerre kadar kıymeti yoktur.
Bunlar dün de gönül coğrafyamıza yabancıydı, bugün de dünyada ne olup bittiğinden habersizler.
Bunlar dün de vizyonsuzdu, ufuksuzdu, kifayetsizdi, ülkemizin başarılarını çekemiyordu; bugün de haset çukurunda debelenip duruyorlar.
Hükûmetimizin uyguladığı vicdanlı, ilkeli, itibarlı, cesur ve çok boyutlu dış politikayı bir türlü kavrayamıyorlar; böyle giderse hiç anlamayacaklar.
Ne diyelim? Yazık, gerçekten çok yazık…
2005’ten 2025’e… #UNGA80
Hakkı savunmaya, adaletsizliğe karşı durmaya, mazlumun sesi olmaya, dünyanın 5’ten büyük olduğunu haykırmaya devam… 🇹🇷
https://t.co/ssog68Hrua
75 yıldır vuran katleden İsrail terörist olmuyor da ( size göre)
75 yıldır direnen Hamas mı terörist !!!
Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik ettiği ülkede yaşamaktan şeref duyuyorum ..
Mücahitleri ne enkaza dönen Gazze’nin hali ne de yakınlarının şahadeti yıldırıyor. Onları bir yalnız bırakılmaları bir de çocuklarının açlıktan ölmesi kahrediyor. Tarih bizi İslam için can veren Gazzeli müminlere su dahi ulaştıramayan acizler olarak yazacak.
#Gazzeyiunutma
Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,
Bugün, gün boyu Gazze'deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.
Gazze'deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze'deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.
Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze'de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı. Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.
Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir. Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.
Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.
Değerli dostlar,
Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...
Başta ilk günden itibaren Gazze'nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.
Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze'de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.
Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze'miz olacak!
Vallahi ahirette Gazze'den sorulacağız!
Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz!
Bugün güncel tartışmalara ışık tutması için Türkiye’nin nasıl kurulduğunu, hangi temeller üzerine inşa edildiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin nasıl açıldığını bilmeyenlere 1920 tarihli bu telgrafı özetleyerek ve sadeleştirerek bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.
Bu ülkeyi kuran esas irade budur.
Türkiye işte bu telgrafta vücut bulan hassasiyetleri korumak, yaşatmak, yüceltmek, her türlü saldırı karşısında bu değerleri muhafaza ve müdafaa etmek, nihayetinde de istikbale güçlü bir şekilde taşımak için kurulmuştur.
İslam’la müşerref olduğumuz günden beri kurulan devletlerimizin üzerinde yükseldiği değerler manzumesi işte bunlardır.
Elhamdülillah Müslüman’ız, Muhammed ümmetindeniz.
Bin yıldır ilay-ı kelimetullahın sancaktarlığını yapan Türk milletindeniz.