Teknoloji dünyasındaki bu son gelişme aslında çok bariz bir samimiyetsizliği gözler önüne seriyor. Sam Altman ve Dario Amodei gibi yapay zekanın başındaki isimlerin, daha bir yıl öncesine kadar "Yapay zeka beyaz yakalıların işlerini ellerinden alacak" diye felaket tellallığı yaparken bugün birdenbire çark edip "Ya aslında o kadar da iş gitmiyormuş, biz yanlış görmüşüz" demeye başlamaları biraz oturup düşünenlerin görebileceği bir manipülasyondu.
Mesele tamamen para ve zamanlama. Hem OpenAI hem de Anthropic bu yıl içinde halka arz edilmeye, yani borsaya açılmaya hazırlanıyor ve her ikisinin de hedefi 1 trilyon dolarlık devasa bir şirket değerlemesine ulaşmak. Erken aşamada risk sermayelerinden ve yatırım fonlarından milyarlarca dolar toplarken bu CEO’lar bilerek abartılı, adeta bilim kurgu filmlerinden fırlamış bir dil kullandılar. Çünkü özel yatırımcıya "Biz insanlığı baştan aşağı değiştirecek, tanrısal bir zeka üretiyoruz" diyerek korku ve heyecan pompalamak şirket değerini uçurmanın en kolay yoluydu.
Tabii bu manipülasyona dünden razı, devasa bir kitle de eşlik etti. Yapay zekayı iş süreçlerine entegre edip, onunla sistematik bir uzmanlık veya bilgi birikimi geliştirmek yerine, aracı ilk kez deneyen milyonlarca insan körü körüne bu felaket senaryolarına inandı. Teknolojiyi gerçekten anlamadan, sadece ilk deneyimlerindeki şaşkınlıkla sağda solda yorum yapmaya, panik yaymaya başladılar. Ortaya nitelikli bir analiz koymak yerine herkes kendi ilk şokunu paylaşınca, CEO'ların yaktığı bu yangına adeta körükle gidilmiş oldu ve panik dalgası büyüdü.
Fakat iş borsaya açılmaya ve hisseleri Wall Street’teki kurumsal yatırımcılara satmaya gelince işler değişti. Büyük fonlar ve borsa yatırımcıları belirsizlikten, kaostan ve sistemik risklerden nefret eder. Eğer siz ana ürününüzü "milyonlarca insanı işsiz bırakacak bir canavar" olarak pazarlamaya devam ederseniz, daha halka arz bile edilmeden hükümetlerin, regülatörlerin, sendikaların ve tekel karşıtı davaların hedefi haline gelirsiniz.
Bu yüzden CEO’lar, o 1 trilyon dolarlık değerlemeyi cebe koyabilmek için anlatıyı acilen sterilize etmek zorunda kaldılar. Birdenbire yapay zekayı bir "istihdam düşmanı" değil de, ofisteki verimliliği artıran zararsız ve faydalı bir iş ortağı gibi göstermeye başladılar.
İşin gelir matematiği kısmında da büyük bir kurnazlık var. Yatırımcıya "Biz var olan işçilerin yerine bu robotları koyacağız" derseniz, pazar payınız mevcut çalışan sayısı kadar sınırlı kalır.
Ama şimdi ne yapıyorlar? Jevons Paradoksu gibi ekonomik teorilerin arkasına sığınarak, "Yapay zeka süreçleri ucuzlatacağı için şirketlerin bu araçlara olan talebi katlanarak artacak" demeye getiriyorlar. Yani yatırımcıya ucu açık, sonsuz büyüyen bir pazar vadediyorlar.
İlk baştaki "kıyamet" senaryosu erken aşamada büyük fonlardan nakit kapmak için uydurulmuş bir pazarlama taktiğiydi; şimdiki "sevimli verimlilik asistanı" hikayesi ise borsada hisseleri en yüksek fiyattan halka kitleyip nakde dönmek için yürütülen bir halkla ilişkiler çalışması.
Sırf bu adamlar milyarlarca dolar kazanacak ve kendi yetkinliğini geliştirmeden panik yapan kitleler bunu konuşacak diye, geleceğe dair vizyonumuzu onların manipülatif açıklamalarına göre şekillendirmemek gerekiyor.
''Son 50 yılda aileler için en büyük “kazanım” gibi görünen şey aslında bir tuzak olabilir mi?
Rory Sutherland, Alex O’Connor’ın podcast’inde şunu söyledi:
Çift gelirli hane modeli başlangıçta güzel bir seçenekti. İki eş de çalışıyor, eve daha fazla para giriyordu. İlk bakışta harika görünüyordu.
Sonra gerçeklik değişti. Devletler iki kat vergi almaya başladı. Ev sahibi olanların mülk değerleri uçtu. Konut fiyatları iki maaşa göre yükseldi.
Bir anda tek gelir artık yeterli olmamaya başladı; hatta danışman cerrahlar gibi yüksek kazançlı bekârlar için bile.
Aileler, yaşam tarzlarında sadece sınırlı bir iyileşme elde etmek için haftada yaklaşık 35 saatlik boş zamanlarından vazgeçti.
Özgürlük olarak başlayan şey, sessizce zorunluluğa dönüştü. Bu da bekâr insanları ve çocuklarını bizzat yetiştirmek isteyen ebeveynleri ciddi biçimde dezavantajlı hale getirdi...''
200 Yıllık Türk Çağdaşlaşmasının merkez sorusu.
Dinci bu soruyu soracak kafadan yoksundur. Dinciye göre Avrupa’nın cenabet gezen kâfirlerden ibaret olması Türkiye’de bu yönde bir değişime gerek olmadığının kanıtıdır.
Biz Türk çocuklarının Sason, Adana, Van, olaylarından Akdamar adasından, fırınlarda yakılan Türklerden haberi yok. Cemal Paşa Başlangıçta Ermeni tehcirine karşıyken sonrasında şöyle der: ''Adana'da, Tarsus'ta, Hamidiye'de, Misis'te, Erzin'de, Dörtyol'da, Azizli'de Ermenilerin çok olduğu her yerde öyle müthiş katliamlar başlamıştı ki, bunları tafsilatını okumak, insanı cidden nefretlere düçar eder." der. ''Bir Ermeni eğer bir ceketi varsa onu satıp Türklere karşı bir silah almalıdır'' ideolojisiyle Ermeniler, Osmanlı bankası dahi soymaya çalıştı. II.Abdülhamid'e suikast düzenledi. Bomba erken patlayınca 26 vatandaşımız camii çıkışında öldü. II.Abdülhamid katilleri affetti. Tevfik Fikret bu olayla ilgili
''Ey şanlı avcı, damını bihûde kurmadın.
Attın fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın'' diye şiir dahi yazdı.
Ermenilerin Türk kadınlarını esir alıp Akdamar adasına götürüp tecavüz ettiğini kaç Türk biliyor? Kars, Erzurum’da hâlâ toplu mezarlar çıkıyor. Ermenilerin Rusya savaştan çekilince önce İngiliz sonra Fransız yardımıyla bizle savaştığını sadece kağıt üstünde biliyoruz. Türk milli bilince sahip olmadıkça, her masada yumuşak karnıyla ezilecek. Haksız olduğundan değil, bilmediğinden. En çok bizim okuyup bilmemiz lazım. Türkler Yunan’ların, Makedonların, Ermenilerin, Sırpların kendine yaptığı zulümleri hiçbir zaman öğrenmedi. Öğrenmemeye devam ettikçe bu milli bilinç gelişmeyecek.
“Ermeniler binlerce Türk evladını katletmiştir. Tüm arşivler açılmalı ve Ermeniler Türklerden özür dilemelidir.”
Diri diri yakılan Türkler, toplu şekilde katledilen Türkler, tecavüze uğrayan Türkler iken ermeniler utanmadan soykırım yalanını ortaya atıyor!
Ermenileri doğu bölgesinden attık benim içim soğumadı mevcut Ermenistan topraklarını da ele geçirip Ermenileri Rusya’ya postalamalıyız!
Yunanistanlı yazar Dr. George Nakratzas,
"Yunanistanlı olarak asıl biz Türkler´e soykırım yaptık.
Dünyada bir katliamdan söz edilecekse, Yunanlılar´ın katliamlarına bakmak gerek."
Biz bir miktar adam bu kavgaya devam edeceğiz 40 sene kaybedeceğiz 1 sene kazanacağız sorun yok biz bu takımı televizyona bakıp çok kazanıyor diye seçmedik. Mezarlıklarımız orada